Ömer Faruk Eminağaoğlu
Bu sicillerle bu demokrasi!
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:56 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:56
Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun “Bu sicillerle bu demokrasi!” başlıklı yazısı 18 Mayıs 2013 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Örgütlenme, demokrasinin temeli. Sistemi demokratik düzlemde tutabilmek, demokrasi için mücadele edebilmek ya da her ne olursa olsun bir konuda etkili faaliyette bulunabilmenin kaçınılmaz yolu. O nedenle örgütlenme süreci ve düzeyi, demokrasiyi yaşama biçimi ile de doğrudan bağlantılı.
Demokratik sistem içerisinde hakları etkin kullanmanın, sorunlarla etkin mücadelenin yolunun örgütlenmeden geçtiğini söyledik. Tüzel kişi niteliğindeki örgütlenmeler, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve özel hukuk tüzel kişilikleri niteliğindeki örgütlenmeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunlara şöyle bir göz atacak olursak, bu örgütlerin sicil kayıtlarının tutulması ve bu yoldaki yöntem, demokrasi sicilimizi daha doğrusu demokrasi notumuzu da yansıtmaktadır. Başka söze de gerek kalmamaktadır. Çünkü bu kayıtlar, gerçekten sicil ve güvence için mi, yoksa fişleme için mi yapılmaktadır? Bu durum çok biçimsel bir bakış açısı gibi gözükse de bu sicil aynasında, aslında işin özü de her türlü çıplaklığı ile gözler önüne çıkmaktadır...
Kamu tüzel kişiliklerine üyelik zorunludur. Ticaret ve sanayi odaları, borsaları, deniz ticaret odaları bu bağlamdaki örgütler olup, kurulan şirketler ilgili oldukları bu örgütsel yapılardaki ticaret sicillerine kayıt edilmektedir. Yine serbest icra edilen meslekler için de, ilgili meslek örgütü veya odalara kayıt zorunludur. Tüm bu kamu tüzel kişilikleri hakkında da Anayasa uyarınca idari ve mali vesayet ve denetim hali söz konusudur.
Özel hukuk tüzel kişilerine bakacak olursak, bu tüzel kişiliklere üyelik zorunlu değildir. Özel hukuk tüzel kişilikleri, kişilerin serbest iradeleriyle kurulmakta olup, artık serbest iradenin ötesinde yasa ile bu gibi özel hukuk tüzel kişiliklerinin kurulması eğilimi ciddi bir biçimde ortaya çıkmıştır ki, yasayı çıkaran irade, bu yapıları sivil ve serbest iradeyle kurulmuş örgüt gibi dayatarak, yarattığı vesayet yoluyla sivil örgütlenmeleri de ayrıca amacının dışına çekecektir.
Özel hukuk tüzel kişilerinden olan kooperatifler, ortaklarının ekonomik çıkarlarına yönelik olarak, izin yoluyla kurulmakta ve kayıtları ticaret sicilinde yer almaktadır. Vakıflar ise izne bağlı olmadan, belirli amaca mal özgülenerek kurulmakta, kurulduğu yerdeki mahkeme bünyesinde yer alan sicil yanında Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesindeki sicile de kaydedilmektedirler. Yine dernekler, izne bağlı olmaksızın kurulmakta, sicil kayıtları da mülki amirlikte tutulmaktadır.
Siyasi partiler, demokrasi için olmazsa olmaz nitelikte, izne bağlı olmaksızın kurulan örgütlerdir. 12 Eylül öncesi parti sicillerini Anayasa Mahkemesi tutmakta iken, 12 Eylül’den beri bu konudaki siciller Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tutulmaktadır. 12 Eylül döneminde çıkarılan Siyasi Partiler Yasası hâlâ yürürlükte olursa, siyaset hâlâ daha 12 Eylül kurallarıyla yapılırsa, partilere yönelik bakış açısı da 12 Eylül anlayışı ile örtüşen biçimde hâlâ daha sürerse, bu tablonun değişmemesi de kaçınılmaz. Siyasi parti sicillerinin Başsavcılık tarafından tutulması inanılır gibi değil! Üstelik bu Başsavcılık aynı zamanda siyasi partileri soruşturan Başsavcılık olduğu için de, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan siyasi partilere 12 Eylül’den kalan şekilde potansiyel suç örgütü bakış açısı!
Ve bitmedi! Ya sendikalar! Sendikalar, mülki amirliğe başvurmakla ve izne bağlı olmaksızın kurulmaktadır. Sicilleri ise emniyet müdürlüklerindeki güvenlik şube müdürlükleri bünyesinde tutulmaktadır. Hatta bu durum yeni çıkarılan sendikalarla ilgili yasada bile değişmemiştir. Sendikalara, 12 Eylül yönetimi de, şu an ki siyasi irade de, güvenlik sorunu olarak baktığı için, kayıtları belirtilen biçimde tutulmaktadır.
Emniyet birimlerinde kayıtları tutulabilecek örgütler, olsa olsa çıkar amaçlı ya da terör nitelikli örgütler yani suç örgütleri olabilecekken, ülkemizde parti sicilleri potansiyel suç örgütü gibi Başsavcılık, sendika sicilleri de güvenlik sorunu gibi emniyet birimlerinin elinde! Bu anlayışla kayıt tutmak da sonuç olarak, sicil oluşturmak değil, fişlemeden öte bir anlam taşımamaktadır. İktidarı döneminde bin 700 dolayında yasa çıkaran siyasi irade, bu konuda bir değişikliğe gitmediği için, 12 Eylül’den beri bu tablo böyle! Hele hele mal özgülenmesi yoluyla kurulan vakıfların sicil kayıtları, en güvenceli biçimde mahkeme bünyesinde tutulurken, siyasi partiler ve sendikalar için en güvencesiz bir ortam yaratılması, fazla söze gerek bırakmadan, bugün bile 12 Eylül anlayışının sürdürülmesinden rahatsızlık duyulmadığını ve de demokrasinin neresinde olduğumuzu açıkça ortaya koymaktadır.