Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Mehmet Bozkurt

Mehmet Bozkurt

Demokrasi Şaklabanlığı

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:21 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:21

Sokrat’ın iki şeyden çok korktuğunu, hatta bunların birinden korkmakla kalmayıp aynı zamanda nefret ettiğini biliyoruz. Biri karısı Ksantippi “cadısı”, şaka değil ödü patlıyor. Sokrat’ın hücrede baldıran zehirini içmesinden sonra yüzüne yayılan memnuniyet ifadesini, çok sonraları sevgili dostu ve öğrencisi Eflatun, Ksantippi’den kurtulmanın salgıladığı mutluluk hormonuna bağlıyor!

Sokrat’ın karısından korkmasını günümüzün evli erkekleri tarafından yaşamın doğal hali olarak karşılandığını ve bu konuyu evli biri olarak uzatmam halinde başıma gelecekleri kestirebilecek kadar akla sahip olduğumu söylemeliyim. Hem sonra uzatmam halinde risk kat sayısının yükseleceği gerçeğini de kabul etmek durumundayım. Günümüzde “aktar”larda çok daha kuvvetlileri var, baldıran ne ki!

Neyse, öyle anlaşılıyor ki Sokrat için ikincisi Ksantippi’den daha ürkütücü, can sıkıcı ve berbat: Demokrasi...

Hem korkuyor hem de nefret ediyor.

Korktuğunun başına geldiğini biliyoruz. Atina demokrasisinin şaklabanlardan oluşan bir mahkemesinin kararıyla bu dünyayı terketmek zorunda kalıyor Sokrat. Giderayak yüzünde belirdiği söylenilen memnuniyet ifadesini Ksantippi’den yakasını kurtarmış olmasına bağlıyanlar olsa da, bunu, nefret ettiği demokrasinin şaklabanlığı yolundaki iddiasının doğrulanmasına yoranların sayısı bir hayli fazla.

***

Sokrat İsa’dan öncedir. Tanrılara pek kulak asmadığı gibi kafası bozulduğunda küfür etmekten de çekinmezdi. O’nun işi akla gelen herşeyi akıl süzgecinden geçirdikten sonra değerlendirmekti. “Yanıldım” deyip bağışlanmayı dileseydi, yakayı kurtaracaktı. Dilemedi...

Şimdi 2 bin yıl sonrasındayız. O günden bu güne hem tarifi değişti hem de çeşitlendi demokrasi. Sokrat gibi “Ülkeyi paralı değil, bilge kişilerden seçilmiş bir kurul yönetsin” diğen kalmamış olabilir ama muktedir olanların yazıp, çizip kuralları belirlediği “el kitabı” na uygun seçilmişlerle hükmünü sürdürüyor. Anlayacağınız 2 bin beş yüz yıldır süregelen şaklabanlık kılık değiştirerek devam ediyor.

Temsil, demokrasi ve seçimler...

Ne diyorlar: “Demokratik yarış...”

Muktedirlerin “Seçim El Kitabı” barajla başlıyor. Kurallardan biri olan “baraj” sistemi şaklabanlık değilse nedir?

Geçtiğimiz dönemde, 2007 seçimleri, Meclis’e temsilci gönderen üç düzen partisinin aldığı oy sayılmış ve seçimlerin bittiği günün akşamında 28 milyon 646 bin 968 adet olduğu anlaşılmıştır. Seçim barajını geçen bu üç partiye verilen oyların manasızlığı ve beyhudeliği ise bugün anlaşılıyor. Düşünsenize milyonlarca oy göz göre göre resmen ve alenen boşa atılmış!

Halkımızın 28 milyonunun, küsuru da var, evet, gayet demokratik bir şekilde oyunu heder ettiğini söylemenin şu kadarcık bile sakıncası yok. Olan bitene bakarak büyük bir özgüvenle şunu söyleyebiliriz: Oylarınız çöpe gitmiştir.

Türkiye’nin onlarca yıllık birikimi olan kamuya ait bütün mallar, bazılarını sayalım da içiniz acısın Telekom, Erdemir, İsdemir, Petkim, Tekel, limanlar, kombinalar, bankalar, sigorta şirketleri satılmıştır. Bu Meclis satmıştır. Arada bir kavga çıkmamış değildir, ancak bu işleme dair değil, fiyata dairdir. Satılmıştır. Satılacak birşey kalmamıştır.

Hani derler ya sattık ama borç ödedik.

Ödemedik.

Türkiye’nin dış borcu Nisan 2011 itibariyle son beş yılda 170 milyar dolardan 290 milyar dolara yükselmiştir.

Hadi canım borç aldık da fabrika açtık, işlik açtık, istihdam yarattık, refahı arttırdık...

Ne açtık ne de yaptık ne de arttırdık...

Yapılan bir araştırmaya göre Nisan 2011 itibariyle işsiz sayımız 17 kentimizin nufusunun toplamına eşit, 5 milyon 230 bin kişi işsiz. Genç nufusun ise durumu daha yakıcı her 4 kişiden biri işsiz...

En son (Mayıs 2011) yapılan bir araştırmaya göre 4 kişilik bir ailenin, Nisan ayı açlık sınırı 931 Liara, yoksulluk sınırı 2460 lira...

“Açılım-Saçılım”, Ergenekon-Mergenekon” şu, bu gibi tuhaflıkarı geçtik hadi bunlara son günlerde ortaya çıkan ve milyonlarca kişiyi ilgilendiren, yahu bir-iki olsa neyse devletin kurumlarının gözetiminde yapılan sınavların neredeyse hepsinde ortaya dökülen sahtekarlıkları da ilave edelim...

Halkımızın 28 milyon, küsuru da var, oyu geçtiğimiz seçimlerde boşa gitmiştir!

Sadece çöpe giden “oy” olsa... Bir de “Tantanacılık” yöntemiyle soyulmuştur.

Muktedirlerin “Seçim El Kitabı”nın ikinci maddesi “Hazine Yardımı”dır. Yasaldır... Seçecek olanların, yani bizlerin ceplerinden çıkan vergilerle oluşan Genel Bütçe gelirlerinden her yıl partilere yapılan Hazine yardımının, demokrasinin gereği olarak, sadece barajı aşanlara yapılacağı yazılıdır. Rakamlar “küçük” partilerin hayal dahi edemeyeceği büyüklüktedir. Yeni parayla milyon, eski parayla trilyon olarak ifade ediliyor.

Temsil, üç partiye akp – chp - mhp, 2011 yılı Genel Bütçe gelirlerinden yapılan yardım 110 milyon liradır. Ancak yarışacağız ya, 2011 yılı yarış yılı olduğundan bu rakamı 3’le çarpmanız gerekmektedir. 330 milyon lira... Bu para halkın cebinden çalınmıştır ve sadece 2011 yılına dairdir. 2008-2011 yılları arasında sadece akepe’nin kasasına giren miktar 396 milyon liradır.

Biri tayfabaşı’dır... Biri dümenci, öbürsü iş koyucudur. Meclis’te kavga yapar gibi birbirleriyle kapışan bu üçlü, halkın cebinden demokratik bir şekilde paraları çekip almışlardır. Şimdi yeni seçime bu paralarla hazırlanıyorlar. Bunun adına hırsızlık aleminde “Tantanacılık” deniliyor. Siyasal alemde “İleri demokrasi” olarak tercüme ediliyor.

Bunlarla yarışacak boyun eğmeyenlerin partisi... "TKP’li gençlerin propaganda yarışında sıfır olanakla mucizeler yarattıklarını ve ‘zengin’ rakiplerine nal toplattıklarını" yazıyorlar... Evet ve çok güzel...

Demokrasi denilen şaklabanlığı biliyoruz... Bozacağız... Meydanlardayız...

Mehmet Bozkurt 'ın Son Yazıları