Joost Lagendijk: Faşist Ormana Karşı Bir Sol Yeşilci

30/04/2010 Cuma
Joost Lagendijk: Faşist Ormana Karşı Bir Sol Yeşilci

Ormanları açar, kıyıları yağmalar, dereleri kurutur, gölleri kirletir, betonlar dökersiniz. Araya üç beş yeni ağaç diker, “doğa kucağı” gibi isimler koyar, satarsınız. Hiç olmadı, rengarenk boyar, “cennet sitesi” diye pazarlarsınız. Karadenizli müteahhitlerin boşuna günahını alıyoruz Avrupa yeşilciliği ideolojik ve pratik anlamda budur. Ayıpları çoktur, ama biz önce Lagendijk’in yeni bir suçundan söz edeceğiz.

Radikal’de 11 Nisan tarihli makalesinin adı: Sınıfta Bir Deve. Şöyle diyor komiserimiz: “Acarkert’teki Doğa Koleji’nde demokrasi, insan hakları ve eğitim üzerine bir panele davet edildim. (…) Beykoz Doğa ilkokuluna vardığımızda gözlerime inanamadım. Sanki bir milli parka girmişiz gibiydi. Yeşil tepeler, devasa sebze bahçeleri, meyve ağaçları ve size gideceğiniz yeri gösteren dört dilde yazılmış tabelalar. Burası gerçekten bir okul muydu, yoksa çok dil konuşan insanlar için bir tür yeşil cennet mi? (…) Türkiye’deki yeni neslin imtiyazlı kesiminin doğa ile uyumlu ve aktif küresel vatandaşlar olmaya hazırlıklı şekilde yetiştiğini görmek beni çok mutlu etti. Türkiye’nin geçmişe ve bugüne ait sorunlarla süregiden mücadelesinin ortasında, en azından bazı genç Türklerin, her gün, 21. asrın zorluklarının üstesinden gelmek için doğaya ve insanlar arasındaki farklılıklara saygı gösterilmesi gerektiğini öğrendiğini bilmek güzel.”

Bir yazar davet edildiği mekana gitmeden oranın neresi olduğunu iki dakika zahmet edip öğrenmez mi? Lagendijk hiç değilse kendi gazetesinin arşivine baksaydı. Girer girmez bulursunuz: Örneğin 29 Aralık 2006 tarihli haber. Acarkent’te, Doğa Koleji dahil binlerce mülk sahibinin orman katliamı nedeniyle mahkemelik olduğu yazılıyor. Orman Bakanlığı ve Mimarlar odası ayrı ayrı davalar açmışlar. Türkiye’deki hukukla pek yoğun ilgilenen yazarımız keşke buradaki hukuk rezaletlerini de inceleseydi. Bilirkişi raporları ortada. Pek çok medya organı yıllarca yayın yaptı. Yağmayı desteklemek için kanunlar bile değiştirilmiş. Sonuç belli: Binalar yerinde duruyor ve yeşilci bir siyaset gurusu halkı enayi yerine koyuyor. Tamamen yok edilen orman alanı 229 hektar. Yüz binlerce ağaç anlamına geliyor bu.

Lagendijk’i yanıltan bir ayrıntı: Radikal haberinin devamında, Yurtsever Cephe Beykoz İnisiyatifinin söz konusu ağaç katliamına karşı eylem yaptığı anlatılıyor. Yurtsever Cephe’nin TKP etkisinde bulunduğunu öğrenince “Tamam” demiştir yazarımız, “bunlar faşist”. Savundukları orman da bu durumda faşist bir ormandır.

Avrupalı yeşilciler böyledir. Kendilerine biat etmeyen, emperyalizme karşı savunma refleksi gösteren her ülke, yöre veya çevre veya kıyı, nehir, orman ne ise… demokrasinin gelişmesine, uygarlaşmaya engeldir dolayısıyla faşisttir. Avrupa yeşilcileri kendi ülkelerindeki bir sineği bile korurlar, ama insan olmayan insanların yaşadıkları ülkelerde dere tepe ağaç deniz, dümdüz giderler. Bizdeki liberal yeşilciler ise daha özgündür. Örneğin Boğaziçi’ndeki bir çevreci Artvin’deki santral için şevkle imza toplar (kuşkusuz güzel bir şeydir bu), ama penceresinden baktığında görebileceği doğa tecavüzlerini fark etmez. Veya işine gelmeyeni fark etmez. İstanbul ve tüm ülke yeşiline, mavisine, tarihine yapılan bitmek bilmeyen saldırılar utancımız ve yaramızdır.

Lagendijk’in son altı aydaki tüm yazılarını taradım Radikal’de. Futbolu saymazsak, en çok üç tema üstünde dolaşmış yazar. 1- Türkiye’de demokratikleşme ve hukuk sisteminin Avrupa normlarına yaklaşması meselesi (bu noktada AKP’yi büyük ölçüde desteklemekte, yavaş kaldığı noktalarda eleştirmekte). 2- Ermeni ve Kürtlerle ilgili etnik meseleler (ezilen etnik gruplara, uluslara haklarının tanınması). 3- Dünya’da küresel ısınma konusundaki önlemler.

Lagendijk’in gördüklerini ve göremediklerini çok kısaca karşılaştıralım.

İlk büyük sorun: Türkiye’de demokratikleşme. Lagendijk, AKP’nin ülkeyi hukuk ve siyaset sistemiyle Avrupa ölçütlerine yaklaştırdığını pek çok vesileyle görebilmekte. Göremediği şeylerden birkaçıysa şunlar: Türkiye’de çalışanlar arasında sendikalı oranı giderek düşmekte. Toplum, sorgulamayan, hakkını dahi bilmeyen bir ümmete dönüşmek üzere. Düzen şahtı şahbaz oluyor, tek adam, tek parti rejimine geriliyor. AKP bir daha gitmemenin hesaplarını yapıyor. Polisi, bürokrasiyi, yargıyı, üniversiteleri, medyayı, ilkokullara dek eğitimi tarikatlar tümden ele geçirmek üzere. Lagendijk’e bir soru: İç yapısını bilmediğiniz, sorgulayamadığınız, liderlerini seçemediğiniz cemaatler var mıdır Avrupa’da ve bu cemaatler Avrupa siyasetini yönlendirebilmekte midir? Sözde liberallerin bu “secret sects” aymazlıkları “secret services”lerden mi, yoksa ziyaret edilen, konferans verilen mekan ve kurumlardan mı kaynaklanıyor?

İkinci madde: Evet, hakları teslim edilmemiş etnik gruplar, milletler sorunu var. Ama bu tablonun en üstünde hakim ve belirleyici konumdaki emperyalizmin varlığını gizlemeye çalışarak özgürlükçülük yapmak, emperyalist politikaların alenen devamı değil mi? Lagendijk’in görmediği bir başka şey: Irak’ta, Afganistan ve Filistin’de daha bu yaşadığımız on beş yıl içinde 2 milyon insan canı alan, Afrika’da bir o kadarının ölmesine göz yuman beyaz adamın yüzsüzlüğü…

Üçüncü sorun: Küresel ısınmaya karşı ne yapacağız? Dünya’yı bitirme operasyonu küresel ısıtma kanalıyla yürütülmüyor yalnızca, kırk koldan sürdürülüyor. “Tabiatın içine ettik, etmeye devam ediyoruz muhterem Peder! Tanrı bizi affeder mi?” “Eder elbette evladım, Kyoto’yu imzala, bitsin gitsin.” Kapitalizmin beyaz ve siyah adamları, doğayı bitiren sizlersiniz, sizin sisteminiz. Dünya’da üretilenlerin %80’ini sizin “demokrat” varlığınız tüketiyor. Buralardaki işbirlikçilerinizin demokratlıklarıyla bu oran %90’a varıyor. Ey Avrupalı Yeşilci, hem solcu, sosyalistsiniz, hem sosyalizmden nefret edersiniz. Dünyayı en çok sosyalist sistem kirletti dersiniz. Yok işte şimdi sosyalist sistem, şimdi ne diyeceksiniz? O beğenmediğiniz “totaliter” devletler en azından tüketimi azaltarak, en azından nüfusu kısıtlayarak Dünya’ya hizmet ediyordu. Sizlerse her halka daha çok harcamayı, daha çok pisletmeyi öğretiyor, dayatıyorsunuz. Sizler dünyayı yaşanılmaz yer haline getirme özgürlüğünüzü savunuyorsunuz. Diyeceksiniz ki, biz yeşilcilerin defterinde bunlar yazmaz, biz az tüketmeyi, ağacı korumayı savunuruz. Özür dileriz, hiç anlaşılmıyor yazılarınız, politikalarınız tam tersini gösteriyor.

Bilmediğiniz bir şey daha var: Doymamayı öğrettiğiniz o yığınlar sizin tertemiz kentlerinize, sitelerinize girecekler yakında, hem de açlıktan. Belki görmez sizin sağlıksız bedenleriniz, ruhlarınız belki o yüzden rahatsınız. Ama çocuklarınız görecek. Dua edin, o kitlelerin başında bugün yok etmek istediğiniz solcular bulunsun. Yoksa yandınız!

Not: Lagendijk yazısında “Acarkent” yerine “Acarkert” yazmış. Bilinçaltı suçluluğun sürçmesi. Gerçi adamlar acarca kertmemiş tümden götürmüş, olsun. Ey Freud usta, galiba seni hafife almışım.