Ömer Faruk Eminağaoğlu
Kuvvetler ayrılığı(mız)!
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:47 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:47
Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun "Kuvvetler ayrılığı(mız)!" başlıklı yazısı 29 Aralık 2012 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Demokrasilerde neden ve niçini bile tartışılmayan kuvvetler ayrılığına ne gerek olduğu konusu, ülkemizi ileri demokrasiye taşıyan hükümetin başkanı tarafından ifade edilebildi...
İleri demokrasimizde yine sosyal devletin gereği olarak su değil ama tazyikli su da bedava yapıldı!
Yine ileri demokrasimizde isteyen herkese gaz değil ama biber gazı da artık bedava!
Bu örnekleri alt alta sıralamak bile bir yazı dizisi ortaya çıkaracak boyutta.
Yasama organına baktığımızda, grubu bulunan siyasi partilerden iktidar partisi dışındaki her partiden tutuklu milletvelili bulunmakta! Suçları hükümete, hükümetin koruduğu düzene darbe! Ve bu milletvekilleri, Anayasadaki bir 12 Eylül hükmü nedeniyle tutuklu... 12 Eylül’ün izlerini silecek yeni bir anayasa yapıldığı da söylenmesine rağmen, bu süreçte bile o hüküm orda, miletvekilleri de cevaevinde! Bize kanıksatılan ileri demokraside kuvvetler ayrılığı, işte böyle bir şey!
Yasama organına, hükümet tarafından iletilen tüm yasa tasarıları, firesiz biçimde yasalaşıyor! Böylece TBMM boşa çalışmamış oluyor! Yasama organında yasa teklifleri bile yasalaşabiliyor. Bu yasa tekliflerini bile hazırlayıp TBMM’ye sunmayı dahi iktidar partisi üstleniyor ve 4+4+4 örneğindeki gibi, yasalaşabilen tüm yasa tekliflerini de hep iktidar mensupları TBMM’ye sunuyor! İleri demokrasiye de yakışan böyle bir iktidar partisi! Muhalefetteki partilerce sunulup da yasalaşan tek bir yasa teklifi dahi yok! Ama kuvvetler ayrılığının demokratik çoğulculuğu gereği, onlarda yasama organı içindeler...
Yürütme organına baktığımızda, son derece uyumlu bir tablo... Cumhurbaşkanı, hükümetten giden kaç tane işlemi ya da TBMM’de kabul edilen kaç tane yasayı geri çevirmiş! Son derece uyumlu bir Cumhurbaşkanı! Hükümette de yine başbakanın ağzına bakan son derece uyumlu bir tablo!
Yargıya gelince onlara soran yok zaten... Onlar her zamanki gibi ne denirse onu yapıyor!
12 Mart’ta yargıya soran mı oldu! 12 Eylül’de! Bugünse yüzüne bile bakan yok! Yargı bir yönetim organı haline gelmiş durumda! İktidar nereyi yönetmek istiyorsa, anında yargıyı devreye sokmakta! Artık yurt içindeki olaylarda, silahlı herhangi bir güce gerek yok! TSK’mı yönetilecek, hemen yargı göreve! Basın mı yönetilecek, hemen yargı göreve! Sivil örgütler, demokratik kuruluşlar mı yönetilecek, hemen yargı göreve! Bu şekilde, istenilmeyen sesler içeriye, kalan uyumlu seslerle her kurum da yoluna...
İktidar, güç nerede yargı orada... Gittiği yerin gücünü, kendi gücü sanan bir yargı! Bununla bir işe yaradığını, kuvvet olduğunu düşünerek, mutlu olan bir yargı! İleri demokrasi de durum böyle...
Basın da aynı durumda... Demokrasilerde, yazılı olmayan dördüncü kuvvet basın. Basın, iktidarın resmi yayın organı görevine soyunmuş. Bunu yapmayanlar, ya yargı yoluyla içerde ya da mali zorluklar ve baskılarla renksiz bir yayın yapar duruma sokulmuş. İktidarı besleyen basın ise, sadece yaptığı yayınlarla bunu yürütmekle de kalmamış, diğer tüm basın organlarının eleman sorununu da, oralara yaptığı transferlerle çözerek, oraları da görünürde farklı ses haline dönüştürmüş...
Demokratik kitle örgütleri de benzer durumda.
Bu tabloda lafta kalan kuvvetler ayrılığından, başbakanın şikayet etmesi elbette son derece doğal... Çünkü o hiç bir şeyin lafta kalmasını bile istemiyor! Biz ise dönüp, lafta kalan şeyle yetinip, bir de lafta kaldığı haliyle kanıksayarak, başbakana kızıyoruz!