Ömer Faruk Eminağaoğlu
Bu kaçıncı tabela, artık yeter!
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:03 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:03
Evrensel kurallara göre bir mahkeme iddia, savunma ve yargılama makamlarından oluşmaktadır. Bu üç makamın da adil bir yargılamayı ihlal etmemesi gerekmektedir. Bunun için yargıçların taşıması gereken nitelikler bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik içinde hareket etme, ehliyet ve liyakat olarak belirlenmiştir. Bu nitelikler, diğer üç makam için de söz konusudur. Ülkemizde yargıçların bu değerlere ve niteliklere yeterince sahip olmamaları, ayrıca bunları yaşayacakları ortamın da bulunmaması olağanüstü yönetimlerin, yine otoriter yönetimlerin var olduğu dönemlerde, yargının hep gücün yanında yer almasına, yargıçların da mahkemelerde hukukun üstünlüğünü değil, bu gücün hukukunu uygulamalarına neden olmuştur.
* * *
Son on yıldaki dördüncü tabelaları düşünüldüğünde ilk adları DGM bugünkü adları terör mahkemeleri olan mahkemeler, gücün hukuku kapsamında ülkemizde 12 martla ortaya çıkmış, 12 eylül ile kalıcı olarak faaliyete geçmiştir. O dönemden miras kalan bu yapılanmalar, genişleyen görev ve değişen tabela adlarıyla bugün de görevlerini sürdürmekte olup gelinen aşamada mahkemelerle tek ortak noktaları olarak, tabelalarındaki “mahkeme” adı kalmıştır. Bu mahkemelerde artık muhalefet şerhi yazacak tek bir yargıca bile tahammül edilememesi, nasıl bir yapının var olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır!
Sadece tabela, bu yapılanmaların mahkeme sayılmasına yetmeyeceği için, bu tabela altında, savunma hakkı da kullanılamaz ve de kullanılamamakta, savunma makamı etkin olamamaktadır. Dolayısıyla buralarda savunma hakkı kullanılabilir diye uğraş verip, bu yapılanmalara meşruiyet kazandırılmamalıdır. Ne yapılırsa yapılsın kural olarak bu yapılanmalarda hüküm diye sunulan metinler, kolluğun fezleke diye daha en başında hazırlayıp dayattığı metinlerdir. TBB’nin yetkisini kullanarak, bu yerlerde avukatların iş kabul etmemesi kararını alıp, bunu eyleme dönüştürmesi çağrısını ısrarla yapmaktayız. Böyle bir eylemin sonucunda 12 eylül mirası bu mahkemeler hukuk sisteminden çıkartılmak zorunda kalınacaktır. Hukukun üstünlüğünden sapmaması gereken TBB’nin eyleme geçmeyip sözle kamuoyunu yatıştırma çabaları anlaşılabilir değildir.
İlhan Cihaner’in yargılandığı ilk duruşmada, ÖGM’lerin tamamına yönelik “cübbe giymekle yargıç, fakülte bitirmekle hukukçu, tabela asmakla mahkeme olunamayacağı, bir mahkeme için, bağımsızlık, tarafsızlık ve adilliğin şart olduğu” yolundaki sözlerim, bu yapılanmalara hakaret sayıldığı için açılan dava kaç yıldır sürmektedir. Bakalım 4 Ekim de nasıl bitecek... Hukukun üstünlüğünü savunduğum, doğruluğu sabit olan ÖGM’lerle ilgili bu sözlerimin elbette arkasındayım.
ÖGM’lerin ilk hali olan DGM’ler Fransa’da elli yıl önce ortaya çıktığında, Fransa’daki akademisyenlerin daha o tarihte DGM’leri hukuk içinde görmeyip mücadele kararı aldıklarını, hatta “hukuki sapıklık” olarak bile nitelendirdiklerini ve süreçte Fransa’da kaldırılan DGM’leri düşününce Türkiye’de yaşanılanlar karşısında, ne akademisyenlerden ne TBB’den bir ses çıkmamasını ya da çıkan sesin görünürde kalmasını, demokratik toplum bilinç ve kimliğinden soyutlamayıp, bu kimliğin ne ölçüde kullanılabildiğiyle koşut düşünmek gerekmektedir!... Balyoz davası, sonrasında ise Ergenekon davası Yargıtay’da onanırsa, KCK davasında yerel mahkemede mahkümiyet kararı çıkar ve Yargıtay o kararı da onarsa, TBB daha sonra atacağı adımlarda geç kalmayacak mı! Çünkü TBB’de bilmektedir ki bu kararların öncesinde veya sonrasında atılacak adımların sonuçları, birbirinden tamamen farklıdır.
Unutmayalım ki Öcalan’ı bile, bu mahkemeler adil yargılayamamıştır. İHAM, Öcalan davasında Türkiye’nin, adil yargılama kurallarını ihlal ettiğini belirtmiştir. Türkiye’de on yıl önce çıkartılan yasa ile, İHAM’ın verdiği ihlal kararları yargılamanın yenilenmesi nedeni sayılınca, Öcalan acaba DGM’lere adil yargılanma için başvurur mu korkusuyla, DGM’lerde Öcalan’la ilgili dönem yasada açıkça yargılamanın yenilenmesi dışında tutulmuştur. Daha sonra ise 2005’te ÖGM’ler kurulduğunda aynı hükümler bu sefer de ÖGM’lere taşınmıştır. Hakkında onca kanıt toplanan Öcalan’ı bile, sonuçta ortaya çıkacak hüküm değişmeyecek olsa bile bu mahkemeler adil yargılayamamış, en temel insan hakkı olan adil yargılamadan ısrarla kaçılmıştır. O hükümler bugün bile yürürlüktedir. Bu durumun siyasal ve hukuksal sonuçları farklıdır! İşte bu tabloda, bu siyasal ve hukuksal aykırılıklar genişleyerek sürmektedir...
* * *
Bu somut aykırı örneklere rağmen sistemde tutulan ve varlığına umut bağlanan ÖGM ve yeni adıyla terör mahkemeleri, adaletle ilgisi olmayan, tabela asmakla mahkeme de olamayan, bu nedenle savunma hakkının kullanılamayacağı yapılanmalardır. Hukukun üstünlüğü adına TBB’ye söz değil eylem zamanı hatırlatmasını bir kez daha yapalım...