Güvercin Kendi Sesini Taklit Edene Gider

04/11/2011 Cuma
Güvercin Kendi Sesini Taklit Edene Gider

Böyle derlermiş usta avcılar.

İnsanlıkça, toptan “dikkat eksikliği-hiperaktivite” hastalığına yakalanmışız. Gündemlere yön vermek şöyle dursun, onları izleyemiyoruz bile. Kişisel yaşamda, toplumsal yaşamda, dünyasal yaşamda, her boyutta ucunu kaçırdığımız bir değişim süreci, yetişemediğimiz bir koşuşturma.

Bu arada “derinleşmek” de gerekiyor. Herkes kendi yaptığı işte derinleşecek. Yazarlar özellikle daha bir derinleşecek. Öte yandan sorumluluklar, gündelik işler, büyüklü küçüklü, az anlamlı çok anlamlı davaların mücadelesi… Bunca yoğunluk içinde nasıl derinleşeceğiz? İnzivaya mı çekilmek gerek? Asıl böyle yapınca yüzeyselleşmiyor mu çoğu aydın? Paradoksu çözemedim.

Neredeyse her hafta birçok değerli kitap çıkıyor. Zaten kaçırdığımız binlercesi var. Hangi birine yetişeceğiz? Birçok kıymetli kitap hakkında tek yazı çıkmıyor. Okuduklarımızı da zamana karşı okuyoruz. Halbuki her sayfayı sindirmeli kişi. Her gönderme için durup başka kitaplar karıştırmalı, internete dalmalı. Nerdeee!

Neyse. Bu kez bir kitaptan bahsedeceğim sizlere. Mustafa Kemal Erdemol’un “Deri Değiştirmeden Yaşamak” adlı kitabından.

Önsözünde (ve arka kapak yazısında) Güray Öz şöyle diyor:

“Mustafa Kemal Erdemol dönekleri iki ayrı kümede toplamayı yeğlemiş. İlk kümede ‘dönenler’ yer alıyor. Onları yine de, o eski zamanlardan izler taşıyan kişiler olarak görüyor. Onları anlamaya çalışıyor, empatiyle yaklaşmayı deniyor. İkinci kümedekiler ‘vazgeçenler’ içinse aynı şeyleri düşünmüyor.”

“O nedenle bu ikili yaklaşıma iyimser bir gülümsemeyle bakıyor ve iki kümeli dönekleri dönmeyenlerden, benimsedikleri düşünceleri geliştirmek, onları çağın biriktirdikleriyle zenginleştirmek isteyenlerden ayırıyoruz. Ayırıyoruz ki çağın alçak gönüllü savaşçıları, aydınları, entelektüelleri ötekilere bir sığınak olmasın”

“Erdemol’un kitabı biraz işte bu tarihin savrulmuş insanlarına, döneklerine, ruhlarını satmış ya da kiraya vermiş olanlarına dairdir. Çokturlar, korkutacak kadar çokturlar, çünkü kendi başlarına bir şey olmayanlar, desteklerini zorbaların hizmetine verdikleri zaman bir şey olurlar.”

Yanlış anlaşılmasın, Erdemol kitabını sadece dönenlere hasretmemiş. Gerçi bence en güzel bölümü “Engin Ardıç Ölümsüzdür” başlıklı bölümünde anlatımı zirveye çıkmış. Çözümleme, betimleme, benzetme ve mizah özellikle bu bölümde en üst noktaya ulaşmış. Ama yazar dünya ve Türkiye’den sadece olumsuz örnekleri seçmemiş. İnsana yaşama sevinci, mücadele güdülemesi veren olumlu kişiliklerden, olay ve olgulardan da söz etmiş. Brian Haw, Muntazar El-Zeydi, Paul Newman, Helen Suzman, David Cronin gibi.

Mustafa Kemal Erdemol toplum içinde sorumlulukla yaşayan bir insan ve işi bu olan bir gazeteci olarak Türkiye’den ve dünyadan topladığı binlerce izlenimi, haberi bir süzgeçten geçirmiş, en ilginçlerini, ibretliklerini, dersliklerini bizlere aktarmış. Mizahi bir dille. “Malumatfuruşluk” kokmayan bir malumat zenginliğiyle.

Yazarken yanlı davranmış. Sol’dan, düzen karşıtlığından yana durmuş. Seçtiği olgular, kişilikler, düzen taraftarlığının insanları çirkinleştirdiğini, gülünçleştirdiğini kanıtlayan malzemeler, modeller halinde önümüze, sayfalara dökülmüş. Sistemin haksızlıklarına karşı durmanın ise insanlığı nasıl yücelttiğini güzel anlatmış.

İnsanlığa nesnel olarak baktığımızda da aynı sonuçlara varacağımız kesin gibi görünmekle birlikte, ne yazık ki nesnel bakış artık handiyse imkansız hale geldi. Nesnel bakma potansiyeli taşıyan insanların hemen hepsi satın alındı çünkü veya satın alınmış yerlerde durmak zorundalar! Nesnel olarak göreceklerimizi ancak solcular ifade edebiliyor, hem de “aşırı” solcular. Fakat onlar da “solcu” damgasıyla kenara itildiklerinden apaçık gerçeğin anlatımı “yanlıdır” etiketiyle kolayca saf dışı edilebiliyor. İşte ancak böylesi rafine emek ürünü, iyi çalışmalar bu açmazımızın sınırlarını zorluyor.

Sonunda şöyle demiş Erdemol: “Avcının sesini kendinden bir ses gören güvercinin şaşkınlığına sahip olanlar, yılanı kendilerine yakın görürler kuşkusuz. Derisi yılanınkiyle aynı olan değiştirir de elbette. Nietzsche kadar etkili biri değildir belki söyleyen ama, inançlarında kararlı olanları tanımlamada hatırlanması gereken şu vecize de muhteşemdir: ‘Leoparlar benek değiştirmezler.’

Seçin. Ya yılan olacaksınız ya leopar.”

Bir de derisini gerçekte yıllar önce yenilemiş olup da, eski derisini de üstünde taşıyarak insanları yanıltan yılanlar vardır ki, onlardan belki başka bir vesileyle daha sonra bahsederiz hep birlikte.