Ömer Faruk Eminağaoğlu
Hep tutanın elinde bir HSYK!
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:07 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:07
Yeni yıl, hukuk ve demokrasi sorunlarının yaşanmayacağı, hukukun üstün ve egemen olacağı, yargının hiç bir gücün etkisi altına girmeyeceği bir yıl olsun... Bunlar kuşkusuz sadece demekle veya beklemekle gerçekleşecek şeyler değil. Ülkemizde yargı mensupları bekleyip durdukları, etkin ve örgütlü mücadeleden genelde kaçındıkları için, yaşanan sorunlar da katlanarak devam ediyor.
* * *
12 Eylül hatta 12 Mart’tan bu yana hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı konularında içten bir siyasi irade sergilenmeyip, son on yılda da bu sorunların tavan yaptığı gözetildiğinde, çözüm için köklü bir reform kaçınılmaz. Reformun ise, 2010’da yapılan Anayasa değişikliklerinin çöpe atılması yanında, hukukun dolanılmaması için o anlayış ve iradenin de çöpe atılarak yapılması gerekiyor.
Hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı konularına ilişkin hükümler ve kurumlar 1961 Anayasası’nda yer almış, o dönemde çıkartılan uygulama yasalarıyla da bu konular, etkin biçimde yaşama da geçirilmiştir. 12 Mart sonrasındaki Anayasa değişiklikleri ve bu değişikliklere göre yapılan yasa değişiklikleri ise, hukuk devleti ve doğal olarak da yargı bağımsızlığını yerle bir etmiştir. 1961 Anayasası ile kurulan Yüksek Yargıçlar Kurulu da, bu müdahaleden payına düşeni almıştır. 1982 Anayasası’nda HSYK olarak düzenlenen bu kurul, böylece 12 Eylül’den de payını almış, 2010 daki anayasa değişikliği ile HSYK bir adım daha geriye çekilince, kurulun yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi için var olduğu gerekçesi tamamen sözde, kendisi ise tutanın elinde kalmıştır.
2010 sonrasındaki yapıya baktığımızda Adalet Bakanı, hala HSYK başkanı olup HSYK başkanı sıfatını da taşıyan bu bakan aynı zamanda Milli Güvenlik Kurulu üyesidir! Adalet Bakanlığı müsteşarı, HSYK’da hala doğal üye olduğu gibi, bu sıfatı taşıyan müsteşar bir de Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı bünyesindeki istihbari kurula üye yapılmıştır! Tam bir akıl tutulması! 12 Eylül’ün bile cesaret etmediği böyle bir HSYK, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesine değil olsa olsa iktidarın güvenliğine hizmet etmez mi...
12 Eylül döneminde çıkarılan yasaların çok büyük bölümünün yürürlükten kaldırılmasına rağmen, yargıç ve savcıları memurlaştıran 12 Eylül döneminden kalan yasanın hala daha yürürlükte tutulması bile, bağımlılık ve müdahale ortamı için tek başına yeterli olup, bu durum geçmişteki o anlayıştan da kopulmadığını ayrıca göstermektedir.
12 Eylül’ün yarattığı modelde HSYK içinde müsteşarın yer alması haklı olarak eleştirilmiştir. 12 Eylül’den bu yana ve özellikle son on yılda öyle bir yargıç ve cumhuriyet savcısı profili oluşturulmuştur ki, 2010 Anayasa değişikliği ile yargıç ve cumhuriyet savcılarına HSYK için oy hakkı tanındığında, bu yargıç ve cumhuriyet savcıları, HSYK’da müsteşarın bulunmasını yeterli görmeyip, kendi oylarıyla Adalet Bakanlığı’ndaki müsteşar yardımcısı, genel müdür, daire başkanı gibi kişileri HSYK üyesi seçerek 12 Eylül anlayışına da zirve yaptırmışlardır! Akıl tutulmasının da ötesi bir durum!
Bugün HSYK’nın, yargıç ve savcılarla ilgili ihraç kararları dışında kalan her türlü kararlarına karşı, yargı yolu kapalıdır. 2010 Anayasa değişikliği ile kendisine genelge ve yönetmelik gibi düzenleyici işlem yapma yetkisi tanınan HSYK’nın, bu gibi işlem ve kararlarına karşı da yargı yolunun kapalı olduğunu Danıştay ifade etmiştir.
Böyle bir organın ülkemizde yakın geçmişteki en yakın örneği, 12 Eylül dönemindeki Milli Güvenlik Konseyi, bilinen diğer adıyla darbe konseyi değil midir! Darbe konseyine, 2324 sayılı Yasa ile tanınan yetkileri hatırlayınca, ileri demokrasinin ürünü bugünkü HSYK için 2010 Anayasa değişikliğine ve bu değişikliğe göre çıkartılan 6087 sayılı HSYK Yasası’na bakınca, aralarındaki örtüşme karşısında, bu HSYK’nın nerede ya da ne kadar ilerde olduğu daha net görülmüyor mu! Bu tablo ve yarattığı sonuçlar karşısında, evetçiler ve yetmez ama evetçilerin sadece özeleştiride bulunmaları yeterli mi acaba!
* * *
Hukukun üstünlüğünün yaşama geçirilmesi, sorunların başka çekişmelerle daha da artmaması için, ilgili tüm sivil örgütlerin ve bilimsel çevrelerin de görüşleri alınarak, süresi biten HSYK üyeliklerine 2014 yılı Ekim ayında seçimler yapılacağı gözetilerek, bu seçimler öncesinde bir anayasa değişikliğine gidilmelidir. Bu değişiklikle de 12 Eylüllerdeki yapılar çöpe atılmalı, yeni 12 Mart ve benzeri yapılardan da uzak durulmalıdır.