Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Mehmet Bozkurt

Mehmet Bozkurt

Osmanlı'da İslam ve sosyalizm tartışmaları (III)

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:38 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:38

Sanıldığından çok daha fazla meraklı ve öğrenmeye istekli Osmanlı aydını. Dünyaya kapısını penceresini kapatmış değil. Çevresinde olup bitenleri dikkatle takip ediyor. Örnek olsun, 1905 Rus devrimini gazeteler adeta tefrikaya dönüştürerek okuyucuya ulaştırıyor, “devrim” sözcüğünü duyunca cinlenen  Abdülhamit bütün sansür cambazlıklarına karşın gazetelerle baş etmekte güçlük çekiyor. Mütareke döneminde de durum farklı değil. Yunus Nadi’nin gazetesi Yeni Gün’ün yayın hayatına, 2 Eylül 1918, birinci sayfadan Lenin fotoğrafıyla başlıyor. Fotoğrafın altına düştüğü haber hayırlı olmasa da, ”Bir kadın tarafından iki kurşun isabet ettirilmek suretiyle yaralanan Sovyet Hükümeti Reisi Lenin”, Yeni Gün yayına başladığı günden itibaren Sovyetlerdeki gelişmeleri gün be gün okuyucuya aktarıyor. Demeye çalıştığım Osmanlı’nın gözünü, kulağını açmış dünyaya baktığıdır.  

20.yüzyılın büyük toplumsal dönüşümüne öncülük eden Ekim Devrimi’ni ve komünist/sosyalist düşünceyi de aynı merakla öğrenmeğe çalışıyor Osmanlı aydını… Öğreniyor. Benimseyenler var, ya da külliyen reddedenler. Ya da sosyalizmin eşitlikçi görüşlerinde Kurani bir yan bularak ondan yana mührünü basan aydınlar var. Ulema takımı ise, çoğunluk, sömürgen Avrupa’yı zayıflattığı müddetçe komünizm, sosyalizm, anarşizm gibi fikir akımlarını sevecenlikle izliyor. Rusya’da çarı köşeye sıkıştırdığı ölçüde komünizme alkış tutuyor. Lakin sınırları aşıp içeriye “sızma”sından da ödü kopuyor. Ancak “fikir” bu. Ve fikirlerin “sızma” gibi baş edilmesi olanaksız bir tabiata sahip olduğu biliniyor.

Sızıyor.

Sızmanın öncesi var, bunlardan daha önceki yazılarda söz etmiştim. Ancak bu başka. Bu örgütlü!

1907 yılının Temmuz ayında sonradan “Yorulmaz” soyadını alacak olan Haydar Rıfat gizli bir örgüt kurmaya karar veriyor. Piknik alanlarında, kır yollarında, ağaç diplerinde gizli örgüt kurmuş bir kuşaktan geliyor ne de olsa. Ancak bu öyle Jön Türkler, İttihadı Osmani ya da İttihat-Terakki türü ihtilal örgütü değil, silahlı-külahlı hiç değil, amacı itibariyle gayet masum, gayet mütavazı adı-sanı olmayan bir örgüt. Böyle bir örgütün adsız kalmasını kim ister. Biz ona pekâla bir ad verebiliriz… Bilemiyorum nasıl karşılayacaksınız ama, hani, ”Gizli Okuma Örgütü” münasipmiş gibi geldi  bana…

Üç kişiler. Üç delikanlı… Her hafta içlerinden biri önceden belirlenmiş bir konuda araştırma yapıp hazırlanacak ve diğer ikisine anlatacak. Bu kadar… Abdülhamid’in hafiye ordusunun nefes aldırmadığı günlerden geçerken söyleşilerin yapılacağı adresin gizlide olması kadar tabii ne olabilir. Söyleşilerini kır yollarında hani öylesine yürürken gerçekleştirme kararı alıyorlar ve öyle de yapıyorlar. İlk sunumu Haydar Rıfat yapıyor. Yani aşk olsun! Öyle bir konu seçmiş ki Haydar Rıfat Abdülhamid’in eline geçseler sorgusuz sualsiz doğru fizan’a… Bakar mısınız konuya:  “Beynelmilel İhtilal Fırkaları.”  

Örgütlenmiş üç arkadaş kırlarda elleri ceplerinde dolaşıyorlar. Ve Haydar Rıfat diğer ikisine Avrupa’da kurulmuş bulunan ihtilal partilerini,örgütlerini  anlatıyor. Bir de Komünist Manifesto’yu. 

İşte  yazarları arasında Haydar Rıfat’ın da bulunduğu İştirak dergisinin çevresi usul usul böyle oluşuyor ve dergi 1910’da yayınlanmaya başlıyor. Haftalık dergi/gazete formunda çıkıyor İştirak. İştirakçiler bir yandan sosyalizmin insanlık için ne denli hayırlı bir “icat” olduğunu yazıp çizerken öte yandan sosyalizmle  İslâmiyet arasındaki benzerlikleri sıralayarak “din”den bir dayanak arama peşine düşüyorlar. Her fırsatta din ile “sulh” içinde olduklarını göstermek için çaba sarf ediyorlar. Buraya kadar iyi. Kendi hallerinde yazıp çiziyorlar. Ne ki dergi çevresi kısa bir süre sonra partiye dönüşüyor: Osmanlı Sosyalist Fırkası.

Kıyamet kopuyor. İttihatçılara ait dönemin “bataryası” Şurây-ı Ümmet dergisi “sosyalistlerin içte zehirli birer mikrop” olduklarını yazdıktan sonra işin içine anarşistleri de karıştırarak İştirakçilerin tümünün “anarşistlerin süt kardeşi” olduğunu ileri sürüyor.”Yağmacılıkla” itham ediyor. Osmanlı Sosyalist Fırkası’nın kurucusu ve başkanı olan İştirakçi Hilmi “din”i tanık göstererek  karşı saldırıya geçiyor. İlkin; sosyalizmin kurucu babasının İsâ olduğunu, İsâ’nın öğretisinin kölelerin zalim Roma’yı yıkmak için ellerinde tuttukları tek ve en değerli mücadele aracı olduğunu ileri sürüyor. İsâ’dan Muhammed’e geçiyor. İslamiyet’teki zekât hükmünün sosyalist bir ilke olduğunu savunarak “Sosyalistlerin maksadı yağmacılıktır” gibi sözlerin münasebetsizliğine işaret ediyor ve anarşistlerle “süt”le olsa kardeşliği şiddetle reddediyor. Ve bu tartışmalar sürerken ulemadan aynı zamanda Karesi(Balıkesir) mebusu Mecdi Efendi İştirak’e bir yazı gönderiyor. Yazıda sosyalizmi ikiye ayırıyor. “Mutedil” olan ve olmayan. Bu suretle İştirakçi Hilmi’ye açık kapı bırakarak, onun aradığı dini mühimmatı sağlamış oluyor. Yazdıkları az buz değil, dönemi düşünecek olursak Haydar Rıfat’ın değişiyle Latilokum:

 “Osmanlı’da mutedil bir sosyalistlik gerçekleşebilir hatta gerçekleşmelidir. İşçiyi korumalı, kapitalist Batı dünyasında işçinin uğradığı haksızlıklara yer vermemeli ve işçilerin kafasını ışıklandırmalı…”

Bitiriyorum; Paris Komünü’nden başlasak, 1870 diyelim; Osmanlı’nın yıkılışına kadar, yuvarlasak 1920, yani yaklaşık 50 yıl boyunca Osmanlı aydını İslamiyet ve sosyalizm tartışması  yapıyor. Kurtuluş Savaşı döneminde Ankara’da ortaya çıkan komünist partiler, Ekim Devrimi’nin yarattığı yeni “reel politik” iklimde, komünizm ve İslamiyet tartışmalarını sürdürüyorlar. Tüm bunlar kendi dönemleri açısından gayet normal ve ilerleticidir. Önemlidir.   

Şimdi 1920’nin üzerinden bir asır geçmesine şu kadarcık kalmışken, İslâm dünyasının perişanlığı ortada iken, İslâm’a kaynaklık eden öğretiden sosyalizm çıkarma çabalarına ve bunların  halen tartışılıyor olmasına ne demeli? 

Bu yazıyı hazırlarken yararlanmış olduğum Kerim Sadi’nin “Türkiye’de Sosyalizmin Tarihine Katkı” kitabında Emiroğlu imzalı bir yazıya rastladım. Kerim Sadi yazıyı Osmanlı sosyalistlerinin yayınlarından biri olan haftalık “Gül Bahçesi” dergisinden alıntılamış. Bu yazıda pek hoşuma giden bir değişi aktarmak istiyorum. Belki de,”…halen tartışılıyor olmasına ne demeli” sorusuna bir yanıt olabilir:

“Şaşarım kedilerin çamaşır yıkamasına!”

Mehmet Bozkurt 'ın Son Yazıları