Milliyet’e Sekiz Bin Öpücük!

03/09/2010 Cuma
Milliyet’e Sekiz Bin Öpücük!

Sosyalistlerin 29 Ağustos’taki “Hayır!” mitingi öncesi TKP Genel Başkanı Erkan Baş’la kısaca sohbet ettik. Sanatla ilgili son yazıma gönderme yapıp dalga geçerek “Bugün kürsüden sanatı sevdirmek üzerine konuşacağım sadece” dedi. Ben de “Çok isabet olur” dedim. “Herkes bundan bahseder artık. Medyaya da ancak böyle konu oluruz. Her şeyi bırakır, sana odaklanırlar… Tabii komünistler kafayı yemiş” diyerek.

Geçen haftaki gibi bugün de sanat-kültür ve sanatı sevdirmek üstüne yazacaktım. Araya işte bu miting ve Milliyet’in mitingi veriş ahlakı girdi. Olsun, bu da kültürel bir mesele, siyaseti ilgilendirdiği kadar kültürü de ilgilendiriyor. Basılı gazetede ne yazmışlar izleyemedim, zaten baş sayfadan vermemişler mitingi. İnternetten baktım. Kısacık bir haber: Mitinge 2 bin kişi katıldığı yazıyor.

Öteki şeyleri bırakalım, adını koyalım: Bu çok açık bir terbiyesizlik. Görme özürlü bir yurttaşımıza bile haberi yazdırsak, sesleri dinler, daha doğru bir tahminde bulunurdu. Bu bilinçli yapılan bir terbiyesizlik ve sürekli tekrarlanan bir terbiyesizlik. Sınıftı, siyasetti, sosyalizm korkusu, iktidar yalakalığı falan demeyin, oraya da kısaca geleceğiz. Bu Türkiye’de basın ahlakının girdiği çukuru gösteren en son örnek.

Odatv’ye göre sayı 10 bin, keza Hürriyet’ten Kanat Atkaya’ya göre 10 bin. En polisiye tahminle hadi sekiz bin diyebilirsiniz. 2 bin, yani en az dört katı düşük tahmin nereden çıkıyor? Bunun mekanizması sanırım şöyle işliyor: Oraya birini gönderiyorlar, çocuk 20 bin diyor. Yazı işlerine gelince ilk editör hemen yarıya indiriyor. Haber müdürü görmeden sayı 5’e iniyor. Müdür, genel yayın yönetmeni ne der, diye düşünüp 2.500’te karar kılıyor. Sonra baskıya girerken yuvarlıyorlar, 2 bin…

Elbette bu gazeteci müsveddeliğinin altında yatan temel neden sermaye yalakalığı, sosyalizm korkusu.

Milliyet’in sayın genel bilmem neleri, müdürleri, editörleri, sosyalizmden bu kadar korkmayın! Oraya değil 10 bin, 100 bin kişi toplasak devrim yapamayız. Bu, o kadar basit bir şey değil, rahat olun, sakin olun, yüksek ücretli hizmetleriniz daha epey bir sürer. Titrediniz mi, sinip büzüştünüz mü, yatıştıralım sizi, ne isterseniz yaparız. Uf mu oldunuz, döveriz o aşırı devrimcileri de, sizi eksik bıraktığınız 8 bin kere öperiz.
Şimdi diyeceksiniz ki, binlerin lafı mı olur, rakamlarla beş altı kat oynansa da sermaye medyası hep böyledir. Yok, hayır, gördüğümüz her pisliğin hesabını sormalıyız artık, gücümüz yettiğince. O emekçiler oraya az zahmetle mi geliyor. Bir kişi fazla getirmek için ne emekler harcanıyor, elin müsveddesi bırakalım dalgasını mı geçsin. O yalan haberi okuyan, hatta yazılanlar gerçekmiş gibi, yeterliymiş gibi altına sevinçli yorumlar yazan her okur için ayrı hesap sormalıyız.

Şunu bilsin bu gazeteci müsveddeleri. Meydan artık o kadar boş değil. Bırakın bir habercik oyunuyla kaybedilen sekiz bini, oraya katılan tek bir sosyalist o gazetenin patronundan da, genel bilmem nesinden de sekiz bin kat değerlidir. Bu asıl gerçeği, gizlenmeye çalışılan esası yüksek sesle ilan edelim.

Yandaş basın varken bunlarla uğraşmak hedef saptırmak değil mi? Hayır, bunlar gizli yandaş. Belki açık yandaşlardan daha tehlikeli. En iyilerinden biri bu gazete değil mi? Evet, ama o zaman iyi standardımızı gözden geçirelim. Bu gazeteleri hala solcular okuyorsa, o solcular artık gazetelerin yöneticilerine biraz ayar vermeli. Ötekiler gibi hiç mi vermeseydi haberi? Evet, böyle yapacağına hiç vermeseydi. Birilerine utanmayı öğretmemiz şart.

Bu hafta sanatın bilinci nasıl geliştirdiğinden, siyaset için bunun ne kadar olmazsa olmaz koşul bulunduğundan bahsedecektim. Siyasetteki soyut düşünce yetersizliğini ele alacaktım. Gerçi Asaf Güven Aksel’in geçen haftaki mükemmel yazısı bazı satırlarımı elimden aldı: “Edebiyatsız Diyalektik Olur mu?” Ben de yazacağım, tekrarlamak da faydalı.

Tüm bunları, geçen haftaki yazıma bir okuyucunun yaptığı, benim yazımdan uzun yorumu ele alarak yapacaktım. Yorumculara cevap verme alışkanlığımız yok, ancak ara sıra vermeliyiz. Olumlu veya olumsuz. Örneğin soLküLtür’de “Edebiyat Piyasası Evet Diyor” haberimize Fa Usta rumuzlu arkadaşın yorumu çok güzeldi. Evet, benim geçen haftaki yazıma getirilen o çok parçalı uzun yorum, sanata özellikle bu ülkede nasıl bakıldığını gösteren çok tipik bir örnekti. Onu çözümlemek tek başına birçok şeyi anlatmayı sağlayabilirdi. Artık bir hafta bekleyecek.

SoL portal giderek güçlenen sayfalarıyla büyük bir zenginlik. Ama soLküLtür de ayrı bir zenginlik. Lütfen ana sayfamıza ara sıra göz gezdirin:

http://kultur.sol.org.tr