Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Ömer Faruk Eminağaoğlu

Avukatlar gününde kutlama mı, anma mı ya da...

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:53 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:53

Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun “Avukatlar gününde kutlama mı, anma mı ya da...” başlıklı yazısı 6 Nisan 2013 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

5 Nisan Avukatlar Günü nedeniyle anma mı yapmalı, kutlama mı ben karar veremedim desem...

Tarihçeye gittiğimizde, ana başlıklar olarak 1878’in 5 Nisan’ında İstanbul Barosu’nun ilk genel kurulunu yaptığını, 1958’in 5 Nisan’ında İzmir’deki Baro Başkanları toplantısında tüm baroların bir üst yapı altında örgütlenme kararı alındığını, 1987’de ise Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu’nca 5 Nisan’ın Avukatlar Günü olarak kutlanma kararının alındığını görüyoruz.

Bugün nerede ve ne durumda olduğumuza kısaca bir bakarsak...

135 yıl önce ilk genel kurulunu yapan İstanbul Barosu, varlık nedenine uygun olarak hukukun üstünlüğü adına hareket etme kararlığını gösterince, bugün soruşturma ve yargılama kıskacı altındadır. Evet 135 yıl sonraki 5 nisanda hukuk için yargılanan bir baro vardır!

55 yıl önce, etkin bir örgütlenme modeli için, tüm baroları çatısı altında toplayan bir üst birlik kararı alınmış ve bu durum çıkartılan yasa ile 44 yıl önce gerçekleştirilmiştir. Bugün ise barolar ve barolar birliği, 1982 Anayasası’nın hâlâ yürürlükte olan hükümlerine göre kamu kurumu niteliğinde meslek kurumu olup, idari ve mali vesayete tabidirler. İşin ilginci yeni Anayasa çalışmalarında bu durum nedense bir 12 Eylül izi olarak kabul edilmeyip bu hükme de dokunulmamaktadır! Kurulduktan 44 yıl sonra vesayet altındaki Barolar Birliği ve barolar!

Yine yargılama makamları olarak sav, savunma ve karar makamları arasında, silahların eşitliği kuralı uyarınca, savunma makamının itham makamı ile aynı olanaklara sahip olması, çağdaş ve adil yargılamanın olmazsa olmazıdır. Oysa bugün özellikle ÖGM ya da terör mahkemeleri gibi olağanüstü yapılanmalar adı altında görünürde yürütülen yargılamalarda, perde denilip açılan duruşmada sahnelenen oyunda iddia, olduğu gibi karar haline dönüştüğünde perde kapatılmakta, yargılama sona ermektedir. Yargının eşit haklara sahip olması gereken savunma ayağı ise bu sahnede ya ayakta bekletilmekte ya da kurgulandığı üzere kendisine yüklenen rol olan yardımcı rolün ötesinde sonuç doğuramamaktadır. Savunmanın bu duruma itildiği bir tabloda nasıl bir kutlama! Ancak bu tabloyu öne çıkaran ve hukuk devletinin üzerinden tank gibi geçen ÖGM ve terör mahkemelerinin bu hukuksuzluklarının çözümü yine avukatların elindedir. Bu yapılanmalar, etkili bir yargı yolu olmadığı, mahkeme tanımından uzaklaştığı için, bu mahkemelerdeki yargılamalara katılmayarak, bu yapılanmaların sistemden kaldırılmalarını sağlamalıdırlar. Bu nedenle artık bu 5 Nisan’dan itibaren demokratik hukuk devleti kuralları çerçevesinde açıkça her davada bu mücadele bayrağı açılmalıdır.

Daha da ötesi, bugün birçok avukat savunma yapmadıkları ya da bu koşullarda bile savunma yaptıkları için tutuklanmışlardır! Artık savunma yaptırmamak için avukatların duruşma salonundan atılmasının da ötesinde, cezaevine konulduğu bir dönemi yaşıyoruz. Böyle bir tabloda ne kutlaması! 50 yıl önce Sıkıyönetim Mahkemeleri’ndeki davalara Sıkıyönetim Komutanı’nca veto edilmeyen avukatlar katılabilirken bugün ÖGM veya terör mahkemelerinde savunma yapabilen avukatlar, gelinen noktada henüz haklarında tutuklanma yoluna başvurulmayan avukatlardır. Bu mahkemelerde başkalarını savunmaması istenen avukatlar için, geçmişte komutanın yaptığı görevi de böylece yargı organları tutuklama yolu ile yerine getirerek, sivil darbe süreci bu şekilde hukukun üzerinden zaten tank gibi geçen ve tabelasıyla mevcut olan bu mahkemeler üzerinden yürütüldüğünden, evet artık gün kutlama değil mücadele günüdür...

***

Evrensel hukukun değişmez kuralı olan, İHAS gibi tarafı olduğumuz bir çok uluslararası sözleşmede de yer alan, kendisini savunamayacak durumdaki sanıklara ücretsiz avukat görevlendirilmesi hakkının ülkemizde hâlâ uygulama şansı bulamaması bir yana, tam aksine 2006 yılındaki reform paketleri rüzgarında çıkarılan ve hâlâ yürürlükte olan bir yasada, yargılamalarda avukat tutamayanlara baroların avukat görevlendireceği, ancak bu avukatlara barolarca ödenen ücretin, mahkumiyet durumunda yargılama giderleri kapsamında mahkum olanlardan alınacağı belirtilmiştir!

Söz bu konudan açılmışken, yargılama bir egemenlik faaliyeti olduğu için, yargının bütçe yönünden de bağımsızlığı gereğince, yargı organlarının ya da yargılama ile ilgili giderlerin, araya yürütme birimleri sokulmaksızın, doğrudan devlet hazinesince karşılanması gerektiği tartışmasızdır. Oysa 2006 yılındaki o reformdan bu yana, avukat tutamayan kişiler için barolarca ödenen avukatlık ücretleri, devlet hazinesinden barolara değil Adalet Bakanlığına, bu bakanlıkça da Barolar Birliği’ne aktarılmaktadır. Fırsatçılık içinde 12 Eylül’ün mali vesayetçi anlayışı burada bile pekiştirilmiştir!

Sorunlar katlanarak devam ederken, her alanda yapılan din ve inanç sömürüsü bu alanda da ortaya çıkmıştır. Hukuk sisteminin tanım ve uygulamasının laik karakterinde tartışma yokken, baş kısmı da olmayan cübbe ile yargılamalarda yer alan kadın avukatların, yasada başın açık olacağı konusu yer almıyor denilerek türban takmaya başlamaları ve meslek sorunlarının bu çerçeveye sıkıştırılması bile söz konusu edilmiştir... Yakında aynı anlayıştan hareketle, hak ve hukuk tanımları da yasada açıkça yapılmıyor denilerek, aynı özgürlüklerin sömürüsüyle dinsel referanslarla bu kavramlar da yargı organlarında gündeme getirilebilecektir... Bu tabloya yüksek yargı ve avukatlar neden olurken, inanılır gibi değil, herkes yine sessiz...

***

Savunma, savunma hakkı, savunma makamı, mesleki sorunlar gibi, hangi yönden bakılırsa bakılsın, sorunların zirve yaptığı bir dönemin içindeyiz. Hukukçular, hep olağanüstü dönemlerdeki gibi gücün yanında yer almak yerine, artık toplumsal sorumluluk uyarınca mücadele bayrağını ele almalıdırlar... Avukatlar da, anayasanın o vesayetçi anlayışı karşısında sendikal örgütlenme yolu ile öncü olup, bu mücadeleden geri durmadıklarını ilan etmelidirler!

Ömer Faruk Eminağaoğlu 'ın Son Yazıları