Ömer Faruk Eminağaoğlu
Savunmanın hali
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:52 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:52
Bağımsızlıkları yok edilen yargıç ve cumhuriyet savcıları üzerinden yürütülen süreç, siyasi iktidarı öylesine mutlu etmiş olmalı ki, yargı kullanılarak yürütülen bu sürecin kesintiye uğramaması için, savunmayı da etki altına alabilmek noktasında hiç bir fırsat kaçırılmıyor... Sanırsınız ki söylendiği gibi, savunma konusunda gerçekten ciddi adımlar atılıyor, sorunların üzerine gerçekten kararlılıkla gidiliyor!.. Oysa yapılanlara bakınca söylenenlerin aksine yeni engellerin yaratıldığı, yargının sürüklendiği durumdan doğal olarak savunmanın da her alanda nasibini aldığı açıkça görülüyor...
* * *
Avukatların görevleri, sadece katıldıkları davalarda savunma yapmak değil, toplumsal sorumlulukları itibarıyla, hak ve özgürlükler konusunda toplumu da aydınlatmaktır. Bu dönemde avukatlar toplumsal sorumluluklarını yapmaya yeltendikleri anda, örgüt mensubu olarak fişlendikleri için, kendisini iktidardan soyutlayamayan ve hukukun dışına çıkan yargı da, hizaya çekilmek istenen herkese yaptığı gibi, meslektaşlarını da tutuklamak konusunda hiç bir biçimde tereddüt göstermemektedir.
Aziz Nesin’in yazdıklarından öğrendiğimiz, yıllar önce sıkıyönetim mahkemelerinde savunmanlık yapmak isteyen avukatların, bunun için öncelikle sıkıyönetim komutanları tarafından veto edilmemeleri gerektiği şeklinde idi.
Şimdi aydınlık yarınlar için mücadele eden avukatlar tutuklandıkları için, hem toplum önüne çıkmaları engellenmekte, hem de sadece sırtlarına cübbe giymekle yargıç oldukları sanılan kişilerin yer aldığı sıkıyönetim mahkemelerinden farkı olmayan mahkemelerde de bu yolla avukatlık yapmaları veto edilmiş olmaktadır. Dolayısıyla belirli davalardan da uzak tutulmaktadırlar! Savunmanın içine düştüğü bu durum, yaşananların da ilan edilmemiş bir sıkıyönetim hali olduğunu göstermektedir...
İşte artık toplumu ve mahkemeleri hukuk çizgisine taşımak faaliyetinin bile örgüt suçlamasına yeter görüldüğü, meslekleri uyarınca bunu yapmak zorunda olan avukatların da örgüt suçlamasına muhatap oldukları, dolayısıyla hukuk devleti niteliğinin sözde kaldığı bir ülkedeyiz... Bu konuda hangi örgüte mensubiyet haline ise başbakan tarafından karar verilmekte ve tutuklanmalar da sıkça yaşanmaktadır. Artık adliyelerde polisler avukatları kovalamaktadır. Yine artık avukatlar da hukuku öne çekerek değil, dinsel figür ve simgelerle görev yapmaya başlamışlardır. Barolar üzerindeki soruşturmalar yoluyla yaratılan baskıları da unutmamak lazım... İşte bu yeni dönem, savunmaya da her yönüyle damgasını vuran bir dönem...
Uygulamalarla bunlar yaşanırken, yargı paketlerin yarattığı ise bambaşka...
Adli işlemlere muhatap olanların avukatları yoksa, talep etmeleri halinde, temel insan haklarının gereği olarak, adil yargılanma hakkını etkin kullanabilmeleri için, kendilerine avukat atanmaktadır. Yine temel insan hakları uyarınca, bu atamanın da maddi durumu olmayanlar için mutlaka ücretsiz olması gerekmektedir. Oysa yargı paketleriyle durmadan reform üstüne reformların yapıldığı Türkiye’de (!), maddi durumu olmayanlar yönünden bu haktan ücretsiz yararlanılması zorunluluğu nedense hala daha görmezden gelinmektedir. Bu nedenle haklarında dava açılan kişilere, avukat ataması yapıldığında eğer mahkumiyet kararı söz konusu olursa, atanan bu avukatlara barolarca ödenen ücret de, maddi durumlarına bakılmaksızın her durumda yargılama giderlerine dahil edilip, sanıklardan tahsil edilmektedir. İşte İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi uyarınca, adil yargılamanın en temel koşuluna aykırı olarak, 2006 yılındaki bir yasa değişikliği nedeniyle Türkiye’de durum böyle!
Yargılama sürecinde görevlendirilen bu avukatlara baroların ödediği ücretler, baroların bağımsızlık içinde kalabilmeleri için, hazinenin doğrudan barolara aktardığı kaynaktan karşılanmaktaydı. Ancak yukarıda bahsedilen 2006 yılında yapılan reformla artık hazine, bu parayı Adalet Bakanlığına, Adalet Bakanlığı ise barolara aktarmaktadır. Böylece baroların bu konuda devlet hazinesini değil, Adalet Bakanlığı bütçesini kullanır durumda bırakılmaları nedeniyle, bütçe yönünden bağımsızlıklarına da yeni bir darbe vurulmuştur. 12 eylül ile idari ve mali vesayet altına sokulan barolara bir de bu yolla bütçe vesayeti yaratılmıştır!
Yargı paketiyle gerçekleştirilen ana dilde savunma konusunda da yeni sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu konuyu bir dahaki yazımızda irdeleyelim.
* * *
Yargı alanında KHK çıkarılmasına anayasal engel bulunduğundan, yargı alanında yapılacak düzenlemeler için KHK gibi iktidarın tek belirleyici olduğu yargı paketleri formülünü üreten ve her yeni paketle de bu gibi yeni sorunlar yaratan, etkisi altına aldığı yargı ve bu bağlamda savunmayı da devre dışı bırakmayı amaçlayan iktidar, kendi hukukunu yaratabilmek için yoluna kararlılıkla devam etmektedir!