Mehmet Bozkurt
Bayramlık yazı: Benim tanrım kamucu ve eşitlikçiydi
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:38 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:38
...Aynı zamanda kendisine inanıp, iman etmeyenlere karşı bile hoşgörülü ve sevecendi.
Çünkü benim tanrım insanların yaptıkları “densizliklerle” uğraşmayı kendisine yaraştırmayacak ölçüde vakur ve yüce gönüllüydü. Öfkeyi değil sevgiyi temel alırdı. Aynı zamanda her bir kulunun başına Kiramen Katibin (Katip Melek) salmak gereğini hiç duymamıştır. Onun raportöre gereksinimi yoktu. Olup biten her şeyden haberdar yüksek vasıflı aracısız tek biliciydi.
Bütün yer altı ve yer üstü zenginliklerinin sahibi olduğuna dair bir iddia taşımamakla birlikte var olan bütün zenginliklerin ve değerlerin muktedirler tarafından fütursuzca talan ve çarçur edilmesi karşısında sessizliğini bozmamasının nedeni, bilmezliğinden değil insanlara bu olup bitenler karşısında duyarsız kalmamaları için akıl ve fikir vermiş olmasındandı.
Allah hakkında az çok fikir sahibi olmakla birlikte, takipcisi olduklarını her cümlenin başında ve sonunda altını çizerek işaret eden şimdinin muktedirlerinin ve yazıcılarının teolojik fikri pehlivanlıklarıyla elbette baş edemem. Ancak Allah’ın da kimi insanların tasavvur ettikleri gibi ürkütücü olmaması gerektiğini düşünecek kadar azıcık da olsa fikir bulaşmış sezgi sahibiyim!
Söyleyeceğim şu:
Benim tanrım kamucu ve eşitlikçiydi.
Bunu açmak için birazdan izin isteyeceğim ama hazır sizleri bayram bayram yakalımışken araya bir başka özelliğini sıkıştırmak isterim.
Çok sık olmamakla birlikte bana göndermiş olduğunu düşündüğüm küçük sevinçler ve mutluluklar için minnetarlığımı ve teşekkürlerimi sunarken, Olimpios'dakiler dahil, tanrıyla konuşurken gösterilmesi gereken saygı ve titizliğe en üst seviyede riayet ettiğimi bilmenizi isterim. Bir zamanlar yaptığımız pek de sık olmayan sohbetlerimizde asla “ama” sözcüğünü kullanmayan bir tanrım olduğunu yıllar önce farketmiştim. Beni cezbeden şeylerden biri bu olmuştu ve zaman zaman içkiyi fazla kaçıran Olimpos tanrıları gibi tutarsızlığa düştüğünü görmediğim gibi, vaadlerini gerçekleştirmeyi şarta şurta bağladığına da hiç rastlamadım.
Bunu biraz açmamın ve sizlerle paylaşmamın ne sakıncası olabilir ki? Hem benim tanrım bu tür paylaşımlara, kendisine yönelik ironik yaklaşımlara öfkelenmeyecek kadar kibirsiz ve alçakgönüllüydü. Hatta insanların kendisiyle samimi bir dil kurmasından mutlandığı dahi olurdu.
Bu ara "not" tan sonra az önce istediğim izni kopardığımı düşünerek başa dönebilirim:
Eşitlikçiydi.
O’nun eşitlikçiliği sadece ırk, cins, inanç, adalet, özgürlük, etnisite bağlamında değildi. Yani benimki diyorum, dünyada var olan tüm maddi ve kültürel birikimlerden eşit ölçüde yararlanılmasını öngörürdü. Biliyorum Allah da “komşun açken sen tok yatma” diyor ama, benim, bu emrin hakkıyla yerine getirildiğini söylemem için pek saf olmam gerekir. Baksanıza sadece karnımızı doyuracak kadar ücret istiyoruz diyen işçilerin karşısına dikilen Gaziantep patronlar reisinin göbeğine. Görüntüsünden, her gece gönül rahatlığıyla uyuduğundan kuşku duymamız için hiçbir neden yok. Öyle semirmiş ki götür Artvin Kafkasör’e kafa kafaya güreş tutsun öküz mertebesine gelmiş danalarla. Bana mısın demez.
İşte benim tanrım bu türden olanları cezalandırma yoluna gitmese de insanlara kendi adına bunun kullanım hakkını mutlaka verirdi. Sizin Allahınız ise yürü ya kulum derken verdikçe de veriyor. Çekinerek de olsa söylemeliyim ki sizin Allah’ınız bu konuda benim tanrımdan ayrılıyor. Ne bileyim, sanki bereketini dağıtırken birilerini daha fazla gözetiyormuş gibi geldi bana.
Sonra benim tanrım kamucuydu.
Yer altı ve yer üstü zenginliklerinin, denizlerin, dağların, ovaların ve insan eliyle yaratılan her türlü değerin bir sınıf ya da kişi ya da kişiler ortaklığına ait olması kadar abukluk olamaz. Bu benim tanrımın eşitlikçilik anlayışına tamemen aykırıydı. Aslında Allah da “Mülk benimdir” diyerek kendi adına korunması için Devlet Hazinesi anlamına gelen Beyt-ül Mal’a emanet eder, özel seçilmiş kişilere değil. Tamam, bu da bir dereceye kadar su kaldırır da, dağıtımı yaparken “dilediğine dilediği kadar vermesi ihtilaf anlamında, “niza” nedeni yaratırmış gibi geliyor bana.
Hadi bir örnek de ülke dışından verelim:
Prens El Velid Bin Tallal Bin Abdülaziz El Suud’un adını ailesiyle birlikte geldiği Bodrum gezisinden ötürü duymuş olmalısınız. Kutsal topraklardandır. Allah’ı hiç ağzından düşürmediğine emin olabilirsiniz. Adamın yatı Türkiye’nin deniz filosunun toplam tutarı kadar var neredeyse. Peki, tamam, yazınca farkettim biraz abarttığımı ama herifin sadece yatının pahasının büyüklüğüne dikkat çekmek için küçük bir hileye baş vurma zorunluluğundandır bu abartma. Hoş göreceğinizi umuyorum. Bu tür minik abartmaların vaktiyle benim tanrım tarafından şakacı bir sevimlilikle karşılandığını da bu arada belirtmeliyim. Ömrü adı gibi uzun olasıca prensin kamuya ait olması gereken petrol kuyularını kendi mülküne geçirmesi karşısında Allah’ın bırak cezalandırmayı daha da verdikçe vermesi, işte bunu aklım almıyor. Tamam Allah’ın sopası yok. Yok ama, Allah adına bir hurma dalı koparamayacak kadar da elden ayaktan düştükleri söylenemez her halde. Bu durumun sadece onlara özgü olduğu da sanılmamalı.Çünkü tekrar dönersek bu coğrafyaya, sınırı geçer geçmez şaşırtıcı bir durumla burun buruna geliriz. Genç nesil bilmez, biz ve bizden öncekiler çok kullanırdık : Allah’ın suyu be, bir de para mı vereceğiz!
Şimdi becerebileceksen öfkelenmeden yerinde otur. “Allah’ın suyunu” aldılar ve özelleştirdiler. Allah’ın kendi suyunun başına gelenler karşısında sessiz kalmasını anlıyorum, dediğim gibi sopası yok. Ama Allah adına halktan birilerinin kalkıp, su işleriyle uğraşan bu adamların yakalarına yapışıp kuvvetlice sarsmamalarına, hatta oluruna getirip arada bir güzel sopalamamalarına ne buyurulur? Temsil Allah’ın suyunun şişelenip satılmasına göz yuman, içilmesi gereken musluk suyunun içilebilirliğini tartışmaya açan şehrin emin adamı olarak seçilenlere sabah, akşam atık su içirsek Allah’ın gücüne gider mi?
Bence gitmez ve bayram yazısının özeti bu.
Bu arada bizim Allahımızla senin tanrın arasında özünde fark yok diyenler olabilir.
Ancak benim tanrım öldü... Bunun sorumluluğunu üstlenecek değilim. Hem sonra onu öldürenin pos bıyıklı bir felsefeci olduğu sonradan ortaya çıktı. Bunu bilmeyen de yoktur.