Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Ömer Faruk Eminağaoğlu

Ücretsiz tercüman mı anadilde savunma mı?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:52 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:52

Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun "Ücretsiz tercüman mı anadilde savunma mı" başlıklı yazısı 9 Mart 2013 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Ücretsiz tercüman hakkı, adil yargılanma kapsamında tanınıp koruma altına alınan temel bir insan hakkıdır. Bu hak uyarınca, mahkemelerde kullanılan resmi dili bilmeyen ve anlamayanlara, kendilerini mahkeme önünde ifade edebilmeleri için ücretsiz tercüman atanmaktadır. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde yine BM Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nde yer alan bu içerikteki koruma, iç hukukta da aynı paralelde 2005 yılında sağlanmıştır. Ancak mahkemede kullanılan resmi dilin bilinip bilinmediği konusunda, uygulamada her zaman kişinin kendi beyanına dayanılmaması, bu haktan etkin yararlanılamamasına neden olmuştur.

Kişinin resmi dili bilip bilmediği konusunda kendi beyanının esas alınacağı yolundaki bir içtihat ya da yasa değişikliği ile sorun giderilebilecekken, bunlar yapılmamıştır. Temel insan haklarının ötesinde tamamen siyasi nitelikte sonuç doğuran bir yasal düzenlemeye gidilmiştir. Böyle yapılmakla da bu düzenleme, yaşanan sorunu çözmek bir yana, soruna yeni boyutlar eklemiştir.

***

Yapılan düzenlemede, ücretsiz tercüman hakkından yararlanmak isteyen kişinin, resmi dili bilmediğine yönelik “beyanına kural olarak itibar edileceği” hükmü yasaya eklenmemiştir. Dolayısıyla resmi dili bilmeyenler yine aynı sorunları yaşamaya devam edecektir. Bu konuda uygulamada resmi makamlardan kaynaklanan sorunlar için de çözüm ortaya konulmamıştır. Ayrıca kişiler yönünden de bu hakkın kötüye kullanımını engelleyici bir hükme de yer verilmemiştir. Dolayısıyla yaşanılan sorunlarla ilgili tek bir düzenleme yapılmamıştır. Peki ne yapılmıştır?

Resmi dili bilen kişiler için düzenlemeye gidilmiş bu kişilerin de, resmi dil dışında bir başka dilde daha etkili savunma yapabilecekleri yolundaki “beyanlarına itibar” edilerek savunmalarını yapabileceği hükmü yasaya eklenmiş, böylece amacın adil yargılanma ve savunma olmadığı açıkça ortaya çıkmıştır. Bir siyasi tercih yoluyla dil konusunda, yargı alanında tek resmi dil esasına istisna yaratılmıştır.

Amacı açıkça ortaya koymayıp dolanan bu gibi düzenlemelere yönelinmesi, sorunların gerçekten yaşandığı alanlarda çözüme yönelik adımlar atılmasını engellemektedir. Bu içerikteki düzenlemenin gerçek amacının da, yaşanan sorunların çözümü olduğu söylenemez.

Kaldı ki bu düzenlemeye göre resmi dili bilen kişi, tercümanını yanında getirirse ve parasını da kendisi öderse etkili kullandığı (anadil veya adı ne olursa olsun) bir başka dilde savunma yapabilecektir ki, bu içerik zaten insan hakları ve savunma düşüncesi ile hiçbir biçimde bağdaşmamaktadır. Çünkü burada konu edilen temel haklar, maddi duruma göre yararlanılabilen haklardan değildir. Bu saptama bile yapılan düzenlemenin, ücretsiz tercüman hakkıyla dolayısıyla temel haklarla ilgisinin olmadığını göstermeye yetmektedir.
***
Resmi dil bilmesine rağmen, istediği dilde bu bağlamda, anadilde veya kendini ifade edebildiği dilde savunma, temel haklar bağlamında değil, sadece siyasi bir tercih olarak çok dilli bir sistemde söz konusu olabilir ya da azınlıklara bu hak tanınabilir. Anayasal boyutta tek resmi dil anlayışı geçerli olduğu sürece, bu konu hukuksal yönden gündeme gelemez. Yapılan düzenleme bu yönden anayasal normlarla çatışan bir düzenleme olmuştur.

Dil boyutuyla azınlık konusu Sevr’de yer almakta ise de, bu anlaşmanın reddi nedeniyle dil yönünden azınlıklar, bu coğrafyada söz konusu olmamıştır. Lozan Antlaşmasına göre de sadece gayrimüslimler azınlık sayılmıştır. Bu antlaşmanın 39/5’inci maddesinde ise, sadece azınlık kapsamında olan yani gayrimüslimlere (resmi dil dışında) anadilleri ile savunma hakkı tanınmıştır.

Anadilde savunma kazanımı söylemlerine rağmen, Lozan Antlaşması’nın 39/5 maddesi gözetildiğinde, yapılan yeni düzenleme kapsamında yer alabilecek olan örneğin kürt kökenliler, artık eşit yutttaş yerine ulusal azınlık benzeri duruma sürüklenmişlerdir! Emperyalizmin Lozan’da yaptıramadığı, Sevr’de amaçladığı bu sonuç, bu şekilde ortaya çıkmıştır. Ancak kimse bu fotoğrafı görmek istememektedir. Sanırım ileri demokrasinin barış sürecinden olsa gerek!...

Bunun bir başka yorumu ise, “yetmez ama evet” denip, kurucu iradenin ve Lozan’daki iradenin değişmesine yönelen sıradaki bu adımın atılmasıyla tek resmi dil kuralına yargı alanında ayrık durum yaratılmış, ayrıca dil üzerinden tek ulus ve ulus devlet konusu da sıraya alınmıştır.

***

Kültürel hakların zamanında ve yeterince sağlanmaması, temel insan hakları konusunda yaşanan sorunlar, Lozan’ın yarattığı eşit yurttaş bilincinden, özellikle 12 Eylül süreciyle hızla uzaklaşılması ve uzaklaştırılması, bu sürecin de hâlâ yürütülmesiyle ortaya çıkan sonuç böyle olmuştur...

Ücretsiz tercüman hakkı denilirken, savunma üzerinden nereden nereye!

Ömer Faruk Eminağaoğlu 'ın Son Yazıları