Tuncay Güney'in Psikolojik Portresi

16/01/2009 Cuma
Tuncay Güney'in Psikolojik Portresi

Adının anılmadığı tek gün yoktu yıllardır, iddiaları ülkede yeni bir devir başlattı. Artık televizyon yıldızı.

Nasıl bir kişilik bu kişilik? Ülkede ne hak, ne hukuk kaldığından şimdi üstümüze özellikle vazifedir. Hakka, hukuğa, etiğe bunca saldırı altında yine de haktan ve ahlaktan vazgeçmeksizin.

Güney her şeyden önce eksantrik bir kişilik, "tek kelimeyle tarif et" deseler bu sözcüğü yeğlerim. Eksantrik kişilik denince psikiyatride daha çok şizotipal kişilik geliyor akla. Acayiplik baskındır. Düşüncede, görünümde, hal ve tavırlarda tuhaflık. Alınma fikirleri ve garip anlamlar çıkarma hali tabloyu tamamlar. Özsever ve kuşkucu ruh hali genellikle görülür. Konuşmaları bunları da doğrulamaktadır. Pueril (çocuksu) düşünce ve konuşma şekli Güney'deki kişiliğin özgün yanıdır. Gösteri merakı bu olguda barizdir. Güney büyük olasılıkla "karışık tip kişilik bozukluğu"yla malul bir karakterdir.

Peki bu ne anlama gelir? Aslında hukuken hiçbir anlama gelmez. Güney psikiyatrik gözlem altına alınsa, büyük olasılıkla "cezai ehliyeti tamdır" raporu alır. Başka deyişle akıl hastası değildir. Büyük olasılıkla diyorum, çünkü görmeden, konuşmadan hiçbir uzman kesin kanaat belirtemez. Burada onu yazmam, onun etiği zorlamasındandır, benim değil, günlük yaşamımıza artık kaçamayacağımız şekilde, cebren girmesindendir. Ayrıca kişilik bozukluğu hiç kimsenin hukuki, siyasi durumunu, yeraltı yaşamını özgün hale getirmez. Siyasette büyük çoğunluk, kriminal durumlarda, karanlık alemlerde hemen herkes bir şekilde kişilik bozukluğu gösterir.

İfadeleri çelişkilerle doludur ve tutarsızlıkları abartılıdır. Haham olduğunu iddia eden Güney, Adnan Hoca'yı İsrail'in beslediğini söylemektedir. Fethullahçı olduğu söylenmektedir, en azından bir dönem onlarla sıkı ilişkide bulunduğunu kabul etmektedir, ama Veli Küçük'ü Hoca'dan daha zeki bulduğunu söyleyerek Hoca'yı aşağılamaktadır. Ergenekon'u ABD'nin kurduğunu söylemekte, ama ABD'yi demokrasi ve özgürlük yanlısı bir ülke olarak tanıtmaktadır. Sanki ortalığı karıştırsın, şaşkınlık yaratsın diye meydana fırlatılmıştır. Yazık ki bunca yıllık gazeteci ve siyasi şahsiyet olarak düşün dağarcığı çok zayıf görünmektedir.

Lakin Güney tüm bunlara karşın başarıdır. Onun tutarlı ve derin sözler etmesini beklemeyin. Ona biçilen rol, düzeyi neyse, içinden geldiği gibi saçmalamasıdır. İktidar kavgası böyle işler. Bu kavgada tek tek kişilerin zekası, düzeyi ve tutarlılığı hiç önemli değildir. Örneğin "sol"cu lider Fikri Sağlar böyle bir takım oyuncusu karşısında onca zekasına ve bilgi birikimine rağmen figüran durumuna düşer. Ama kim bilir, Güney'in başarıyla kafamıza oturttuğu mantıkla bakarsak belki Sağlar da oyunun aktörlerinden biridir.

Güney'e ajan denmektedir. Güney de AKP yöneticileri dışında neredeyse herkese ajan demektedir!! Güney gerçekten ajan olsa ne fark eder, olmasa ne? Bu ülkede profesyonel ve yarı-profesyonel, bilinçli veya yarı bilinçli abartmasız yüz binlerce ajan bulunmaktadır. Uluslararası kapitalizmle, onun yöneticileriyle işbirliği halinde çalışan, bu ülkenin altını oyan insanlar. O zaman ne yapacağız? Ajan avına mı çıkacağız? Yoksa bir ajan grubu olsa ancak bunları yaparlardı diyeceğimiz sağlı sollu, sosyal ekonomik, halk ve ülke düşmanı gerici faaliyetlerle mi mücadele edeceğiz?

Ergenekon operasyonunu planlayan ve yöneten görünür görünmez her uzmanı kutlamak gerekir. Veli Küçük gibi elemanların hakkını, hukukunu en keskin düşmanlarına savundurtabildikleri için en başta. Tanık mı sanık mı belirsiz bir insan devletin televizyonuna çıkıyor ve saatlerce sadece tutuklu sanıkları değil, daha pek çok kişiyi en ağır şekilde suçluyor. Nerede mahkemeyi etkilememe ilkesi, nerede gizlilik, nerede adaletin eşitliği, nerede kişilik hakları? Bu düzenin düşmanı devrimciler ve komünistler bu düzenin hak ve hukukunu anımsatıp savunmak zorunda kalıyorlar. Binlerce kardeşlerini bazı sanıkların veya onlar gibilerin kanlı ellerinde yitirmiş sosyalistler bu operasyona karşı konumlanmak ihtiyacı duyuyorlar.

Operasyonun skandal hataları denen pek çok şey de yöneticilerinin başarısıdır. Davanın uzaması, sünmesi, sulanması. Başarıdır. Birbiriyle çok ilgisiz görünen kişilerin alınması. Sağcısına, solcusuna, karıncaezmezine, gladyocusuna, fikir adamına veya emekli askere, herkesin kafasına aynı çuvalın geçirilmesi başarıdır. İddianamenin geciktirilmesi, binlerce sayfaya yayılması başarıdır. İddianame artı Güney'in saçmalamaları başlı başına başarıdır. Çünkü amaç şudur: Herkes herkesten şüphe etsin, bildiklerinden bile kuşku duysun ki, herkesin aklını teslim alabilelim. Sanıklar aleyhine kamuoyu oluşması başarıdır. Sanıklar lehine kamuoyu oluşması da başarıdır. Çünkü Cumhuriyet'in tasfiyesi süreci ne kadar zamana yayılıp, ne kadar denetim altında az sancılı seyrederse emperyalistler ve büyük sermaye için o kadar iyidir. Ülke içinde hiç kimseye tam güven duyulmadığı bir ortam uluslararası sermaye için çok iyidir.

Diyorlar ki, komünistler, devrimciler hakim sınıflar arasındaki bu kavgadan uzak kalsın, araya biraz mesafe koysun. Tamam bunu yapacaklar da, kendi gündemlerine bir türlü dönemiyorlar ki. Konuşmak istedikleri her insanın kafası Ergenekon'da. Bir yandan dalga dalga operasyonlar, öte yandan sol görünümlü milletvekillerinin "dahasını isteriz" çığırtkanlıkları (en ala ajanlık bu değildir de nedir?) gerçek solculara da mutlaka etkili ve doğru bir şeyler söyleme gereğini dayatıyor. TKP'nin tasfiye edilen Cumhuriyet'e işaret etmesi ve onun kalan iyi değerlerini savunması bana göre doğrudur. Ülke demokratikleşiyor, militarist kurumlar çözülüyor diyen liberal aymazlığa karşı savaşması doğrudur. Çünkü sözü edilen "demokratlaşma" eskisi kadar faşist, eskisi kadar gerici bir rejimi ortaya çıkaracak, bizeyse elimizden alınanlar (kırıntısı kalmış devlet bağımsızlığı, çarpık da olsa laiklik) yerine verilen lolipoplar kalacaktır. TKP'nin (belki mecburen çubuğu biraz fazla eğen) başı dik tavrı da olmasaydı, Türkiye'de sol şu an ne halde bulunurdu, varın siz düşünün. Şimdi bile birileri Amerika'nın kadro dışı bıraktığı eski gladyo yıldızlarıyla kol kola, bazıları yeni gladyocuların kucaklarında.

"İlim bir noktaydı onu cahiller çoğalttı." (Hz. Ali) Ya da cahiller için çoğalttılar ilmi, anlaşılmaz hale getirdiler. Uluslararası kapitalizm ve buradaki kolları şatafatlı ama iğrenç, kudretli ama kokuşmuş, acımasız cani, ama demokrat yüzlü, somut, çok somut halleriyle karşımızda, her günkü yaşamımızda duruyor, bize sırıtıyor. Bizse onları görmüyor veya onları güzel görüyor, bir gerilim filmi izler gibi ekrandaki siyasi aktörleri takip ediyoruz. Buna bir şekilde zorlanıyoruz, kaçamıyoruz, sistemin pisliklerini değil oyuncuların gaflarını yorumluyoruz. O halde bu sistemin bugün öyle, yarın böyle kire bulandığını, egemenlerin kendi yasalarını çiğneyeceğini, çeteleşeceğini, Türkiye'de de, İngiltere'de de çeteleşeceğini, bunu da hep pastadan daha çok pay almak için yapacağını, en büyük düşmanlarının da daima hakkını arayanlar, solcular ve komünistler olacağını hep en önde hatırlatmalıyız.

Sahi Veli Küçük, Yalçın Küçük'le akraba mı?