Önemli Bir Kitap: Kontrgerilla ve Ergenekon'u Anlama Klavuzu

28/05/2010 Cuma
Önemli Bir Kitap: Kontrgerilla ve Ergenekon'u Anlama Klavuzu

Ertuğrul Mavioğlu ve Ahmet Şık’ın çok uzun süren bir çalışmayla hazırladıkları “Ergenekon” kitabı Nisan ayında çıktı. İkinci adı “Kırk Katır Kırk Satır” 479 ve 637 sayfalık iki ciltten oluşuyor. (İthaki Yayınları)

Kitap bize kontrgerilla ve yürütülen davayla ilgi iyi düzenlenmiş çok zengin bir belge derlemesi sunuyor. Yazarların asıl derdi, kitabın adından da anlaşılacağı üzere kontrgerillanın elli yılı aşkın zamandır süre giden faşist faaliyetleri.

Kitabın giriş bölümünde yazarlarının onca emek sonucu vardıkları noktada söz konusu davayla ilgili genel kanıları madde madde sıralanıyor. Bunlardan en çok önem verileni: Bu dava kontrgerillanın üstüne gitmiyor. JİTEM’in üstüne gitmiyor. Dolayısıyla buradan devletin bir daha böyle faaliyetlerde bulunmasını engelleyecek bir caydırıcılık çıkmıyor. Gerçi yazarlar dava kapsamında şimdiden suçlu gibi gördükleri kimi eski kontrgerillacıların, eski jandarmaların yargılanıyor olmasından memnunluklarını saklayamıyorlar ancak altını çizerek belirttikleri bir şey var: Yargılananlar kontrgerillacılıktan ve seri cinayet suçlarından yargılanmıyor, hükümeti devirmeye teşebbüsten yargılanıyorlar. Türkiye’de genelde sola karşı yürütülen kontrgerilla faaliyetlerinin geçmişi bu davada da örtülüyor. Kontrgerillanın devletle ilişkisi, emniyet, MİT’le ilişkisi saklanıyor. Dış bağlantıları da. Yandaş basının onca vaveylasına karşın, iddianamede devletten bağımsız ve çok sınırlı alanda çalışan küçük bir güncel çeteden başka bir hedef görmüyoruz.

Varılan bir başka önemli sonuç, her ne kadar hükümetle asker arasında bir çelişki varsa da ve bunlar zaman zaman sıkı kavgalara, gizli pazarlıklara yol açıyorsa da, operasyonun birçok ayağının ortak irade ve anlaşmayla gerçekleştirildiği. Ordu zaten içindeki aykırı unsurları tasfiye etmiş, kalan bazılarının tasfiyesine de rıza gösteriyor. Fakat bu onun bir huylu olarak “huyundan” vazgeçtiği anlamına gelmiyor, dava ve operasyonlar sürerken yine ordu içinden organize karşı faaliyetler devam ediyor.

Başka bir önemli sonuç, gerek kontrgerillanın gerçek bağlantılarının üstüne gitmemesi, gerekse askerin de işin içinde bulunması nedeniyle, davanın Türkiye demokrasisi için bir milat sayılamayacağı. Öte yandan “yürütülme biçiminin hiçbir hukuki kuralla bağdaşmadığı daha en başından ortaya çıktı” denerek ve hukuki, etik skandallara ilişkin belgelerle desteklenerek bu operasyonun AKP karşıtlarını yıldırmaya dönük yüzüyle de demokrasi atılımı sayılamayacağı vurgulanıyor.

Mavioğlu ve Şık yürütülen operasyonu Türkiye’ye ve düne ilişkin bir operasyon gibi görmüyorlar. Bugüne ve bölgeye dönük bir operasyon olarak görüyorlar. Evet, operasyonun bir amacı da TSK’yı geriletmek. Ama bu Türkiye demokrasisi açısından ele alınmıyor yürütücülerince. Tüm Ortadoğu bölgesine dönük planların bir parçası olarak ele alınıyor. Şöyle diyor yazarlar: “Ya küresel sermayenin çıkarları garanti altına alınıp, ABD’nin Ortadoğu Irak ve Kürt politikalarına ses çıkarmayacak şekilde dizayn edilmiş bir yönetim tarzı örgütlenecek ve AKP şakşakçılarının demokrasi diye yutturmaya çalıştığı ‘kırk satır’ seçilecek dolayısıyla kıtır kıtır doğranmak göze alınacak.” Ya da kırk katır altında çiğnenmeye devam edecek.

Yazarların karşı çıktığı başka bir bilinç bulandırıcı gelişmeyse, toplumun Ergenekon karşıtları ve Dava karşıtları olarak neredeyse ortadan ikiye bölünmesi her iki tarafın da kendini mutlak doğru, kesin haklı sayması. Çatışan iki tarafa dıştan bir üçüncü göz olarak bakmayı yeğliyor, öneriyorlar Mavioğlu ve Şık.

Evet, bu belgeleri okuyun. Türkiye’de nasıl su gibi kan dökülmüş, nasıl tavuk keser gibi binlerce insan kesilmiş, canileriyle maktulleriyle, tarihleri ve yerleriyle isim isim izleyin. İçiniz kaldırırsa... Yüzlerce sayfa… Öyle ki bir an, “Yahu bu Ergenekon davası iyi olmuş, iyi ki de olmuş!” diyesiniz geliyor. Bazen de “Evet, bir bildikleri varmış savcıların, kimseyi cami avlusundan toplamamışlar” diye düşünesi.

Ama iddialar gerçek de çıksalar tek yanlı dolduruşa gelmemek gerek. Yazarlar tek yanlı bakıyorlar demiyorum, tek yanlı okuma o sonucu verir diyorum. Ve burada yazarlara birkaç ufak eleştirinin sırası geldi. Üçüncü göz demişler ya, kitabın çok büyük bölümünde savcıyı ve sanıkları aynı anda görebiliyoruz. Ama bazı noktalarda sadece sanıklar görülüyor. Yani bazı belge ve iddialar, manipüle edilme ihtimalleri bulunmuyormuşçasına kesin doğruymuş gibi aktarılıyor. Az yerde, fakat dikkat çekici.

İkinci ciltte tüm sanıkların geniş bir dökümü yer alıyor. Kitapta böyle bir sınıflandırmaya gidilmemiş, ama ben tüm sanıkları üç ana grupta ele almayı öneriyorum.

Birinci grup KONTRGERİLLA grubu. Sanıkların yaklaşık üçte biri. İçinde dosyaları ağır suçlarla kabarık unsurlar bulunuyor. JİTEM’ciler, itirafçılar, mafyacılar. Bunlar 80 sonrası ağırlıkla Kürtlere karşı gerçekleştirilen binlerce cinayetin failleri. Yazarların belirttiği gibi bu suçlar davanın kapsamına girmiyor, onlar hükümete karşı darbe girişiminden yargılanıyorlar. (JİTEM’e karşı ilk davayı açmış savcı İlhan Cihaner de bugün Ergenekon tutuklusu!-o çelişki iyi yakalanmış.) Kendilerine sorulsa, hesabı sorulmayan bu suçlara siyasi savunma getireceklerdir elbette. Kendilerinin gerçek vatanseverler olduklarını, ülkeyi bölünmekten kurtardıklarını, karşı tarafın kendilerinden daha acımasız suçlar işlediklerini söyleyecekler, birçok sıradan insanı kahramanlıklarına ikna edeceklerdir. Yazarlar o ortama pek az değinmişler. Ancak söz konusu sanıklar ve savunucuları ne derlerse desinler, Kürt meselesine karşı uzun dönem devletin resmi politikası olmuş bu anlayış lanetlenmesi gereken faşist bir anlayıştır kanımca. Kürt sorununu bu hale getiren anlayış, 30’lu yıllardan beri sürdürülen ve bugün de az yumuşatılarak devam eden bildik anlayıştır. Ayrıca bu anlayış mafya bağlantılarıyla etik yönden de çürümüş bir anlayıştır.

İkinci grup DARBE PLANLAYICILARI grubu. En kalabalık grup. İçinde emekli ve görevde her rütbeden askerler, rektörler, gazeteciler var. Kitaptaki yüzlerce sayfadan anlaşılacağı üzere bu darbe planları gerçek gibi görünüyor, ama teşebbüs aşamasına gelmemişler. Teşebbüs gibi gösterilenler radikal siyasi faaliyetler ve muhalefetler. Hukuk, uzmanlık alanım değil, ancak şunu iyi biliyorum, dünyanın her yerinde en adi “adli” davalar bile bir ölçüde siyasidir. Bu dava zaten baştan sona siyasidir. Suçlama ortada, darbe davası. Sanıkların ceza alıp almayacaklarını hiç kestiremiyorum. Yaptıkları siyasi çalışmalarda devlet olanaklarını kullandıkları görülüyor, yasal bakımdan suç görülebilecek belki bunlardır. Bu gruptakiler tüm yaptıklarına siyasi savunma getireceklerdir. Haklılıkları, haksızlıkları tarihe kalmış bir şey. İlginç olanı, üst rütbedeki sanıkların sıkı Amerikan karşıtı konuşmaları. Ama daha ilginci, planlarına Amerika’dan destek aramaları. Benim asıl yadırgadığım şey, kitabın yazarlarının, eğer askerlerce ve onlara yakın kişilerce gösterilmişse her siyasi tavrı suç gibi değerlendirmeleri. Tamam, dedim ya kanunları bilmiyorum, bunların bazıları suç olabilir. Tamam, bunların büyük çoğunluğu iyileşmez anti-sosyalistler, bizlere Tanrı Dağı kadar uzaklar. Fakat Mavioğlu gibi burjuva hukukunun meşruluğunu sosyalist devrimci siyasetle, kanıyla, etiyle sorgulamış birinin olguya burjuva hukukçusu “temizliğiyle” yaklaşması garip.

Üçüncü grup SİYASİLER grubu. Büyük ağırlıkla İP’lilerden oluşuyor. Onları ve konumlarını irdelemek kitaplar alır. İyisi mi es geçelim.

Yazarlarla tam anlaşamadığım noktayı özetleyim. Belki bir nüans, belki de daha ciddi yaklaşım farkı: Gürbüz bir kabadayı çıkmış, benim eski kanlımı, arkadaşlarımın katilini dövüyor. Biliyorum ki, bu yeni kabadayı da benim yeminli düşmanım ve bugün beni öldürmeyecekse bile yarın ne yapar bilinmez. Üstelik daha bugünden varlığımı boğan asıl güç o, her yerde onun borusu ötüyor, her dokuya bir daha çıkmamacasına yerleşiyor. Romantik yaklaşıp kan davalımın dövülmesini memnuniyetle mi karşılayacağım? Duygusal anlamda bunda haklıyım, ne ki siyasette duygusallık körleştirir. “Bırak birbirlerini yesinler” mi demeliyim? En akıllıca tutum bu mu? Ya, bu gürbüz kabadayı öbürünü döverken ikide bir beni de tokatlıyorsa? Ya, bu yeni “bizim çocuğun” patronu, dövülen kimi eski “bizim çocukların” patronuyla aynı kişiyse? İleri sürdüğümüz şey, üçüncü göz olmayı terk etmek ya da kavgadakilerden birinin yanında yer almak değil asla. Bırakın iyi niyetle, kötü niyetle aklı ve vicdanı kıt birileri böyle söylesinler bizim için. Savunduğumuz şey geçmişi de unutmak değil elbette. Ama bugün bizi (halkı) kim tokatlıyorsa onun elini tutmak, buna yoğunlaşmak, gücümüz varsa onun elini kıvırmak.

Sol için en kötü şey, iktidarın şamar oğlanına dönmek, tokatlanınca yaltaklanan, tokatlandıkça bahşiş alan onursuz bir şamar oğlanına dönmek.

Ergenekon hakkında söz söyleyeceklerin muhakkak okuması gereken iyi bir çalışma.