Pek Kaba Kötü Ruhlar: Ardıç ve Serdar Turgut

04/03/2011 Cuma
Pek Kaba Kötü Ruhlar: Ardıç ve Serdar Turgut

Eski sözlüklerde bazı “kötü” kelimelerin başında yazardı: “Pek Kaba”.

Fantastik romanlarda, bilim kurgu filmlerde görmüşsünüzdür. Şeytani bir takım varlıklar üstlerine nefret çekerler. Mazlumların ahlarını alır, öfke uyandırırlar. Lanet ve küfür toplarlar. Oysa onların besinleridir lanetler, ilenmeler, ahlar.

O besinle yaşarlar.

Hilafet ve AKP üstüne geçen haftaki yazısından sonra niyetim Serdar Turgut’u ele almaktı. Araya yine Ardıç gündemi düştü. Ardıç’ı ele almak için üç kat eldiven, iki kat koruyucu giysi ve uzun pensler gerekir ki, buna hiç niyetim yok, hakikaten değmez. Kaldı ki, başta dediğim şekilde Ardıç gibiler “kin ve nefret”ten, lanetten beslenirler, ancak öyle gündeme gelebilirler. Onlara bir şekilde tepki göstermek de onlara kan verir. Kötülükle, çirkinlikle ayakta kalırlar.

Serdar Turgut’un, Ardıç’ın eski dostu, ona medyada büyük olanaklar sağlayan oligarşik şebekenin ayaklarından biri olması, kişiliği hakkında baştan kestirip atmamız için yeter de artar bile. Fakat biraz daha üstünde durmakta fayda var.

Tıpta iyi bilinen bir hastalık: Pubertas Precox: Erken ergenlik demek. Serdar Turgut’taki psikiyatride bile çok bilinmez: Pubertas Tarda (Gecikmiş ergenlik). Bu kocamış yaşında Turgut’a birazcık hin, birazcık çıkıntı zeka ve birazcık sevimlilik katan da buydu. Turgut’un “penis” takıntısı da aynı hastalıktan kaynaklanıyordu. Son yazılarından birinde “penis”ten bahsetmenin yazarını çok okunur kıldığını ipucu olarak vermiş, yine kendine özgü mizahıyla. Ne ki Turgut’un bunu sadece fazla okunmak için yaptığını asla düşünmüyorum. Ondaki patolojik bir saplantıdır.

Bir şeye fetişizm boyutunda saplanırsanız giderek ona dönüşürsünüz. İnsanın doğasına içkin bir özellik. Totemizm buradan çıkar ve bugünkü insanda da kökleri güçlüdür. Güçlü gördüğünüz bir varlığı bir şekilde simgeleştirir ve ona tapmaya başlarsınız. Altta yatan inanç, bu yolla ona benzeme, onun bir parçası olma arzusudur. Giderek fetişin güdümünde içi boş bir fetiş gölgesine evrilirsiniz.

Penis saplantısı sevimsiz bir hastalık boyutuna dönüşmüştü Turgut’ta ve bu konuda kendisini samimiyetle uyarmıştım. İletimi aldı mı bilmem, cevap vermediğini hatırlıyorum. Ya almadı, ya da umursamadı. Sonuç ortada.

Cımbızımı alıp son kez Ardıç’a dönecek olursam, haklı göründüğü tek bir nokta var bana göre. Biz solcular gerçekten hayli aptalız. O saflık derecesindeki insan sevgisini hala koruyoruz yüreğimizde. İnanır mısınız bilmem, eğer solcuysanız inanırsınız, Ardıç’ı bile azcık sevimli bulduğum anlar gelir. Kaldı ki Turgut, ruhsal evrim zincirinde Ardıç’tan bir iki basamak ilerde olmakla sempatiyi biraz daha fazla hak ederdi. Oligarşinin adamı olduğunu adım gibi bilmeme karşın bazı yazılarını, o demin dediğim geç ergenlik karakterinden kaynaklanan zıpırlıklarından ötürü hoş bulurdum.

Biz solcular o kadar atıp tutsak, zaman zaman bayağı bir nefret kussak da kötücül insanları, düşmanlarımızı bile severiz. En iğrenç şahsiyetlerdeki vicdan kırıntılarını bir şekilde bulup çıkartır, duygulanırız. Siyasi Türk filmi müdavimleriyiz. Biri Deniz Gezmiş’i mi güzel andı, bir iki Marksizmden mi bahsetti, hemen yelkenlerimiz suya iner. Fakat bu kadar salakçasına duygusallık yeter. Çöplükte altın tozları araya araya mezbeleye karıştık. En azından onların bakış açısıyla hiç “ekonomik” sayılmaz bu.

Turgut’taki geç ergenlik sendromunun önemli bir sorunu bulunuyordu. Bilirsiniz ergenler bir yanlarıyla çok sevimli, başka birçok yanlarıyla da aşırı iticidirler. Ya bu tablo geç yaşta bir insanda ortaya çıkarsa! Ya bu geç yaşta insan büyük sermayenin en kirli çıkar ilişkilerinin tam ortasında yer alıyorsa, yani çocuksu masumluktan binlerce kez uzaklaşmışsa…

Ergenlerde rol modeli seçmek önemlidir. Yeni yetmeler sıklıkla böyle idoller seçerler kendilerine ve onlara benzemeye çalışırlar. Seçilen model ne kadar olumluysa ergenin davranışları da o derece iyiye gider, model ne kadar kötüyse ergen o kadar sevimsizleşir.

Tipik şekilde Serdar Turgut’ta da sık sık dile getirdiği böyle idoller söz konusu. Bazen dalga geçiyor, bazen kızıyor bunlara, ama tıpkı penis fetişizminde olduğu gibi bir türlü aklından çıkaramıyor onları. Kim bunlar? Birtakım Amerikalıları saymazsak bildiğimiz belli modeller şunlar: Ertuğrul Özkök, Hasan Cemal, Woody Allen, Orhan Pamuk…

Şimdi sıkıntı burada iyice ağırlaşıyor, her birinden bir şeyler aldığında ortaya korkunç bir robot resim çıkıyor. Ertuğrul Özkök: İktidarın en gaddar operasyonları ortasında nasıl centilmen rolü oynanabilir. Hasan Cemal: Gericilik nasıl bu kadar renksiz ve sıkıcı savunulur, buna rağmen koltuk ne şekilde korunur. Woody Allen: On esprisinden sadece birisi gülümsetirken nasıl bir sinema starı kalınır. Orhan Pamuk: Vasat bir edebi yetenek temelinde deha düzeyinde bir hırs planlamasıyla nasıl Nobel kapılır.

Tüm bunların üstüne Marksizmi en çok kimden öğrendiği söylenirse afişimiz ortaya çıkar: Murat Belge.

Meseleye olumlu yanından bakarsak, bu rol modellerine rağmen Turgut yine de iyicil karakterini bir parça korumuş görünüyor. Görünüyordu…

Artık bu son hilafet makalelerinden sonra başka bir problemden kuşkulanıyorum. Bu seferki çok daha ciddi: Frontal Lob Sendromu.

Frontal lob sendromunda beyin korteksinde başta ön bölgede olmak üzere bir yıkım sorumludur tablodan. Değişik nedenleri bulunabilir, kanama, damar tıkanıklığı, tümör, alkolizm vb… Belirtileri mi neler:

Başlıca belirtisi kişilikte görülen ani ve belirgin sapmalardır. Örneğin halim selim bir şahısta uygunsuz seksüel davranışlar, cinsel içerikli tuhaf konuşmalar ortaya çıkar. Yadırgatıcı bir mizah başlar. (Witzelsucht-şaka budalalığı diye tanımlayabiliriz.) Serdar Turgut’ta bunlar zaten vardı demeyin. Şüphem de oradan kaynaklanıyor. “Seks kölesi” skandalına kadar varabilen bir penis yazarı, son aylarda hızlı biçimde dindarlaşıyor, fetişist manada da işlevsizleşiyor. “Seküler”, “alkol sever” ve “dinler üstü” bir dindarlık bu. O da ergen karakterine yakışırdı.

Fakat bu hilafet falan meseleleri, ergen karakterin parçalandığını, hızlı bir beyin yaşlanması sürecinin başladığını gösteriyor. Frontal sendromda amaçsız ve sıkıcı hikayeler anlatımı yaygındır. Maalesef o da arttı.

Geçmiş olsun!

Bakalım bu son medya operasyonundan sonra da içkisine sığınıp için için hüzünlenecek mi? Yoksa beynindeki o çürümeye yüz tutmuş mikroskobik vicdan dokusu onu “walking dead”deki türden bir ceset suretinde azcık yürütecek mi?