Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Mehmet Bozkurt

Mehmet Bozkurt

Mayın tarlasında yol bulmak

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:34 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:34

28 Aralık günü Uludere/Roboski’de Irak sınıırının sıfır noktasında 18’i çocuk 34 Kürt bombalanarak öldürüldü. Artık öğrendik, öğrettiler “ceset” diyoruz ölü Kürd’e. Cenaze İslamdan sayılanlar için kullanılır. Katırlara yüklediler battaniyelere sarıp cesetleri bir o yana bir bu yana ikişer ikişer. Katırlar, kışları sert geçer Roboski’de, taşıdıkları yüklerle kapı eşiklerinde, avlu kapılarında durduklarında, kimileri için garip gelecektir biliyorum ama, Kürt analar da Fransız, İngiliz, Uganda, hatta Türk kadınları gibi ağlarlar “er”leri, bebeleri öldüğünde.

Dövündüler, ağladılar. Nalet okudular sebep olanlara!

***

Dil, hani şu ağız içinde olan diyafram, gırtlak, ses telleri, damak vb. organlarla bir olup konuşmayı sağlayan iyi, güzel, latif şeylerin yanı sıra akıldan geçen ama nezaketen gizlediğimiz şeyleri de söylemeden edemeyip insanın başını derde sokan adama “dili ensesinden çıkasıca” detirten, şeytanın hükmünün en çok geçtiği organ.

Ondan bir adet de R.T.Erdoğan’da var.

R.T.Erdoğan berberiyle bile konuşurken “prompter” kullanması gereken, aksi halde saç, sakal traşını tarifleyemeyecek biriyken, beş ay sonra Roboski katliamı için irticalen açıklama yapmasına yakın markaj ekibi nasıl izin verdi, şaşıp kalıyorum. Katliamdan beş ay sonra dil, dedim ya dil bu, boşuna malumat-ı furuşluk yapmadık dil üstüne, akılda olanı kustu:

“Gata’da bir askerimiz, el yapımı bombayla yaralandı. Dikkat ederseniz kaçakçıların hiçbiri bombaya basmıyor. Harita kimlerin elinde olabilir. Bu haritayla bombaların üzerine basmıyor, rahatça gidip geliyorlar..”

Şimdi büyük oğluna sorsa sağlık nedeniyle diyorlar askerlik yapmadı, o bilmez üstüne basılınca patlayanın mayın olduğunu. Mayınla uzaktan kumandalı bomba arasındaki farkı nereden bilsin fakir. Küçük oğlu, adı neydi, her neyse o da gitti korumalarıyla, tam hatırlamıyorum ama ya kışlaya girerken ya da çıkarken olmalı vali falan karşılamıştı, şehirde bir tur atıp “düşmanımın ömrü bu kadar olsun” diyerek görevini tamamlaladı. Yani o da akıl sorulacaklardan değil.

Kaldı mı kendisi kendiyle başbaşa!

Yaptığı askerlik desen Nizam-ı Cedid’den kalma, unutmuştur. “Prompter” hani şu konuşma metnin yazılı olduğu cihaz, onu da cebinde taşıyacak hali yok ya adamcağızın, ne yapsın çaresiz irticalen konuşacak.

Konuştu ve daldı 20’şer santim arayla yeni ekilmiş dometes fideleri arasına bir çift manda koşulmuş kağnı arabasıyla : “...Bu haritayla bombaların üzerine basmıyor, rahatça gidip geliyorlar..”

***

Olmadı.

***

Kaçakçıların yıllardır üç beş kuruş nafaka için bu geçidi kullandıkları biliniyor bu bir. Bomba, mayın değildir, üstüne basmakla patlamaz bu iki. Bomba kafalarına yağmıştır bu üç. Orta yerde katır sırtında getirilen elleri, kolları, bacakları, kafaları biribirlerine geçmiş 18’i çocuk 34 “ceset” vardır bu da dört.

Bir de özel ilgi alanıma girmiyor ama işin “öte tarafı” var. Olur ya insan bu katliamı Pekeke’ye ya da Ergenekon’a bağlayıp işin içinden sıyrılma ferasetini gösterse de “öte tarafta” işi hakikaten zor. Öte dünyada, cehennemin en dibinde halen yanmakta olan Ebu Leheb’in suçu Peygamberle ,haşa, alay etmekten başka bir şey değildi. Tamam bu da cehenneme gitmek için yeterli olabilir ama, çoluk çocuk demeden Allah’ın kullarının üstüne yağdırılan bombaların hesabını vermekten kaçınıp, suçu ima yoluyla dahi olsa başkalarına yüklemeye çalışanların yeri, okudum, düpedüz cehennemin efsal-i safilidir. Son kullandığım sözcük en sefil insanların yaşadığı yer anlamına gelir.

***

Şimdi benden Recep T. Erdoğan’a bir akıl diyeceğim ama, aklımın bana yettiği bile kuşkulu. O nedenle “akıl” demeyelim de “bilenlerin aktardıklarından edindiklerim” diyelim.

Şu:

Bizim kaçakçılık tarihimizde eşeklerin ayrı bir yeri vardır. Yaşlı eşeklerin kuyruklarına sürükleyebileceği ağırlıkta şöyle uzunca bir odun bağlarlar ilkin onu salarlar mayınlı olduğunu düşündükleri bölgeye. Varsa mayın peşpeşe saldıkları eşeklerle patlata patlata yolu temizlerler. Yani öyle haritaya falan ihtiyaçları yoktur.

Şimdilerde pek kalmadı, eskiden Antep, Kilis köylerinin tek geçim kaynağı neredeyse kaçakçılık üstüne kurulmuştu. Demokrasi aşığı Adnan Menderes’in hediyesidir mayınlı sınır arazileri.

Bakın şimdi aklıma ne geldi sahi ya, mayınlama tek parti döneminde yapılmş olsaydı Mustafa Kemal ve Mustafa İsmet için neler yazılıp çizilmezdi. Şimdiye Ahmet Altan 700, Nazlı Ilıcak 70, Hasan Celal Güzel 1070, Engin Ardıç 10700, Emra Aköz 3840, Ekrem Dumanlı 9341, Ali Bulaç 3478, Halil Berktay 10370, Mümtazer Türköne 125000, Nagehan Alçı 1 adet “Jakobenler ve kanlı mayın tarlaları” temalı yazı yazmış olurlardı.

Allah yüzlerine bakmış Mustafaların..

Bunu da yazı arasına sıkıştırılmış bir not olarak kabül edin. Nagehan Hanım neden 1 (bir) ben de bilmiyorum!

***

Daha yenilerde okudum 615 bin 449 adedi Suriye sınırında olmak üzere toplam 920 bin 80 adet mayın gömülüymüş topraklarımızda. Bir öncekiler uydurma ama bu rakamlar doğru, bir adet mayını gömmek için harcann para miktarı 3-4 dolar iken çıkarıp imha etmenin bedeli, sıkı durun 1000 doları buluyormuş. Harcanan zaman ise bir adedi için 100 saat... Bunlar da doğru..

Sayın Recep T. Erdoğan, Arena’da yapmış olduğu “tribün konuşması”nda Roboski katliamıyla ilgili olarak tatminkar bir açıklama yapmadığı için kendisini eleştiren “iyi de yani bu kadar da olmaz ki canım” yollu hafifçe sitem eden, birkaç saatliğine hayal kırıklığına uğrayıp bedbaht olan gazetecileri “tasmalı köpeğe” benzetirken tam olarak şöyle söyledi:

“Medyada da akbabalar var. Daha düne kadar üniformalılar yazdıklarınızdan dolayı azarlıyorlardı. Onların karşısında selam durup ‘şak’ yapıyordunuz. Sizi o tasmalardan kurtardık. Şimdi ise boyunlarında uluslararası tasmalar taktılar..”

Kurmuş olduğu bu bozuk cümlelerden anladığım, bir bu sözleri R.Tayyip Erdoğan’nın “prompter”den okumadığı, irticalen araya sıkıştırdığı İki, bazı gazetecileri tasmalarında kurtarıp özgürleştirdiği ancak bu defa da başka yerlere yamanmaktan kurtaramadığıdır. Bu sözlerin altından yandaş gazeteciler nasıl kalkacak bilemiyorum. Aradan kaç gün geçti mızmız bir iki lakırdıdan başka ortada kopan bir kıyamet falan da göremedim. Bu arada Yeni Şafak’tan ki yandaş basın kategorisi içinde yer alır, Ali Aker’in Roboski katliamı ile igili şiddetli eleştirilerde bulunduğunu yazmamak haksızlık olacaktır. Ardından ne olduğunu merak edenler için yazıyorum: Kovulmuştur..

Şey diyorum, bir de “yularlı” olanlar var. Hazır ortalığı “tasmalılardan” temizlemişken, şu “yularlı” olanlara da bir el atsa. Bunları bir yolunu bulup özellikle şimdilerde, Suriye sınırındaki mayınlı arazilere mayın eşeği olarak sürse ne kadar hayırlı bir iş yapmış olurdu. Hem ileride temizliğe karar verildiğinde mayın başına 1000 (Bin) dolar harcamaktan kurtulurdu hazinemiz, hem de muhtemel Suriye harekatı için yol güveniği sağlanmış olurdu. Tak kuyruk sokumlarına birer kütük, mayınları patlata patlata çift şeritli yol açsınlar.

Bu güne kadar Sayın Recep T. Erdoğan’dan kendim için şu kadarcık bir dileğim olmadı. Şimdi küçücük bir ricada bulunuyorum, peki tamam arz ediyorum, bu da benim ütopyam işte ne yapayım: Hiç olmazsa Engin Ardıç’la, Mümtazer Türköne’yi yollasa diyorum, hatırım için, kıyamet mi kopar?

Onlardan çevresinde bir yığın var nasıl olsa!

Mehmet Bozkurt 'ın Son Yazıları