Mehmet Bozkurt
Aydınlanmaya Fatiha
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:23 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:23
Kimin nasıl okuduğunu bilemem ama ben başlıkta yazdığım gibi okudum Altan Tan’ın Şeyh Said’i anma toplantısında yapmış olduğu “Fatiha okuyunuz” çağrısını.
Gazetelere göre Tan’ın çağrısı tam olarak şöyleydi: “Şeyh Said ve arkadaşları Kemalizme, İslami kimlikleriyle ilk başkaldırıda bulunan insanlardı. Kürt halkının da bunu en objektif bir şekilde görmesi gerekir...”
Saygı duruşu olmaz.
Saygı duruşunda bulunmaya kalkanları sertçe uyarıyor. Saygı duruşundaki dikine duruş ve jakoben edanın mahşerde sorun açacağını sezinleyen salih özelliklerle donatılmış Tan’ın huzuru tam “zail” olacakken, çırpınarak bağırıyor: “Ne saygı duruşu, Fatiha okuyun...”
Fatiha okunuyor. Bağımsız milletvekilleri ellerini açıp yakarıyorlar. “Amin” İbranicedir. İmam “Amin” diyince cemaatce “Amin” denilirse iyi olacağını söyleyen Peygamber Muhammed’dir. Aynı anda meleklerin sarf edeceği “Amin”le sizin “Amin”iniz denkleşirse yaşadınız bütün günahlarınız bağışlanıyor. Demeseniz de olur, sünnettir. Bağımsız milletvekilleri diyor. Ya denk gelirse!
Öncesi var. Öncesi, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in Şeyh Said etkinliğinde yapmış olduğu açılış konuşması oluyor:
“...Şeyh Said ve arkadaşlarının itibarları Kürt milletinin gönlündedir. Haklarını vermelisiniz. İtibarı iade edlmeli ve mezar yeri açıklanmalıdır...”
***
Nereden başlamalı?
Şu sorunun yanıtı ön açıcı olabilir: İstenilen Said’in itibarının iadesi mi yoksa Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinin ağır-aksak kalmış aydınlanmacı ayağını da budayıp sürüngene dönüştürmek mi?
Şeyh Said İsyanı’nın öncesinde, 3 Mart 1924’te TBMM’de bir gün önce görüşülen 2 kanun teklifinin kabulü var. Kanunlaşması istenilen birinci metnin başlığı şu: “Tevhid-i Tedrisat Kanunu.” Türkçesi: Eğitim birliği... Bu kanunla Din temelli eğitim yapan okullar kapatıldı. Din temelli eğitim yapan okullar kapatılınca tamamen lüzumsuzlaşan Şeriye ve Evkaf Vekaleti’nin (Din İşleri ve Vakıflar Bakanlığı) kapısına da güzelce kilit vuruldu.
Said’i tetikleyen faktörlerden birincisi Tevhid-i Tedrisat Kanunu, ikincisiyse halifeliğin kaldırılması ve halifenin sürgüne gönderilmesine dair kanunun kabülüdür. Her iki kanun 3 Mart 1924 tarihli birleşimde kabul edilmiş ve derhal uygulanmaya konmuştur.
8 Nisan 1924’te “rahleci” takımını yerinden hoplatan bir kanun teklifi daha Meclis’e geldi ve dinsel mahkemeler kaldırıldı.
Din elden gidiyordu.
***
Şimdi Said’e dönebiliriz. Son yıllarda epeyce kaynak yayımlandı. Ben sadece Nakşi Şeyhi Said’in mahkeme tutanaklarına geçen ve isyanının nedenlerinin altını çizen ifadelerinden kısacık bir bölümü aktarmak istiyorum: “Şeriat hükümlerinin hükümetimiz tarfından uygulanmasını sağlamak düşüncesi benim başımda yaşayan bir fikir ve arzuydu. Bunu gereğinde söylemekten de çekinmezdim...”
Said’in isyan nedeninin özeti budur. Din eğitiminin yasaklanması, medreselerin kaldırılması, halifeliğin ilgası ve halifenin sürgüne gönderilmesinin Said’i bir yol ayrımına getirdiğini söylemek gerçeğe pek de aykırı düşmeyecektir.
İsyan başlamadan önce Kürt millici kanadın önderleri başta Cibranlı Halid ve Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya Bey’in tutuklanmasının doğurduğu boşluğu dinci kanadın önderi Nakşi Şeyhi Said doldurmuştur.
Kürt Ulusal Hareketi geçmişte yaşanılan ve zalimce bastırılan çok sayıdaki isyandan kendisine “şanlı bir gelenek” yaratmak ve bu zeminden güç alarak yürümek istiyorsa örnek olarak alınan Said, doğru bir seçim olmasa gerek.
Okunan Fatihaların öteki Said’in, Nursi olanının da ruhuna gitmesi için yaradana yapılan “ricalara” itirazım yok ama “itibar iadesi” her ikisi için de düpedüz saçmalık!
Her ikisi de Aydınlanma felsefesi karşıtı birer gericidir.
Hem de su katılmadık cinsinden.
Ve “son isyan” taşıdığı Aydınlanma damarıyla Saidlerin bulundukları yakanın karşısına düşer. Böyle olunca da “Emek- Özgürlük-Demokrasi” üçlemesinin hangi ayağında duruyor Altan Tan merak ediyor insan. Bu cümleyi kurunca Ahmet Altan’ın sözlerini de aktarmak zorunluluk oluyor:
“Türkler ve Kürtler arasında kavga varsa gel Allah’ın hukukunu uygula şeriata gidelim. Bunu kabul etmiyorsan AB, bunu da kabul etmiyorsan çağdaş demokrasi var, bunu da kabul etmezsen Kopenhag kuralları var...”
İşte bu olmadı. Şeriat ve çağdaş demokrasinin, ben bunu "ileri demokrasi" olarak okuyorum, yanyanalığını anladım anlamasına da Allah’ın kanunlarıyla Avrupa Birliği ve Kopenhag Şartlarını eşleştirip aynı düzeyde değerlendirmek, öteyi beriyi bir tarafa bırak günahların en büyüğü olan “ Allah’a şirk koşmak”olmuyor mu? Kim nederse desin bence kitaba göre vallaha da billaha da oluyor ve Tan’ın öte tarafta işi pek kolay olmayacak gibi görünüyor!
***
Korktuğum Kürt kardeşlerimin başına umarım gelmez. Fatiha Suresi bütün Ayetleriyle varsın Saidlerin ruhlarıyla buluşsun. Ve yine umarım ve dilerim ki “Öte yaka”yla mesafe korunur da artık ne kadar kalmışsa, kaldığı kadarıyla, Aydınlanma felsefesinin de ruhuna Fatiha okunmaz.
İlgisiz gelecek biliyorum ama belirtmeden edemeyeceğim Yahu “Altan Tan” derken birkaç kez “Ahmet Altan” diyesim geldi. Bir defasında da dedim mi ne? Nedendir acaba?