Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Mehmet Bozkurt

Mehmet Bozkurt

Takkem düştü alayım mı? Tempoyu bozma devam et!

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:33 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:33

Onu bunu bilmem, “Dervişin fikri neyse zikri de odur.”

“Hançere”sinden, benzetmek gibi olmasın, kütük biçen testere sesine benzer bir ses çıkartarak zikrettiği ve üç defa altını çizdiği “tek din” zikri onun fikridir.

Hemen ardından yapılan “dil sürçmesi” izahı gülünçtür. Takke düşmüştür.

Takkenin sahibi, gözlerimle gördüm teve’de konuşuyordu parmaklarıyla bir bir, üç’e kadar saydı: “Millet, devlet, din” her bir sözcüğün başına da “tek”i ekledi: Tek millet.. Tek devlet.. Tek din..

”Tek din” Kur’an’i olarak son derece doğru olmakla birlikte farklı dinlilerin ve az da olsa dinsizlerin yaşadığı bir ülkede olgunlaşmadan yapılan itirafların ya da erken çıkışların diyelim zararlarını, İslam tarihçilerinden okuyagelmişizdir.

Medine döneminde İslamiyet güçleninceye kadar “herkesin dini kendine” ilkesi Yahudi toplumunu pek bahtiyar etmişti, biliniyor. Aynı dönemde İslami cemaata vaazedilen sabırdır. “ Asr-ı Saadet” döneminde “sabrın” siyaset mecrasındaki değerini ve kazanımlarını gayet yakından bilen, parlamento tarihimizin 1876 dahil, en sevimli figürü, “Başbakan’ın Sözlerine Açıklık Getirme Bakanı” Hüseyin Çelik Bey'in kispetin paçasını kaptırmış pehlivan misali debelenmesi boşuna değildir:

“Beşer şaşar.. Dili sürçtü.”

Dili sürçmedi. “Dil değil, din, din” diyerek iki kez altını çizdi. Fikri diline vurdu “zakir”in. Zakir, zikredendir.

Konuyla ilgili değil ama Hüseyin Bey yapmış olduğu “beşer şaşar” genellemesine az önce takkesi düşen zatı katmakla, uzun zamandır sürdürdüğü siyasi yolculuğuna kendi elleriyle son vermiştir. Takke sahibi seçilmişlerin içinden özel seçilmiştir. Bu kadar “özel” birini “beşer” içine dahil edip sıradanlaştırmak onu korumak adına dahi olsa bağışlanır türden değildir. Üzülerek söylemek durumundayım: Bittin Hüseyin Bey, bundan böyle muhtar olabilirsen ne devlet!

***

Şimdi ben az önce “takke” dedim ya, aklıma bizimki geliverdi.

Bizimki küçük kasaba esnafı. Namaza niyaza pek yanaşmamakla birlikte oruç tutan tembellik yapıp geç kalsa da bayram namazlarında, bazen ihmal etse de Cuma’da saf tutan, karısını Kur’an’ın emrettiği ölçülerde pataklarken aşırıya kaçmayan, vitrin mankeni gördüğünde bir tuhaf olmayan, arada “öte taraf” aklına geldiğinde attığı kazıkları hatırlayıp “ticaret yalansız olmaz ey tacirler, sadaka vererek bunu dengeleyiniz” hadisi mucibince ufak tefek sadaka veren, bunu da çevreye göstererek ama göstermiyormuş gibi yapan kendisi eve sokmasa da davet edidiği sofralarda ikram edilen rakıyı reddetmeyi kibir ve kabalık sayıp asla geri çevirmeyen biri.

Birçok unsurun yanısıra halkın dini duygularını bolca kullanarak ve milli hassasiyetlerine zarif temaslar yaparak iktidar olan partinin kasabadaki ileri gelen yandaşlarının, geceleri evlere toplanıp toplu zikir ayinleri düzendikleri bilgisine bir arkadaşı aracılığıyla erişen bizimki ”zakir”lerin arasında belediye başkanından mal müdürüne, öğretmeninden zabıt katibine, zabıta müdüründen, arkadaşının demesine göre karakol amirine kadar devletten nemalanan hemen herkesin olduğunu duyunca, benim katılmam “farz” değilse “sünnet”tin icabıdır, hanım uzat şu takkeyi” deyip yekinmiş.

Kendisine bu bilgileri verip yönlendiren ve hiç değilse arada bir de olsa zikre durduğu adres bulmaktaki tetikliği ve ayağının çabukluğundan anlaşılan arkadaşının peşine takılıp düştüğü yolu, zakirlerin arasına katıldığı bir evde noktalamış.

Takkeler çıkmış.

Diz çökülmüş, omuz omuza gelinmiş: ”Allah Bismillah!”

“Hu Allah!”

Takkeli baş sol omuza doğru kırılmış..

“Ya Allah!”

Takkeli baş sağ omuza kırılmış.

Giderek hızlanmışlar.. Eller dizleri dövmekte, gövdeler maazallah cin çarpmış gibi titremekte, gayet müzikal bir ses önce ritmik ağırdan sonra, koşturur gibi ama yine gayet ritmik ve müzikal:

Ya Allah.. Bismillah, Ya Allah.. Allah, Allah..”

Bizimki acemi.. Bir yandan giderek hızlanan sağ sol baş hareketleri, hızlandıkça boyun damarlarının ve kıkırdaklarının çatır, kıtır beyne gönderdiği tehlike sinyalleri sağ sol yine iyi de öte yandan öne arkaya yapılanı fena, neredeyse boyun kasları özellikle de başı öne doğru hızla eğerken, başı enseden ana gövdeye bağlayan kaslar var ya hani, kopacak fukaranın, buna bir de “tef”in ritmine ve yapılan zikrin notasal ahengine ayak uydurmak, bu arada diz dövmekte eklenince bizimki üst seviyede helozonik parkinson...

Ve olan olmuş, kafasında zor bela duran takke yahu ne oluyor demeye kalmadan, ya Allah yanındaki zakirin önüne doğru adeta uçmuş..

İyi de takkesiz olmaz!

Olmaz da, uzanıp alması zikir adabına uygun mu, bu konudan gayet bilisiz!
“Başını sol omuzuna doğru kırıp birlikte geldiği yol arkadaşına, boyun damarları çıtır da çıtır, ritmi bozmadan sormuş:

“Allah Allah Bismillah.. Tak-kem- düş-tü - alayım- mı?”

Arkadaşı sağ omuzuna doğru başını kırıp gayet müzikal lakin “pes”ten, tam da tahmin ettiğiniz gibi biraz öfkeli:

“Al-lah, bis-milah, tempoyu boz-ma devam et tempoyu boz-ma devam et!

***

Bence Tayyip Bey’in fikri zikrine uygundur. Kendisinin “nesh” etmek için, eskisinin üstünü çizip yenisini ikame etmek için sonradan yaptığı açıklama hükümsüzdür. Öteki zakirlerin aman dili sürçtü, merdiven altından geçerken bismillah dameyi unuttu cin içine girdi, aklı çelindi, şeytan aldattı bahanelerine sığınıp, çırpınmaları da boşunadır ve Allah’ın gücüne gider. Takke düşmüştür. En iyisi tempoyu bozmadan o bildik nefis suzinak makamından zikre devam etmesidir!

Buda benim naçizane fikrim ve zikrimdir!

Mehmet Bozkurt 'ın Son Yazıları