Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Mehmet Bozkurt

Mehmet Bozkurt

Göm Zehir Saçan Ateş Toplarını Ki Bir Daha Kalbin Ağrımasın

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:19 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:19

“Kao de warau kokoro de naku.”

Japon insanının büyük bir felaketle karşılaştığında duyduğu acıyı ince bir gülümsemenin arkasına saklamasına denirmiş, “kao de warau kokoro de naku..” Acı yüreğini kavuracak kertede dahi olsa kabullenip sessizce gülümsemek. Hem kadim dinleri olan Şinotizme hem de sonranın icadı Budizm inancına ve felsefesine uygun bir davranış. Bu davranış tarzının dışına çıkanlar Tanrıyı öfkelendirmekten öteye gidemeyeceklerdir... Çığlığını içine hapset sessizce gülümse!

***

Japonya’nın karşılaştığı felaketin sonuçları henüz tam olarak ortaya çıkmış değil. Ancak sonuçlardan birinin sadece Japonya değil, neredeyse bütün dünyayı az ya da çok etkileyecek bir şiddete sahip olduğu bilimcilerin yapmış olduğu açıklamalardan anlaşılıyor. Önce deprem, ardından tsunami, onun ardından da nerede duracağı belirsiz nükleer patlamalar insanlığın üstüne abanmış durumda.

Japonlar sessiz bir gülümsemede bekleşiyorlar.

Zehir saçan ateş topunun üstüne gönüllü giden elli teknisyen ve mühendisin, elli samurayın savaşının sonucunu bekliyorlar.

***

Dev dalgaların silip süpürdüğü kasabalardan, köylerden geriye kalan moloz yığınlarının arasında sessizce bekleşen insanlar... Bu çekik gözlü zarif insanlar içlerine saldıkları çığlığın zehriyle geri kalan yaşamlarını nasıl tamamlayacaklar burası meçhul...

Üzerinde yaşadıkları adaların ana tanrı “yer”in ve baba tanrı “gök”ün sabaha karşı okyanusun yakamozlonan ışıltısında sevişmesi sonrasında doğduğuna inandıklarına dair bir söylence okumuştum... Şimdi tanrıların öz çocuklarının üstüne okyanusu salarak onlara ihanet ettikleri anlaşılıyor.

Sessizce sükûnet içinde bekleşiyorlar. Kuyruklar oluşturuyorlar marketlerin önlerinde. Su kuyruğu... Ekmek kuyruğu... Bisküvi kuyruğu... Herkesin yüzünde ince bir gülümseme, sıralarına ve tanrılarına fevkalade saygılılar... Bütün dünya onları hayranlıkla izliyor. Beni deli eden de bu tepkisizlik!

Bari boşaltın içinizi, dökün zehrinizi, en azından sizi terk eden tanrılarınıza basın küfrü be!

***

“Utanmak” diye bir sözcük var Türkçede. Son yıllarda dolanımdan kalkmış gibi, pek ortalıkta görülmüyor. “Utanmak güzeldir ama kadınlarda olursa daha da güzeldir...” Muhammed’in tarifidir. Onların “namus”, “haysiyet”, “onur” gibi kavramları akıllarından geçirirlerken bu ve benzeri kavramları “kadın”la eşleştirmeden düşünemedikleri biliniyor. Sözünü ettiğim sözlüklerde şöyle tanımlanandır:

“İnsanın kendisini ayıplanacak bir durumda görmesinden doğan duygu..”

Sadece çatısı kalmış bir ev. Sular çekilmiş, her nasılsa ayakta kalmış bir bahçe duvarının üstünde kurtalmayı bekleyen yarı çıplak çekik gözlü bir çocuk bir de kedi... Kedi çocuğun kucağında. Çocuk kediye sımsıkı sarılmış. Bu bir resim. Resmin bulunduğu gazetenin sayfasını çevirdiğinizde bir yazı:

“Uluslararası fon akımları böyle bir karışıklıkta güvenli liman arar. Türkiye’nin de bu limanlardan birisi olduğuna kuşku yok..”

“Japonya’dan uzak bir ülke olmanın avantajını da unutmayalım. Yen yatırımlarının düşük olduğu bir ülkeyiz..”

“Artıları ve eksileri bir araya koyduğumuzda beklentim Türkiye’nin bu işin sonunda kazançlı çıkacağı.”

Bu benim ülkemde paranın mihmandarlığını yapan biri... Yol gösterici... Şimdi bu adamda utanma var mı?

***

Bunlarda utanma yok benim çekik gözlü kardeşim. Dünyanın bütün paragözleri senden övgüyle söz ediyor. Doğduğun andan itibaren doğurana, doğurtana işverene, işyerine, geleneklerine ve tanrıya olan bağlığına nasıl övgüler düzüyorlar senin de kulağına elbette gelmiştir güzel kardeşim. Senin ülkende şirkete bağlılık esasmış, şirket senin ailenmiş, normal çalışma saati yokmuş, işin bitmeden işyerini terk etmediğinden mesai bitiminde yeniden “kart basar” işini sürdürürmüşsün ve bir kuruş bile fazla ücret istemeyi onursuzluk sayarmışsın... Bir de her sabah şirkete olan bağlılığını özetleyen marşın varmış...

***

Senin ”işyerini evin bellemen”, “işverene bağlılığın”, bizlere “örnek bir davranış modeli” olarak her vesileyle gözümüze sokulmuyor değil güzel kardeşim... Ancak artık lütfen belleme ve bağlanma!

Bir küçük şişe içme suyu alabilmek için kuyrukta bekleşen fotoğrafınız bura gazetelerine düştü. Okul bahçesine boyayla çizilmiş bir “s” harfi var ve sizler “s” çizgisinden taşmadan büyük bir disiplin ve sükûnetle bekleşiyorsunuz... Bekleşmeyin çekik gözlü kardeşim “s”den taşın, düzeni bozun!

Hatta “Marketleri basın. Disiplin ve sükûnet içinde ne bulursanız el koyun, güzelce pay edip aç bebelerinize götürün!” diyesim de geliyor ama neyse...

Tamam, deprem ve ardından gelen okyanus zulmünü tanrının öfkesine bağla, bu senin inancın ne diyebilirim. Lakin bunun hiç de adil olmadığını bir defa olsun düşün. Bizim burada Adana usülü bir küfür vardır, anladın.. Bas küfrü çekik gözlü kardeşim Buda’ya. Varsın küssün sana. Bundan öte “Buda’yla gelen düğün bayram ne olmuş ki” de, at ceketini omuzuna savuş git!

Deprem ve tsunamiyi tanrıya bağladık peki n’etmeli o zehir kusan ateş toplarını... Her 6 Ağustos’ta Hiroşima’da Nagazaki’de toplanan çocuk yüzlü “Hibakuşa”lar sizin kardeşleriniz değil miydi? O çocuklar ki gözlerini, yüzlerini parçalayan minicik gövdelerinde derin izler bırakan zehirle büyümüşler 945’ten beri..

“Şayet yolunuz düşer de Japonya’nın herhangi bir kentinin herhangi bir sokağında şaşkın, korku içinde, “ürkütücü” görünüşlü birileriyle karşılaşırsanız şefkatle selamlayın onu, o büyük ihtimalle bir Hibakuşa'dır" diye yazıldığını okumuştum çok eskiden ve “Hibakuşa”nın Hiroşima ve Nagazaki felaketinden arta kalanlara verilen bir ad olduğunu öğrenmiştim.

Biliyorum, sahip olduğun her şeyin sana sunulmuş bir lütûf olduğun inanıyorsun... Artık inanma... Öfkelen... At yüzündeki gülümsemeyi... Bırak inceliği, kibarlığı... Ko ver gitsin disiplini söz dinlerliği... Dinleme!

Göm zehir saçan ateş toplarını... Göm ki bir daha kalbin ağrımasın!

Mehmet Bozkurt 'ın Son Yazıları