Ömer Faruk Eminağaoğlu
İfade özgürlüğüne de paket
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:53 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:53
Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun “İfade özgürlüğüne de paket” başlıklı yazısı 30 Mart 2013 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Yasama ve yargı organları, artık yürütmenin iş ve işlemlerini ne derecede denetleyebilmektedirler? Yeni bir anayasa olmalı mı olmamalı mı ya da nasıl olmalı konularında bile tek söz sahibi kimdir? Bu soruların gerçek yanıtları, süreç ve sistemin nereye gittiği yönünden önemlidir.
Yaratılan fiili durumlardan sonra, içeriğini tamamen hükümetin belirlediği ve atacağı adımlara dayanak alacağı yeni bir yargı paketi yine gündemdedir. Bu paket de, öncekilerde olduğu gibi hiçbir siyasi partinin etkisi olamadan yasalaşacaktır... Böylece yargı ve yasalar, hükümeti sınırlamak ya da denetlemek bir tarafa, hükümete meşruiyet sağlamak boyutunda kalmaya devam edecektir.
Son yargı paketiyle, ifade özgürlüğünün en geniş çizgiye çekileceği, şiddet veya şiddete çağrı içermeyen açıklamaların avrupa düzenlemeleri paralelinde suç olmaktan çıkarılacağı söylenmektedir. Terör örgütlerinin açıklamaları ve bu açıklamaların yayınlanması, terör örgütlerinin propagandası da suç olmaktan çıkmaktadır. Bir sonraki adımı konuşmadan, bu düzenlemenin yeni bir açılım mı, ya da tam tersi, bir sömürü mü olduğuna da karar verelim.
* * *
Avrupa ile aynı adımlar atılacaksa, ÖGM ve terör mahkemeleri neden faaliyettedir? Tutukluluk koşullarının oluşması bir tarafa, suçun bile oluşmadığı birçok davada, gazeteci, avukat, akademisyen, asker, aydın, siyasetçi, milletvekili, sendikacı gibi hükümetle aynı paralelde düşünmeyen ama sonuçta “düşünen” kim varsa, neden hâlâ tutukludur? Sorular çok...
Bu düzenlemeyle, barış süreci olarak adlandırılan dönemde masadakilere ifade özgürlüğü sağlanacaksa da, hukuk devletinin koruma ayaklarının eksik olduğu 1960 öncesine, üstelik yasalar yoluyla dönülebilecektir! Çünkü bu konuda diğer kesimler için hiçbir hukuksal koruma söz konusu olmayacaktır. Ayrıştırıcı ve baskılayıcı bir ortam riskini yok etmeyen içerik söz konusudur. Bu adım ifade özgürlüğünü belki bir an için genişletecek ama sonuçta var olan ifade özgürlüğünü de yok edecektir. Nasıl mı?
İHAM kararlarında, şiddet veya şiddete çağrı içermeyen düşünce açıklamalarının suç olmadığı, bu açıklamalarda terör örgütü propagandası yer alsa bile durumun aynı olduğu, ancak bu özgürlüğün de sınırsız bir özgürlük olmayıp, sınırlama ölçütleri arasında “ulusal güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni…” kavramlarının da yer aldığı belirtilmektedir. İHAM’a göre bu durumlarda sınırlandırma için zorlayıcı bir sosyal gereksinim olmalı, sınırlama uygun, ilgili ve yeterli, ölçülü ve orantılı yapılmalı radikal yani aşırı bir yaptırım öngörülmemeli, yine demokratik toplum gereklerine de aykırı hareket edilmemelidir.
Demokratik toplum gerekleriyle kastedilen, çoğulcu demokrasidir. Kavramın içeriği her ülke için aynıdır. Yani karşıt düşüncelerin kendilerine yaşam hakkı bulabildiği bir ortam gerekmektedir.
Zorlayıcı sosyal gereksinim kavramının içeriği ise, her ülkenin tarihsel geçmişine, sosyolojik yapısına ve koşullarına göre anlam bulur. İHAM kararlarında da vurguladığı üzere, Almanya’da Nazizm, İtalya’da faşizm, şiddet ve baskı olmadan bile, her an toplumda taraftar bulabileceği için, bu ülkelerin anılan ideolojiler konusundaki kısıtlamalarında takdir marjları geniş olup, kural olarak kısıtlama için şiddete çağrı, şiddeti teşvik unsurlarının aranması dahi gerekmemektedir.
İHAM, Türkiye hakkında verdiği şeriatla ilgili kararlarda, aynı gerekçelerden de hareketle, yine şeriatın yapısı ve içeriğinde cihad yani şiddet de olduğu için, bu konuda şiddet içermeyen eylemlere yönelik kısıtlamalar getirilebileceğini ifade etmiş ise de, bu pakette anılan İHAM kararları görmezden gelinip İslami terör örgütlerinin önü açılmaktadır! Yine İHAM, avrupa kamu düzeni içinde “toprak bütünlüğüne aykırılık ortaya çıkmadıkça,” federalizm, etnisite, azınlık konularının ve bunlarla ilgili, şiddet ve şiddet çağrısı içermeyen, yine şiddeti teşvik etmeyen aykırı, şok edici düşüncelerin yer aldığını söylemektedir. Ayrılıkçı hareketler ve terörü teşvik eden eylemleri ise bu kapsamda görmemektedir. Bunlar da gözetilmemiştir.
* * *
Sonuçta yaşanan sorunlara gerçekçi saptamalar yapılmamış ve gerçekçi çözümler üretilmemiştir. İHAM’ın belirttiği özgürlük alanını sağlamayan, evrensel ölçütleri sömüren, dolanan hatta yok edebilecek, bugünü de aratacak bir düzenleme ortaya çıkmıştır.