Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Mehmet Bozkurt

Mehmet Bozkurt

Adım Yalçın Küçük Ama Şeytan Da Diyorlar

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:20 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:20

“Ve der ki kitabın ortayerinde

Bütün ırmakları dünyanın

Kızılırmaktan geçer..”

(H.Hüseyin Korkmazgil, Kızılırmak)

Aynı ırmağa doğru akan irili ufaklı dereleriz. Bizleri büyük yürüyüşümüzün sonunda “cem” olacağımız havzaya taşıyacak asi ırmağa doğru akıyoruz. Yürüyüş kolunun adının Kızılırmak olduğunu söyleyen Hasan Hüseyin Korkmazgil olmuştu. Bu onun düşüydü.. Olsun.. Varsın düş olsun. ”Düş” de olsa aynı havzada buluşmak heyecan verici. Aynı ırmağa akıp, onu çoğaltmak ve “cem” olacağımız deltaya ulaşmanın tek yolunun kızılırmak olduğunu bilmek ne güzel.. ”Düş” de olsa güzel. Bütün büyük ozanlar gibi “düşbaz”dı Korkmazgil “Kızılırmak” destanında o büyük yürüyüşe işaret eder. İlk hapisliği de kurduğu bu büyük “düş” ten olmuştur.

Sadece büyük ozanlara mahsus değildir “düşbaz”lık. Ülkesini yaşanılır, eşitlikçi ve özgür kılmak için kavga veren, damarı inat bir mütefekkir türü vardır. Yalçın Küçük bunların en başta gelenidir. Bir kitabında aydın inadını anlatırken buna “Robson Damarı” demişti..

Robson damarlıdır.

İnatla çok yazar. Çok konuşur.

Yazdıklarını konuştuklarını bizim geçeden de aykırı bulanlar olmuştur. Arada bir “çubuğu aşırı büktüğü” ve bunun “yıkıcı” olduğu fikrine kimsenin itirazı olduğunu sanmıyorum. Ne ki bu coğrafyanın okur-yazarını sarsmanın bir yolu olarak öne sürüp yazdığı ezber bozan “Tezler”inin Türkiye okuru için fevkalade ön açıcı olduğunu, sadece bunun bile onun devrimci aydın tarihimizin ön sıralarında yer alması için yeterli olduğunu kabül etmeliyiz.

Çok da “güzel hapis yatar.”

“Güzel yattığı”nı Gürkan Hacır yazmıştı Yeni Harman’da.

Bunu, 90’lı yıllar olmalı, söyleyen ünlü kabadayılardan Kürt İdris.. Hoca kimbilir kaçıncı olacak, Sultanahmet Cezaevi’ne atılıyor. Cezaevi dolu.. İdris Özbir koğuşuna getirilen bu “davetsiz konuğa” ilkin bir anlam veremiyor. Boyu posu ufarak olmaya ufarak da, kırmızı atkısı, kollarını öne arkaya savuruşu ve dönüşlerdeki “ayak nizamı”yla volta vuruşu pek usta! Belli ki “mapus damları”yla tanışıklığı aşinlıktan öte. Hele akşam çökmeden bavulundan döktüğü kitaplarını kağıtlarını kalemlerini portakal sandığını ters çevirip yaptığı masanın üstüne istif edince anlıyor ki Kürt İdris, bu adam “tekin” değil! Aradan zaman geçip de “hoca”nın her gün sporunu yaptıktan sonra “çalışma masası”na çöktüğünü görünce, iman ediyor ki bu adamın kumaşı başka. Bir gün akşam voltasında Yalçın Hoca’ya “voltadaş” durunca dayanamayıp lafı yapıştırıyor: “Ne güzel hapis yatıyorsun hocam.”

“Düşbaz” dedim ya beni çok şaşıtmıştı bu büyük aydınlanmacının şimdi nerede yazdığını hatırlayamadığım, kimileri tarafından aşırı romanesk bulunabilecek şu düşü sözcük sözcük değilse de mealen şöyleydi: Devrimden sonra, açıkçası “devrimden sonra” diye başlayıp başlamadığından da pek emin değilim, annesinin ve babasının mezarlarını İskenderun’a taşıyordu. Ama Torosların İskenderunlu olanına.. Nur Dağına.. Bizimkiler Gavur der, Gavur Dağı’nın Akdeniz’e bakan en yüksek doruğuna taşıyordu anne ve babasının mezarını , büyük bir sevgiyle söz ediyordu onlardan. Sanki sağlarmış da, yüzleri Akdeniz’e dönük çam ve kiriş kokuları arasında serin serin oturtacaktı onları yayla evinde.. Sevinçle yazıyordu sohbet lezzetinde. “Eh” demiştim kendi kendime Kafkaslı Çerkes anne ve Türkmen babaya dağların en yüksek doruğu da yakışır hani, otururlar yüzleri Akdeniz’e dönük.. Güzelcene.. Serincene..

Şimdi yazarken pişmanlık duyuyorum arada bir Yüzüncü Yıl Parkı’na eşim tarafından adeta silah zoruyla götürüldüğüm sabah yürüyüşlerinde karşılaşıp, ayak üstü yarenlik ettiğim “Hoca”ya, Toroslara taşınma işinde kesinlikle yanında olmak istediğimi söylemediğime. Üstelik hani Gavur Dağları’nın bir ucu da bizim oralara Maraş’a kadar bel verir, bir de Çerkesliğimiz var ya!

1971’den bu yana yazmış olduğu kitap ve makaleleri üst üste koymaya kalksak , kendi boyunu geçmeye geçer de, mehter davulcusu endamında gördüğüm savcıyı da zorlarmış gibi geliyor bana. Son yazdığı “Cumhuriyet’e Karşı Küfür Romanları” yla (2011), ilk kitabı “100 Soruda Planlama Kalkınma ve Türkiye” (1971) arasına sığdırdığı kitap sayısı altmış adet. Bunlara, bazılarını kitaplarına serpiştirmiş olmakla birlikte çeşitli dergi ve gazetelerde yazmış olduğu makaleleri de ilave ederek bir ölçüm yapmaya kalksak, yani savcı bey buna izin verse ileri sürdüğüm boy/pos tezinin hiç de aşırı olmadığı görülecektir.

Pansilvanya’dan yayın yapan gerici bir tivi kanalının “Kollama” adlı dizisinde töre cinayetlerinden, bombalama eylemlerine kadar her türlü melaneti planlayanın, yapanın, yaptıranın kırmızı kaşkollu, kalpaklı, top sakallı “şeytan” kod adlı “Kaya Minik”in Yalçın Küçük benzetmesi olduğunu herkes biliyor artık. Dizi tam anlamıyla hıyarca ama, korkarım Yalçın Hoca’nın başını ağrıtacaktır. İster misiniz bütün bir Cumhuriyet tarihi boyunca işlenen suikastların, kışkıtrmaların, darbe planlarının yazılı olduğu ve filmde Ergenekon, Mossad,Vatikan, CIA bir de polis Mazhar tarafından arkalarında kan seli bırakarak aranılan şifreli kitap, Yalçın Küçük’ün evinden çıksın!

Ve yine ister misiniz bu şifrede “en büyük değerli seçeneğin hemen sağındaki seçenek” “şeytan” olsun!

Olur mu olur.. Ne dedi Yalçın Küçük adını soran mahkeme heyeti başkanına : “Adım Yalçın Küçük ama şeytan da diyorlar bana."

Hepimiz küçük derecikleriz. Bizi o büyük havzaya taşıyacak olan o büyük ırmağa, Kızılırmak’a doğru akıyoruz. Yalçın Küçük aynı ırmağa akanlardandır. Hem sonra unutmayalım “şeytan” da bir “melektir!”

Mehmet Bozkurt 'ın Son Yazıları