Dink cinayetinde AKP'den büyük karartma!

12/02/2010 Cuma
Dink cinayetinde AKP'den büyük karartma!

"Hrant Dink'i kimler neden öldürdü?" başlıklı 22 Ocak 2010 tarihli yazımda, Başbakanlık Teftiş Kurulu (BTK) raporu ile bu cinayette rolü ve ihmali bulunduğu ileri sürülen ve haklarında soruşturma açılması istenen çoğu istinhbaratçı (ve Fethullahçı) polis şeflerinin, büyük bir olasılıkla İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan yeni bir raporla aklanacağını belirtmiştim.

Bu öngörünün gerçekleşmesi için fazla beklememiz gerekmedi. İçişleri Bakanlığı müfettişleri tarafından hazırlanan ve 5 Şubat 2010 tarihinde açıklanan rapor ile, Emniyet içindeki Fethullahçı yapılanmanın önde gelen isimlerinden Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer ile 16 Mart 1978 İstanbul Üniversitesi katliamında adı geçen/suçlanan Reşat Altay gibi üst düzey müdürlerin de aralarında bulunduğu 19 polis, yine "suçsuz" bulundu ve haklarında "soruşturmaya gerek olmadığı" yönünde karar verildi. Böylece, BTK tarafından hazırlanan ve polisi suçlayan rapor -ki bu rapor AKP hükümetinde ve Fethullahçı çevrelerde büyük sıkıntı yaratmıştı- boşa düşürülerek hukuki bakımdan geçersiz hale getirildi. Dolayısıyla polislere yargı yolu da kapatılmış oldu.

İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve en hafif değerlendirmeyle cinayette ihmali görülen polisleri aklayan bu rapor, iktidarın Dink cinayetinin aydınlatılmasına ilişkin tavrını açığa çıkarması bakımından büyük önem taşıyor. Öyle anlaşılıyor ki, AKP hükümeti bu cinayet hakkında daha önce kamuoyunda oluşturulan algının devam etmesinden büyük bir siyasi yarar umuyor. İktidarın ve Cemaatin denetimindeki istihbarat birimlerinin yönlendirmesi sonucu islamcı ve yandaş medya aracılığıyla oluşturulan, liberallerin büyük katkı sunduğu bu algıya göre, Hrant Dink'in öldürülmesinden "ulusalcı" ya da "Ergenekoncu" çevreler sorumlu. Üstelik tetikçiler Türk-İslam sentezcisi olduklarını gururla ilan ettikleri halde...

Şimdi biraz geriye giderek Hrant Dink cinayeti sorşturmasının, özellikle polisi içine alan boyutunun kimi aşamalarına yakından bakarak büyük fotoğrafı bir kez daha görmeyi deneyelim:

Cinayette ihmali ve rolü olduğu öne sürülen polislerin yürütülen çeşitli idari soruşturmalarda sürekli aklanması üzerine, Hrant Dink’in eşi Rakel Dink avukatları aracılığıyla 15 Mart 2007 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na ve Başbakanlık Teftiş Kurulu'na başvurmuş ancak bu başvuru sessizlikle karşılanarak konuyla ilgili uzunca süre herhangi bir işlem yapılmamıştı. İşte tam bu sırada çok ilginç bir gelişme yaşanmış, davanın tutuklu sanıklarından Yasin Hayal'in avukatı Fatih Çakır 26 Haziran 2007 tarihinde Başbakanlık Teftiş Kurulu'na yazılı bir ihbarda bulunarak, Hrant Dink cinayetinde polisin rolüne dikkat çekmiş ve soruşturma açılmasını istemişti.

Bunun üzerine BTK tarafından yürütülen soruşturmada, emniyet birimlerinin cinayetteki ihmallerine ilişkin çarpıcı bilgi ve bulgulara ulaşılmış, konuya ilişkin kapsamlı bir rapor hazırlanmıştı. Bu gelişmeden sonra Başbakan Tayyip Erdoğan, BTK raporunda ismi geçen 19 polis hakkında soruşturma açılmasına izin vermek zorunda kalmış, ancak dosyayı savcılık yerine, (bir zorunluluk olmamasına karşın) İçişleri Bakanlığı’na havale etmişti. Başka bir anlatımla, BTK raporu daha önce aynı polisler hakkında "aklama" kararı veren İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri'ne "gereği için" gönderilmişti.

Yine öyle anlaşılıyordu ki, Başbakan Erdoğan, BTK tarafından hazırlanan, ancak AKP iktidarının Cemaat desteğiyle yürüttüğü bir dizi örtülü operasyonu riske sokan bu raporu geçersiz hale getirecek bir yol aramış ve idare hukukunu çiğnemek pahasına da olsa bu yolu bulmuştu. Bu dönemde, haklarında soruşturma izni verilen Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ve Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay gibi isimler usül gereği görevlerinden alınmak zorunda kalınmış, yaygın deyimle "kızağa" çekilmişti.

Fethullahçı polisler nasıl aklandı?
Şimdi de Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunda yer alan bilgi ve bulgular ile 9 Kasım 2009 tarihinde tamamlandığı anlaşılan İçişleri Bakanlığı raporunu karşılaştırarak, Fethullahçı ve Kontrgerillacı polislerin nasıl aklandığını, Hrant Dink cinayetinin iktidar tarafından nasıl karartıldığını görelim.

Ortaya çıkan çarpıcı tablonun çizgileri şöyle:

1-BTK raporu, aralarında Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire eski Başkanları Sabri Uzun, Ramazan Akyürek, İstanbul Emniyeti İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer ve Trabzon Emniyeti eski Müdürü Reşat Altay’ın da aralarında bulunduğu 19 polis hakkında disiplin işlemi ve soruşturma yapılmasını istiyordu. İçişleri Bakanlığı raporunda ise bütün polisler "suçsuz" ve "kusursuz" bulunuyor.

2-BTK raporunda, Trabzon Emniyeti’nin, 17 Şubat 2006’da İstanbul Emniyeti’ne Dink’in öldürülebileceğini bildirdiği, yazının Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’na da gönderildiği, buna rağmen Başkanlığın önlem almadığı belirtiliyordu. İçişleri Bakanlığı’nın raporunda ise Trabzon Emniyet Müdürlüğü görevinden İstihbarat Daire Başkanlığı’na atanan ve Dink cinayetinin işlendiği dönemde de bu görevde bulunan Ramazan Akyürek korunuyor. Bakanlık raporunda İstanbul Emniyeti’nin, Trabzon Emniyeti’nin ihbarını araştırarak bir sonuca ulaşması gerektiği de savunularak, gelen isthbarat değersizleştirilmeye çalışılıyor.

3-BTK, İstihbarat Daire Başkanlığı’nın, Dink’in korumaya alınmasını sağlayabileceğini, ancak bunu yapmadığını saptıyor. İçişleri Bakanlığı raporunda ise bu görevin İstanbul İl Koruma Komisyonu’nda olduğu ileri sürülüyor.

4-BTK raporunda, Dink cinayetinin azmettiricisi olduğu iddiasıyla tutuklu olarak yargılanan ve dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek'e bağlı bir polis muhbiri olduğu ortaya çıkan Erhan Tuncel’in, garip şekilde cinayetten hemen önce polis muhbirliğinden çıkartılmasının yeni bilgiler gelmesini engellediği belirtiliyordu. İçişleri Bakanlığı raporunda ise Tuncel’in muhbirlikten çıkartılmasının doğru olduğu görüşü savunuluyor ve gerekçe olarak getirdiği bilgilerin "güvenilmez" olduğu iddia ediliyor. Oysa, Tuncel'in getirdiği bilginin doğru olduğu cinayetin işlenmesiyle tartışmasız şekilde kanıtlanıyor.

5-BTK raporunda, Trabzon Emniyeti’nin, Tuncel’den sıkça bilgi almasına rağmen, Dink’in öldürüleceği konusunda İstanbul Emniyeti’ne sadece bir kez yazı gönderdiğini belirtiliyordu. İçişleri Bakanlığı raporunda ise bu durum için, “İstihbarat, ham bilgi niteliğinde kalmıştır. Bu yüzden de planlı istihbarat operasyonu yapılamamıştır” deniliyor. Böylece gelen istihbaratın gereğinin yapılmadığı dolaylı olarak itiraf ediliyor. Durum böyle olmasına karşın, görevlerini yerine getirmeyen ve cinayeti engellemeyen polislerin aklanmasında bir sakınca görülmüyor.

6-BTK raporunda, Trabzon emniyetinin, suikasta ilişkin bilgiyi Trabzon Valiliği ve Jandarma ile paylaşmadığı saptanıyor ve bu durum eleştiriliyor. İçişleri Bakanlığı raporunda ise sadece güvenilir bilgilerin paylaşılabileceği belirtilerek, bir kez daha gelen ihbarın doğru çıktığı gerçeği görmezlikten geliniyor. Daha da önemlisi, polisin kendisine cinayetle ilgili gelen bilgi ve istihbaratı Jandarma ile paylaşmadığı da ortaya çıkıyor. Oysa, Jandarma müfettişlerinin aksi yöndeki raporlarına karşın, Trabzon Valisi'nin verdiği soruşturma izni ile dönemin Trabzon Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz'ün de aralarında bulunduğu üç jandarma subayı halen "görevi ihmal" suçundan yargılanıyor. (Aynı vaililik polisler için yargılanma izni vermemişti.)

7-BTK raporunda, polis muhbiri Erhan Tuncel’in, tetikçi Ogün Samast’ın ismini cinayetten önce mesajla polise bildirdiği, buna rağmen önlem alınmadığı belirtiliyor. İçişleri Bakanlığı raporunda ise “Tuncel, aynı ifadesinde, cinayetten önceki son iki ayda neler olduğunu hatırlamadığını söylemiştir. Mesaj atmak yerine rahatlıkla polise gider veya 155’i arayıp bu bilgiyi verebilirdi” deniliyor. Oysa Erhan Tuncel'in yazılı ve sözlü başka ihbarlarının da olduğu biliniyor.

8-BTK raporunda, azmettirici sanık Yasin Hayal’in cep telefonu kayıtlarının araştırılmaması önemli bir ihmal olarak nitendiriliyor. İçişleri Bakanlığı raporunda ise (şimdi sıkı durun) Hayal’in cep kayıtlarının “yasadışı kanıt” niteliğinde olduğu için imha edildiği bildiriliyor. Bu durumda akla ister istemez yandaş gazete sayfaları ve savcılık iddianamelerinde başka bazı "yasadışı telefon kayıtlarının" nasıl çarşaf çarşaf yeraldığı sorusu geliyor. Ve elbette Yasin Hayal için gösterilen bu hassasiyet insanı duygulandırıyor.

Sonuç olarak, yeniden hatırlatmaya gerek var mı bilmiyorum ama, Hrant Dink cinayetinde "görev ihmali" görülen ve bu cinayetin işlenmesine adeta "yol veren" polis şeflerinin çok önemli bir başka özelliği daha var Emniyet'teki bu Fethullahçı ekip aynı zamanda Ergenekon soruşturmasını da yürütüyor.

Not: Bu yazının, yukarıda da işaret ettiğim 22 Ocak 2010 tarihli "Hrant Dink'i kimler neden öldürdü?" başlıklı analizle birlikte okunmasını öneririm.