Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Mehmet Bozkurt

Mehmet Bozkurt

Hediyeleşin çünkü aradaki muhabbeti arttırır

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:39 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:39

Başlığı yürüttüm. Bilmem doğru bilmem uydurma, bildiğim, yazıya başlık olarak kurulanın bir hadis olduğudur.

Tarih boyunca hediyeleşme hep olagelmiştir. “Hediyenin küçüğü büyüğü olmaz hepsi değerlidir” lafı bana haddinden fazla romantik gelmiştir hep.

Olur.

Hediyenin büyüğü, bunu “yükte hafif paha da ağır” anlamında kullanıyorum, tabi ki küçüğüne göre çok daha anlamlı ve değerlidir! Bu arada, olur a, okurlarımın aklına bana bir hediye vermek gelirse bunun değerli olmasına özen göstermeleri halinde sevincimin ikiye katlanacağını hemen yazının başında araya sokuşturmam umarım kaba bir fırsatçılık olarak yorumlanmaz. Gelen hediyenin reddinin kibir faslına gireceğini bildiğimden derhal sahipleneceğimi iadesini aklımdan bile geçirmeyeceğimi bilmenizin hiç bir sakıncası da yok ve ben hediye(leşmen)in bu türünün muhabbeti demleyeceğinden kuşku duymuyorum.

Konuya dönecek olursam, doğu toplumlarında özellikle de İslam ülkelerinde vermek ve almak pek yaygın bir muhabdbet türü.

“Doğu” ve “İslam” yanyana gelince aklıma bizimkilerin gelmesi kadar tabii ne olabilir. Bizimkiler dediğim Osmanlılar… Osmanlı sultanları şanlarına uygun vermeyi de almayı da seviyorlar. Pörtföyleri çok çeşitli ve zengin. Aldıkları hediyelere bakılırsa sınır tanımadıkları anlaşılıyor. İçinde pet shoop’tan kuyumcu dükkânına varıncaya kadar çeşitlilikte dükkânların ve mağazaların olduğu günümüz avm’ leri doldurcak çoklukta hediye alan sultanlar var hem de tek bir seferde. Beşibiryerdeden cariyeye, cariyeden altın işlemeli yastık kılıfına hatta “padişahım çok yaşa”yı ezberine almış papağana kadar, ciddi söylüyorum, papağan masum kalır gergedan, fil, maymuna kadar uzanıyor liste. Lakin İbrahim’in yeri başka!

İbrahim’e her nedense “deli” diyorlar. Katılamam. Ben ilkeli demekten yanayım. Sadece samur topluyor. Yanlış anlamayın ötekiler gibi gergedan, fil, maymun vs. canlısını hediye olarak kabül edip, bunlara yiyecek yetiştirmek için oraya buraya koşturmak zorunda bırakmıyor hazineden sorumlu defterdar efendiyi. Sadece samurun kürkü onun çekim alnına giriyor. Hediye olarak samur kürkü kabul ediyor. Kendisine ziyaret gelenlerin üstüne ilkin Has odabaşını salıyor ve tembihliyor: “Baka Odabaşum samur var mıdur, yoksam kendü bilür!”

Şimdilerde yeniden gösterime giren meşhur Muhteşem Yüzyıl’ın kahramanı “Sülüman” a Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa’nın verdiği hediyelerin parasal değeri ile Başbakan Erdoğan’ın oğlunun düğnünde takılan “takılar” yarışabilir mi diğe düşündüm ama bana “Sülüman”a verilenler galebe gelirmiş gibi gedi. Belki yardımcsı Arınç’ın kızının kına gecesinde gelen hediyeleri ilave edersek Sülü’yle başabaş çizgiye varabilirler.

Şöyle: Omuzlarında birer top çuha ile iki bin esir, omuzlarında birer kese akçe ile iki yüz gulam (oğlan çocuk), her birine bin altın doldurulmuş yüz atlas kese ve bunları gümüş tepsilerde taşıyan yüz gulam ile yine altın tepsilerde değerli tespihler, kadehler, gerdanlıklar ve çeşitli mücevherler taşıyan iki yüz cariye…

Bunlar ayrı…

Bir de günümüzde devlet erkanının birbirlerine misafirliğe gittiklerinde hediyeleşmeleri var ki bunların sıradan halkın ağzının sulanıp umsuluk olmaması için mümkün olduğu kadar sembolik ve mütavazı değerlerde tutulmasına gayret edilmektedir. Ayrıca gulam, gulamın yanısıra cariye hediye etmek pörtföyden tümüyle çıkartılmış olmalı ki bu güne kadar Osmanlı sonrasıda yapılan hediyeleşmelerde kullanıldığını duymuşluğum yoktur.

Afyon’a 25 gencin ölümü nedeniyle giden sayın paşamıza verilen hediyelere gelince bunlarla ilgili olarak Hüseyin Çelik Bey’in yapmış olduğu açıklama bana göre yerindedir.

Yapmaz , yapmadığı gibi aklının kıyısından bile geçmez ve ben de Hüseyin Çelik Bey gibi tenzih ediyorum kendisine hediye edilen kilimi, her ihtimale karşı bir kez daha tenzih ediyorum, evet kilimi alıp şal kuşak beline dolayıp, hani ceketini kemerine sıkıştırıp Roman dansı yapan bir şarkıcı var ya, Adnan Şenses evet Adnan Şenses gibi şıkır şıkır oynamadığına göre paşamız, ortada sakil bir durum yok demektir... Vali Efendi’nin de tempo tutmadığı bilindiğine göre ortalığa dökülen hediyeleşme fotoğrafında bir garabet yoktur. Bunu Çelik Bey’in açıklamasından da öğreniyoruz. Şunlar var:
“…İki şeyi birbirine karıştırmamak gerekir. Hediye verilmiyebilirdi. Ben şu olsaydı yadırgardım: Mesela, yapmazlar ama kahkaharla gülselerdi, tenzih ederim yapmazlar, Sayın Genelkurmay başkanı oradan çıkıp bir eğlenceye katılsaydı, halay çekseydi… Yadırgardım.”

Düşündüklerimin bir devlet büyüğünün alenen söyledikleriyle öz itibariyle örtüşmesi hoş bir rastlantı olmalı. Hem sonra ne yani cenazelerinde helva dağıtılan, Çelik Bey “lokum” diyor, bir gelenekten geliyoruz. Durum el veriyorsa satranç takımı bile dağıtılabilir ne sakıncası olabilir. Bütün mesele vucut dili ile birlikte yüze takılan maske… İkisi de perperişandı siz de gördünüz.

Bence de her durumda hediyeleşin, muhabbeti arttırır. Bu bir hadistir. Yani peygamber sözü… Ancak cenaze evlerinde hediye alırken sırıtıp, sonrasında da ne bileyim teke zortlatması ya da kolbastı ya da Adnan Şenses dansı yapmayın! O fotoğrafla Hüseyin Çelik Bey’in demeci üst üste geldiğinde sizi bilmem ama benim anladığım budur, vesselam…

Mehmet Bozkurt 'ın Son Yazıları