Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Mehmet Bozkurt

Mehmet Bozkurt

Cumhuriyet’ten geriye kalan ve şeytan taşlamak

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:04 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:04

“Hükümet şekillerinin tadat edilmesine, sayılmasına lüzum yok. Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Kime sorarsanız sorunuz. Bu, Cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad bazılarına hoş gelmezmiş. Varsın gelmesin!”

23 Ocak 1921’de kabul edilen Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun birinci maddesi, adı konulmamış bir yönetim biçiminin ilanıdır: “Hakimiyet bilâ kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.”

Amasya’dan yola çıkanlar istilacıları kovmakla yetinmediler, tamı tamına 523 yıllık Hanedan-ı Al-i Osman’ın, yıkılmasına ellerini kaldırarak, bu “evet” anlamına geliyordu, karar verdiler. Yıktılar, sevinç duymalıyız. İstanbul’da hüküm süren saltanat böyle kaldırıldı 1922’de… Savaşı yöneten ve kazanan Teşkilat-ı Esasiye’yi ilan eden bu Meclis’ti.

***
İpek Mebusu Hafız İbrahim Efendi’yi tanır mısınız?

Niye tanıyasınız ki, ben de tanımam. Tarık Zafer Tunaya’nın “Türkiye’de Siyasal Partiler, İttihat ve Terakki” kitabının “giriş” bölümünde rast gelmişliğim var tanışıklığım sadece o kadardır: “…Diyordum ki eğer Kanun-ı Esasi yürürlüğe girer ve milletin mebusları milletin en büyük tabakasından olan aydın fikirli ileri gelenleri, hanedan ve eşrafı bir mecliste toplanırsa milletin tekmil yaraları tedavi olur… Bendeniz on kuruşa nikah kıyarken, burada devletin koca antlaşmalarını ret veya kabul edecek kadar… iktidarım yok iken… üç senede altı tane kabine devirdim, elimi kaldırdıkça sadrazam yuvarlanıyor.”
Hafız İbrahim 1908’dir.

Şimdi 1922. Şimdi elini kaldıran Meclis’tir. Yuvarlanan saltanat.

Kalkan eller sadrazam düşürmekle sadrazam düzenin bitmeyeceğini bilecek kadar deneyimlidirler artık. 1923 Meclisi, Cumhuriyeti ilan edecek hanedan üyelerini de kovalayacaktır. İktidar silah zoruyla alaşağı edilmiştir. Buna ihtilal diyoruz.

Doğan çocuğun adı: Cumhuriyet
“Yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz” dediğinde Mustafa Kemal, Çankaya’da akşam sofrasında İsmet Paşa, Milli Savunma Bakanı Kâzım Özalp Paşa ve birkaç milletvekili ile birliktedir. Doğal olarak herkesin bu fikri hararetle desteklediğini söylememe gerek yok sanırım. İkinci gün Parti Grubu toplanır. Mustafa Kemal Paşa’nın önerisini, buna “buyruk” diyenler de var, varsın “buyruk” olsun, sunmak üzere İsmet Paşa kürsüye çıkar. Bir gece önce, Mustafa Kemal ile birlikte aldıkları kararı bir türlü açıklayamaz. Dünyadan kimi örnekler vererek, bin bir dereden su getirip çırpınırken, Şeref Bey söz alıp onu rahatlatır. “Uzatma” demeğe getirir ve çocuğun adını ilan ediverir: “Hükümet şekillerinin tadat edilmesine, sayılmasına lüzum yok. Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Kime sorarsanız sorunuz. Bu, Cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad bazılarına hoş gelmezmiş. Varsın gelmesin!”
***
Osmanlı yetiştirmesi yaşlı başlı Şeref Bey, merak ettim yaşamöyküsünü okudum ne umre ne de hac! Cumhuriyet’in değerlerini kavramakta, saltanat ve hilafet meraklılarına adeta meydan okumaktadır. Biz bunlara aydınlanmacı diyoruz.

Cumhuriyet’in kazanımları mı diyorsunuz?

Aydınlanmanın önünü tıkayan tekke, zaviye, tarikat gibi dinsel örgütleri yasaklanmasına ne dersiniz? Şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik,çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük gibi bakmayın şimdi yeniden piyasaya sürüldüklerine, şimdi aklıma gelen gelmeyen bu tuhaflıkların Cumhuriyetle birlikte yasaklanmış olmasına ne buyrulur? Anayasadaki dinsel terim ve ifadelerin ayıklanması, laiklik, sarığın yasaklanması, Latin harflerine geçilmesi… Peki şuna ne demeli eğitim birliğinin sağlanması… Kız erkek ayrımı gözetmeksizin ilköğretimin zorunlu hale getirilmesi. Kadın-erkek eşitliğinin temini için hukuksal düzenlemelerin yapılması. Ve elbette “Türkiye Devletinin dini, din-i islamdır” kaydının kaldırılması…

Şimdi mi?

Abdullah Gül, cumhurbaşkanıdır. Tarih boyunca halife/sultanların bile yapamadığını yaptı ya, aşk olsun! Gördüm, şeytan taşlamak için hazırlık yapıyordu. İhrama bürünmüştü. Arafat’a çıkmak, Kâbe’nin etrafında yedi kere dönmek gibi haccın farzlarını yerine getirmiş olması gerekir. Aksi halde ihrama boşuna girmiş demektir. Hayır, tırnaklarını elbette kesmiş saçlarını kısaltmış sair lokal traşlarını olmuştur. Bir de “remel”var. Galiba vacip olmalı. Yani İslam’a göre “yapılması gereken”, yapmışsa fazladan sevap kazanmış demektir. Şimdi siz “Remel ne ola ki diye” soracaksınız… Kısa adımlarla, omuzları silkeleyerek çalımlı bir şekilde yürümek anlamına geliyor. Canım bir nevi RTE yürüyüşü…

Mehmet Bozkurt 'ın Son Yazıları