Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Mehmet Bozkurt

Mehmet Bozkurt

Erdoğan'ın Bağdat Seferi ve Yandaş Yazıcılar

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:20 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:20

Başbakanın Bağdat seferini, damadı Berat Albayrak’ın “ceo”luğunu yaptığı Çalık Holding’in, Bağdat ve Erbil’de almış olduğu 1 milyar doları aşan ihalelerin avans ödemelerine nezaret etmeye bağlayanlar varsa da bu doğru olmaz. Ancak seçim startını vermek için gitmiş olduğu Erbil’de damadın işini aradan çıkartmak için bir iki hamle yapmışsa bile, bunu çok görüp kıyamet koparmanın da alemi yok. Rızkını yaban ellerde arayan parmak kadar bir çocuk sonuçta..

***

“Kürt kökenli vatandaşlarımızın yaşadığı bu bölgelerde yılların ihmalini ortadan kaldırıyor, inkâr politikalarına son veriyor, devlet-millet kaynaşmasını daha güçlü hale getiriyoruz..”

Bunları başbakan söylüyor. Sonradan anlaşılıyor Kürt dostlarımızın yüreklerini kanatlandıran bu sözlerin söylendiği yerin Irak Kürdistanı’nın başkenti Erbil Türk ve Kürt bayrağı sallayan lirik kalabalığın da damadın şirketlerinde çalışan Çorumlu, Yozgatlı inşaat işçisi kardeşlerimiz olduğu.

Erbil sonra..
Öncesi var. Ve bu “önceler” her seçim dönemi yaptığı gibi değişik toplum kesimlerini ziyaretle başlıyor. Ölü ya da diri fark etmiyor. Kanaat önderi sağsa elini öpüp hayır duasını alıyor, ölüyse türbesinin ya da kabrinin başında hayır duasını yolluyor. İlkin dünyadaki Sünni Müslümanların pek hürmet ettiği büyük imam, İmam-ı Azam Ebu Hanife’yi Bağdat’ta ziyaret ediyor. Elini öpemiyor. Nasıl öpsün, Ebu Hanife ölü. Bu nedenle türbesinde okuduğu hayır duaları ölü imamın ruhuna göndermekle yetinmek durumunda kalıyor.

“Seçim eğik düzlemine” adımını attı Sünni’yi savuşturdu ya, şimdi sırada Şii var. Şiilerde büyük imam sayısı on iki ve bunun yedinci sırada yer alanı Musa Kazım.. Musa’nın elini öpemiyor.. Yazık o da ölü. Olsun. Kabrine gidiyor..

Necef’siz olmaz. Necef Şii dünyasının kalbinin attığı yer. Muhammed’in amcası oğlu, Ehli Beyt’in mührü ve halifelerin dördüncüsü Ali’nin adını taşıyan, İmam Ali Camii’nde namaz kılıyor.

Sırada Irak Şiiliğinin önderlerinden Ayetullah Sistani’yi ziyaret var. Sistani ölü değil. Hayır duasını almıştır. Elini öpüp öpmediğini bilmiyoruz..
Bağdat’ta, Meclis’te “okuduğum parça Türkmenlere gitsin” diyerek ve elbette tıkanıp ağlaktırak olarak okuduğu Çankkale Destan’ı Türkmenleri yeterince kıvama getirip kıvançlandırdığı için Türkmen bölgesine özel bir gezi yapmak gereğini duymamıştır.

Bir gün önce Bağdat’ta Meclisteki konuşmasında “Irak’ın bütünlüğünden” yana olduğunun altını çizen Başbakan şimdi Erbil’dedir ve Başkan Barazan’yle birlikte Kürdistan’ı selamlamaktadır : “Kürt kökenli vatandaşlarımız.. İnkâr politikalarına son veriyoruz..” vs..

***

Önümde bir liste var:
BDP’li 28 belediye başkanına toplam 1000 (Bin) yıla yakın hapis cezası isteniyor. BDP’li 19 milletvekili hakkında düzenlenen fezleke sayısı: 544. Ve çeşitli mahkemelerde açılan davalarda istenilen hapis cezası: 2 bin 473 yıl.

KCK tutuklularının sayısı ise 3 bini geçmiş.. Hapisteki Kürt bebelerin sayısını bilen yok.

Türkiye Kürdüne “Kürt” olmak yasak!

***

Erdoğan’ın Irak politikasına yüksek politika diyorlar.

“Erdoğan’ın Erbil’de olağanüstü bir sıcaklık ve yakınlıkla karşılanması dikkatten kaçmadı...” diye söze başlayıp bunu “Ak Parti Hükümeti’nin içerde başlattığı demokratik açılım siyasetine” bağlayan ve ardından Akepe’yi “cesur dış politika açılımıyla taçlandıran” Star’dan Mehmet Metiner oluyor.

Bu da Zaman’dan Abdülhamit Bilici: “Türkiye, yangın içindeki Ortadağu’da attığı her adımla yapıcılığı tercih eden bir aktör (...) Irak’taki bu yoğun iki gün, sanki kültürlerarası bir koşu gibiydi.(...) Sahi bölge içinde ve dışında böyle başka aktör var mı?”

Yok..

Hasan Celal ise pek hoş doğrusu. O Ortadoğu’nun bütününe yönelik Erdoğan’ın izlediği politikayı “gergef” işlemeye benzetiyor. Nakış gibi..

Başbakanı anlamakta güçlük çektiğimi söyleyemem. Seleflerinden tek farklı yanı nalbantlıktaki ustalığı.. Allah var hem nalına hem mıhına iyi vuruyor.. Buna yüksek politika deniliyorsa “alül-u ala”dır bizimki.. Ayrıca her makamdan şarkı söylüyor olması da hanesine yazılması gereken bir artıdır.

***

Benim anlamadığım, başbakan yanlısı matbuattaki yazıcıların eskilere göre, “yandaşlık çıtasını” erişilmesi güç bir yüksekliğe çekmeleri.. Onlar gibisini bulmak hakikten zor.

Sıkıldım.. Konuyla hiçbir bağlantısı yok ama bir fıkra anlatasım geldi:

Bizim oralarda, duyanın dilini damağına yapıştıran, görenin gözünü ense kökünden pörtleten arsızlıklara, yüzsüzlülüklere ve ar damarı çatlamış olanlara atfen anlatılır bu fıkra.

Adam yaşlı, biraz da huysuzca. Her akşam gittiği mahallenin kahvesinde her daim köşedeki aynı masaya oturur nargilesini fokurdatırmış, tek başına. Huyunu suyunu bilenler uzak dururlarmış da, hani pek tanımayan biri sigarasını yakmak için izin isteyip nargileye yöneldiğinde anasını, bacısını, gelmişini, geçmişini sıralayarak basarmış küfrü. Mahallenin “kopuk”larından biri, “ben” demiş “yakarım cıgaramı emminin nargilesinden.." “Dur etme, yapma” deseler de dinlememiş delikanlı. İnat bu ya.. Yürümüş elinde sigarası, biraz yılışık ve hürmetkâr, önünü ilikleyip, topukları talimli askeriye usulü eğildikten sonra boynunu kırıp parmağıyla işaret etmiş.. “Şurdaki ev var ya emmi” demiş, “anam orayı işletiyor.” Azıcık eğilirken çaprazdan nargileye doğru, lafın ardına eklemiş: “Karım, üç bacım, iki baldızım, teyzelerim, halalarım da orada sermaye...” İyicene eğilip sigarasını nargilenin ateşine doğru yaklaştırırken, lafı yuvarlamış: “Oğlan kardeşlerimden biri girişte para topluyor..” Sigarayla közün öpüşmesine ramak kalmışken ikinci cümleyi tamamlamış : “Öbürsü etrafı kolluyor..” Ardını da hemen getirmiş: “Babam da ne yapsın müşteri peşinde, bulduğunu kapıp getiriyor!” Sigarasını yaktıktan sonra dikilmiş, bir nefes çektikten sonra da sırıtarak lafın ardını getirip düğümlemiş: “Ben de emmi hani şu yumuşaklar var ya canım, anlarsın.. İşte onlardanım!”

Bizim ihtiyar şöyle bir bakmış arsız oğlana, hazırlayıp ağzına doldurduğu küfrü yuttuktan sonra “yak aslanım yak ” demiş... “Senin gibisi kesinlikle bu dünyada yok. Köz de yaraşır sana marpuç da...”

***

Dediğim gibi konuyla ilgisi yok. Öylesine anlattım işte..

Mehmet Bozkurt 'ın Son Yazıları