Mehmet Bozkurt
Esed’le nereden nereye
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:37 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:37
Cülus töreninin 2003 yılının kışında olduğu biliniyor. Aynı yılın Temmuz’u olmalı, attan düşmüştü. Hemen yakındaki pastane benzeri bir hastaneye hafif aksayarak ancak yardımsız olarak gitmiş verdiği demeçle daha önce de “damdan” düştüğünün altını çizerek gazetecilerin aklını karıştırmıştı. Hatta bir gazeteci yaz sıcağında damda uyumak zorunda kalan ve uykunun en tatlı yerinde, bunun sabaha karşı olduğu hep söylenir, yuvarlanarak deneyimlenip orasını burasını kıra döke ustalık mertebesine erişmiş talihsizlerden biri olduğuna hükmederek sormuştu: Urfa’da mı?
Gazetecinin Urfa, Adana, Maraş gibi yerlerde mevsimin doğal işleyen sürecinin rutin sonuçlarından biri olan damdan düşmeyi, Recep Bey’in “damdan” düşmesiyle karıştırmasının cansıkıcı bir takım olaylara neden olacağını sezinleyen korumalar onu derhal uzaklaştırmışlardı. Sonrası meçhul..Daha doğrusu ben bilmiyorum. Ama at öldü.
O günlerde atın ölümünü fazla arpaya bağlı bağırsak düğümlenmesine yoran saçma sapan haberlerin yanısıra, Başbakanı töhmet altına sokmak için bu feci sonu Ergenkon’a bağlayan son derece rasyonel haber/yorumların da gazetelere düştüğünü bilmem ki hatırlayanlarınız olacak mı?
Her neyse. Önemli değil ve önemli olan o gün verilen demeç. Sayın Başbakanın demeci yeterince açık, gerektiği kadar net ve parlaktı, şöyle:
“Önce damdan düştük, hayatı bir başka tanıdık. Bugün de attan düşerek daha başka bir tanıdık. Mesele ne biliyor musunuz? Damdan da düşsen, attan da düşsen, önemli olan ayağa kalkabilmektir.”
Kalktı.
İlk geçmiş olsun mesajının eskiden Esat olarak bildiğimiz Esed’den geldiği söylenilmişti. Demesi, attan düşenin sıcağı sıcağına acıyı hemen hissetmeyeceği, ancak makul bir süre geçtikten sonra fena halde acıyacağı doğrultusunda olmuştu. Meğer İngiltere’de gençlik döneminde attan düşmemiş mi eskiden hepimizin Esat olarak bildiği Esed. Yanılmadığı anlaşıldı bir hafta ortalıkta görünmedi bizimki!
Latif davranış olarak değerlendirmiş ve alkışlamıştı o günkü matbuat mesajı.
Hani derler ya, nereden nereye?
Daha dün sayılır, Bodrum’da Rixos Otel’ de birlikteydiler zarif eşleriyle. Biliyorsunuz bizimki bu defa sizinki olsun, demeçsiz duramaz. Duramamış vermişti.
Eh artık bunu hatırlayın:
“Tarih, Türkiye ve Suriye’yi birbirine kardeş yaptı. Dünya üzerinde bu kadar çok ortak noktası olan iki komşu ülkenin olduğunu düşünmüyorum. Suriye bizim dosttan öte kardeşimizdir. Bugün bir adım attık, bu bir bayram müjdesi,iki ülke arasında vizeleri kaldırıyoruz.”
Kaldırılmıştı. Sonra “Her Gece Bodrum!”
Nicedir süren ve dünya alemi çatlatan o güzelim ilişkiler zinciri hayranlık verici ortak bakanlar kurulu toplantısıyla taçlanmıştı.
23 Aralık 2010.
Ne gündü ama matbuat coşmuş, adeta “kolbastı”ya durmuştu bir türlü çözemediğim, halen de düşündüğümde benim için muamma olan bir nedenle Fatih Ürek bir tv programında “bu da esed’e gelsin” anonsunu yaptıktan sonra “hadii..hadiii..hadiii” şarkısının eşliğinde göbek atmıştı.
Geç vakitlere kadar süren toplantı sonunda, tabii ki basın açıklaması yapılacak.
Yapıldı:
“Biz kendimize Suriye Türkiye olarak inanıyoruz. Birileri şöyle, böyle demiş, biz karar verdiğimize göre, biz adımı atar başarırız.”
Ayrıca güvenlikten ekonomiye kadar önemli başlıklarda görüş alışverişi yapıldığı beyan edilmişti.
İnsan acıkıyor tabi. Antakya yemekleri ve mezeleri, tarihin derinliklerinden gelen ortak mutfak kültürü... İlla ki mezeler humus, kekik salatası, küflü çökelek, abu gannuş, zeytin öfelemesi, bezirgani, kömeç, ekşileme, cercerun ve su.
Şimdi ne demeli. Bunca Antakya mezesi ve su. Okuyunca geçmiş gün, sanki içimden hay topunuzu at tepsin anlamına gelir birşeyler demişim gibi hatırlıyorum. Su deyince bir de akla Asi geliyor. 16 Şubat 2011’de atılan ortak baraj temeliyle dostluk mühürlenip perçinlenmişti. Asi’den ortak barış ve dostluk gölü yaratılacaktı. Ayrıca enerji üretilecek tarla, bağ bahçe sulanacak, balık yetiştirilecekti.
Ne güzel, ikisi de uzun boyluydu...
Sonra o kötü adam!
Erdoğan’a Esed’i terk etme talimatının verildiği tarihin 5 Mayıs 2011 olduğunu yazıyor kaynaklar.
Ve gazetelere sizinkinin şu sözleri düşüyor:
“Suriye’deki gelişmelere daha fazla seyirci kalamayız. İyi ilişkiler ilelebet süremez. Artık bizim son sözlerimizi söyleme zamanı geliyor. Bugün yarın her an son sözümüzü söyleyebiliriz.”
10 Haziran 2011 sabahı kalktığında sizinkinin verdiği demeç bu. O günden bu güne 1 yıl geçti. Dilim varmıyor ama attan düşmüşe döndü. Büyük bir ihtimalle Esed’in, eskiden Esat derdik, duyduğu en büyük pişmanlık ise çektiği mesaj olmalı.