Sol düşüncede şarlatanlık

17/02/2012 Cuma
Sol düşüncede şarlatanlık

Postmodern Aydınların Bilimi Kötüye Kullanmaları: Son Moda Saçmalar. Alan Sokal ve Jean Bricmont’dan müthiş bir eser. İletişim’den çıkmıştı. Yazar Taylan Kara geçenlerde anımsattı bunu bana. Hikayeyi biliyordum, bir ara medyada bir hayli konuşulmuştu, kitabı okumamıştım. Okudum. Bence felsefeyle ilgili herkesin mutlaka, ama mutlaka okuması gereken bir yapıt.

Hikaye şöyle gelişmişti: Alan David Sokal bir fizik, matematik profesörü. 1996 yılında “Sokal Vakası” diye adlandırılan olayla tanındı. Postmodern kültürel araştırmalar alanının “saygın” bir yayını olan Social Text dergisine “Aşılan Sınırlar: Kuantum Kütleçekiminin Dönüşümsel Bir Betimlemesine Doğru" başlıklı postmodern jargonu ve düşünceleri bolca kullanan ve önde gelen postmodern düşünürlere bolca gönderme yapan, ama aslında tamamen anlamsız ve bilimsel bakımdan uyduruk temeller üzerine kurulu bir makale yolladı. Dergi makalenin sahteliğinden hiç şüphelenmeksizin olduğu gibi yayınladı. Makaleyle ilgili çeşitli yayınlarda övgüler yer aldı. Sokal, kısa bir süre sonra Lingua Franca dergisinde makalenin içeriğini ortaya koydu ve böylece "Bilim Savaşları" olarak da adlandırılan bir tartışmayı başlattı. İşte sözünü ettiğim kitap bu aşamadan sonra 1998’de yayımlandı.

Kitabın okunmasının ardından düşünsel alanda hiç değilse Lacan, Deleuze, Kristeva, Derrida, Baudrillard gibilerin sesinin biraz kısılması gerekirdi, fakat ne gezer! Sokal’ın yapıtı unutulmaya yüz tuttu, Lacancılık, Derridacılık itibarını korudu. Niye? Bir süredir yazdığım makalelerle birlikte bu makalenin sorusu da budur.

Sahi, dünya komünist hareketi bu çok yaygın düşünsel zehirlere, kapitalist medyanın korkunç derecede artmış nitel ve nicel gücüne, sol entelektüellerin neredeyse tamamını etkileyen bilimdışı felsefeciliğe karşı cidden aşılı mıdır?

Dünya Marksist hareketinde bilimle felsefeyi birleştirmeye çalışan kaç Engels çıkmıştır o tarihten beri, Engelsizme niye sürekli engel konulmuştur, kaç Kadir vardır dünya devrimci kuramında kaç tane Şinas, Ortodoks Marksistler bilimdeki bir yığın bulguyu “çevre etmeninin önemini azaltıyor” diye kulak arkası etmemişler midir, kaç kişi onlara etmen diyebilmiştir, felsefe laf cambazlığından mı ibarettir ya da insan iktisattan mı mürekkeptir, Protestan Marksistlik niye bu kadar yayılmıştır, Lacan gibiler neden bu denli itibar kazanmıştır, "La kanmayın onlara" diyenler niye aşağılanmaktadır, neden Zizek gibi çok zevzek dolaşmaktadır ortalıkta, ne zamandan beri sol kanatta New-York severlik alkışlanır olmuştur, bazılarımız niye Clinton Street’e hayrandırlar da Vefa semtini bilmezler, Yahu diyem ki, demedim, velev ki dilim sürçmüşse neden sürçmeyen dillerle körsülmüşümdür, sol kuramcılardaki aymazlıkları izah için bir-iki-üç komplo kuramı yetmez, dört-beş- altı olsun desek yetecek midir, dünya komple komplo olmuşsa komple komplo kuramlarımız ne işe yarayacaktır? (Ali Mert’e selam, bu yazıyı o yazmadı, üslubunu çalmaya çalıştım.)

Kitabı Türkçeye Memet Baydur ve Ongun Onaran kazandırmış. Ongun Onaran’ın, yapıtı çok iyi özetleyen özsözünden bir bölüm:

“Richard Dawkins 1998’de Nature dergisinin kitap eleştirileri bölümünde bu kitaptan bahsederken ‘postmodernizmin maskesi düştü” diyordu. Yazının içeriği başlığından çok daha alçakgönüllüydü ama İngiliz bilim adamı kimsenin cesaret edemediğini sonunda Sokal ile Bricmont’un yaptığını yazıyordu Lacan, Kristeva, Baudrillard, Deleuze gibi yazarların çevrelerindeki dokunulmazlık halesini kaldırmışlardı.

Kitabı okuduktan hemen sonra iki nedenle Türkçe’ye çevirmeye karar verdik. Birincisi, entelektüel samimiyetsizliğin özellikle Lacan, Kristeva, Baudrillard, Deleuze gibi etkili yazarlar tarafından yapıldığında yalnızca yapanın değil, herkesin başını ağrıttığına inanıyorduk. Türkiye’deki akademik ve entelektüel çevrelerde de bu yazarların çok etkili olduklarını, gazete köşelerinden, ‘aydın tartışmalarından’, doktora tezlerine kadar her yerde görmek mümkündü. İkincisi ve daha önemlisi, bu düşünürlerin açıkça veya örtük olarak dayandıkları ‘postmodern’ söylemdeki aşırı göreci ve aşırı öznel eğilimlerin, Aydınlanma’nın akılcı geleneğine zarar vereceğine biz de yürekten inanıyorduk. Uygarlık tarihinde (şimdiki köktendincilik gibi) çeşitli irrasyonalizm biçimlerinin nelere yol açtığı ortadayken, postmodern söylem akılcı ve bilimsel düşünceyi karşısına alıyor, epistemik göreciliği de ahlaki ya da estetik görecilik gibi öneriyordu. Bu konunun şakaya gelir bir yanı olmadığını, hele samimiyetsizliği hiç kaldırmayacağını hangi kültürden gelirse gelsin, sıcak bir sobanın üstüne oturan herkesin (postmodern düşünürlerin bile) yanacağını bu gerçeğin onlardan bağımsız olarak var olan ‘yanma durumu’ ile ilgili olduğunu düşünüyorduk. Sokal ve Bricmont hem bu konuları hem toplumsal-kişisel gerçekliğin ya da estetik-ahlaki yargıların konumundan çok iyi ayırıyor, hem de bunların nasıl kötüye kullanıldıklarını anlatıyorlardı. Bu göreci kargaşanın siyasi sol ile Aydınlanmacı geleneğe ne kadar zarar vereceğini tartışıyorlardı.”

Sokal ve Bricmont ise Önsöz’de şunları söylüyorlar: “Peki ama ne iddia ediyoruz? Aşağı yukarı şunu: Lacan, Kristeva, Irigaray, Baudrillard ve Deleuze gibi ünlü entelektüeller sürekli, defalarca bilimsel kavramların ırzına geçmişlerdir. Ya en küçük açıklama yapmadan bilimsel fikirleri tümüyle bağlamları dışında kullanmışlar – lütfen kavramları bir alandan ötekine taşımaya karşı olmadığımızı biliniz, yalnızca bu aktarmanın tartışılmadan yapılmasına karşıyız – ya da bilimsel jargonu bilim adamı olmayan okurların karşısında, ilintisine ya da anlamlarına bakmadan atıp tutarak kullanmışlardır.”

Kitap Türkçede 2002’de çıkmış ve İletişim'den... İletişim’den çıkması ayrı bir ilginçlik. İki baskı yapmış aynı yıl ve sonrasında bahsedilmez olmuş. Her kitabın ayrı bir enteresan hikayesi vardır. Caudwell’in de Metis’ten çıkması ve sonrasında neredeyse unutulması ilginçtir. Ben buna bir komplo kuramı uyduracak olsam öncelikle “Freudcu-bilim düşmanı-postmodern şebekeler koalisyonu çok iyi çalışıyor” derdim. Komplo kuramlarını bırakıp sadece yaygın ve olağan akıl yetersizliği gerçeğiyle mi yetinsem?