Gerçek Nâzım Hikmetçiliği sahtesinden nasıl ayırırız?

23/03/2012 Cuma
Gerçek Nâzım Hikmetçiliği sahtesinden nasıl ayırırız?

Sözcükler dergisi Nazım Hikmet’in bugüne dek yayımlanmamış eserlerini bulup yayımlamaya devam ediyor. 36. Sayısında (2012 Mart-Nisan) bu kez Reşat Nuri’nin “Yeşil Gece” sinin Rusça baskısına yazdığı önsözü bizlere sunmuş. Nâzım bu güzel yazısında Güntekin’in romancılığını değerlendiriyor, ülke gerçekleri üstüne saptamalar yapıyor. Türkiye’deki gericiliğin sınıfsal yapısı hakkında söyledikleri roman üstüne söyledikleri kadar günümüze ışık tutucu:

“Yeşil Gece’nin kahramanı, (…) idealist öğretmen Şahin Efendi’nin mücadele ettiği geri kuvvetler hangileriydi? Bunlar Türkiye’de İslam dininin bayraktarlığını yapan fanatik hocalar ve softalardı. Din adamları sınıfını seferber edip destekleyen eski ve yeni feodal derebeyleriydi. Jön Türk idarecilerinin önderliğinde soygun yoluyla elde edilmiş büyük mülklerin sahipleriydi. Son sürat tam bir yıkıma doğru sürüklenen Osmanlı İmparatorluğu’nun her yeri çürümüş bürokratik rejimiydi. Ve son olarak yalnızca kendi kişisel çıkarları için çalışan aydınlardı. (…) Bahsettiğim dönem Türkiye’de 1908’den 1923’e kadar sürdü.

Bugünün Türkiye’sinin geri kuvvetlerinden bahsetmek gerekirse yukarıda saydığım, ne inkılabın ne de cumhuriyetin yok edebildiği eski gericilerden başka bunlarla sıkı ilişki halindeki Türk burjuvazisinin asıl kısmını, açık ırkçıları ve de aynı anda hem kapitalist hem banker hem de komprador olan toprak sahibi feodalleri saymak gerekir.” (1962)

Turgay Fişekçi daha önce Adam Sanat dergisini çıkardı yıllarca. Şimdi de Sözcükler dergisini yayınlıyor tek başına. Dergi çıkarmanın ve dahası sürdürmenin ne kadar güç olduğunu bildiğimden, onu içtenlikle kutluyorum. Üstelik başından beri tutarlı bir çizgi tutturan iyi bir dergi Sözcükler. Şiirde, edebiyatta izlenmesi gereken çok sayıda nitelikli şaire, yazara kamuya açılma olanağı yaratıyor.

Turgay’ın benim için önemli iki özelliğini burada Nâzım vesilesiyle vurgulamak istiyorum. Birincisi, içten bir edebiyatsever, kitapsever oluşu. Haftada bir Cumhuriyet gazetesinde yazıyor. Dergi yayıncılığı dışında, iyi bir şair ve aynı zamanda deneme ve roman yazarıdır. Kendisi de bir şair ve yazarken öteki şair ve yazarları kıskanmaz. Beğendiği edebiyatçıları övmek için ölmelerini beklemez. Köşesi daima iyi kitaplara (yani bir anlamda kendi rakiplerine) açıktır. İyi bir edebiyatçı, aynı zamanda iyi bir edebiyatseverse, öteki iyi şair ve yazarları rakip görmez, aksine dost bilir. Şahsi anlamda dostluk göstermese bile, iyi bir yazar iyi kitaplara dostça yaklaşır.

Turgay’ın İkinci olumlu özelliği, sosyalist, Marksist düşünceye açıklığıdır. Sosyalizmin sorunlarını kendi sorunları olarak görür ve öyle yansıtır. Taraflı mıyım bilmiyorum, örneğin benim hayli uç ve bir bakıma marjinal sayılabilecek sol düşünsel, siyasi yazılarımı edebiyat dergisinde yayınlamakta, kültür sayfasındaki köşesinde bunlardan bahsetmekte en ufak tereddüt yaşamamıştır.

Bizim aydınımız ölü devrimcileri sever
Evet, Nâzım şimdi yaşamıyor ya, tehlike bitti ya, yakın zamanda bir sosyalizm tehdidi bulunmuyor ya, büyüklüğü tescilli, ünü pekişmiş ya, her siyasi kanattan milyonlarca Nâzımcı türedi. Bu kötü bir şey mi? Pek sayılmaz. Ama iyi bir şey olduğunu da söyleyemem. Tüm ünlü devrimcilerin başına gelmiştir, ölene dek tekmelenip çelmelenmek, öldükten sonra zararsızlaştırılmak, üstelik mücadele ettikleri karşı devrimci güçlerce, ideolojilerce her bağlamda kullanılmak. İşte Marx, Che, işte Deniz Gezmiş…

Demek ki uyanık durma ve uyarma görevimiz devam etmeli. O halde Nâzım’ı Nâzım yapan şeyler nelerdir, büyük şairliğinin yanı sıra ve onunla kopmaz bir bütünlük içinde, kısaca ele alalım.

Bir: Nâzım komünistti. Komünist partinin, sosyalizmin, uluslararası devrimci hareketin teorik ve pratik sorunları her zaman gündeminin ilk maddesindeydi. Nâzım her şeyden önce sosyalizm için yazıyordu, sosyalizm için yazmadıkça edebiyatın kendisi için ayrı bir önemi bulunmadığını her fırsatta belirtirdi.

İki: Nâzım çok samimi bir edebiyatseverdi. İşte Reşat Nuri örneği: İdeolojisine katılmadığı bir yazarı, şahsen dost olmadığı bir yazarı, sadece ama sadece iyi bir yazar olduğu için öne çıkarmada, övmede en ufak kararsızlık yaşamazdı. Tabii gerici yazarları iyi edebiyatçı saymazdı. Güçlerine, piyasalarına, ünlerine aldırmaksızın onlara karşı bayrak açmaktan geri kalmazdı. Hatta bu noktada aşırılıklara kaçtığı da söylenebilir, “putları yıkıyoruz” meselesi… Ama devrimcilik için aşırılık büyük ölçüde kaçınılmazdır. Öte yandan durmadan, bıkıp yorulmadan yeni yazarlar, şairler, sanatçılar yetiştirmeye çabalardı.

Amacım, Nâzım övgüsüyle gerçek veya sahte Nâzımcılara yaranmak değil asla. Aksine geçmişte birçok dar kalıpçı, ezberci Nâzımcıyı inciten şeyler yazdım. O görüşlerimi değiştirmedim. Her yazdığı şahanedir demiyorum hâlâ. Üstelik Nâzımcı edebiyatın aşılması gerektiği noktasında ısrarcıyım. Geçmişteki tüm devrimcileri aşmak zorundayız. Marx’ı, Deniz’i, hepsini. Daha da iyi kuşaklar, kuramcılar, sanatçılar yetiştirmek zorundayız. Başka türlü nasıl sosyalizmi kurabiliriz.

Fakat Nâzım’ın bu iki temel özelliğine lütfen dikkat edin. Bunlar gerçek Nâzımcılığı sahtesinden ayıran son derece nesnel, aksi iddia edilemeyecek gerçeklerdir.

Milyonlarca sahte Nâzımcı
Şimdi milyonlarca sahte Nâzımcıyı bu iki özellik açısından bir gözden geçirelim. Sıradan insanlarda gerçeği sahtesinden ayırmak belki zor olabilir. Ama gazeteciler, köşe yazarları, televizyon yorumcuları, şairler, edebiyatçılar, sanatçılar arasında şablonumuz yüzde yüz geçerlidir.

Daha bir yıl dolmadı, bu ülkede bir seçim yaşandı. Bir parti (TKP) sosyalizm seçeneğini öne çıkaran tek parti olarak seçime girdi. Aylarca süren o dönemde bu seçenekten yazılı medyada kaç kişi bahsetti? Bir Melih Aşık ve bir de Güngör Uras’ı hatırlıyorum. Onlar normal gazetecilik sorumluluklarını yerine getirdiler, desteklediler demiyorum, ülkede saklanamaz böyle bir gerçek de bulunduğunu yazma gereği duydular. Ya ötekiler?

Seçim bitti, neredeyse yıl dolacak, ne değişti? Önceki on yıllarda neydiyse yine aynı. Binlerce gazeteci, yazar, sanatçı Nâzımcı var, sorulduğunda sosyalistlerdir, kaçı sosyalizmle ilgili? TKP fanatikliği yapmadığım bellidir, başka seçenekler de mevcut şükür ki! ÖDP, Halkevleri... Hepsinin mi gündemi bu “aydınlarımıza” tamamıyla ters? Sosyalizm diye bir derdi olan herhangi bir yazar bunların hiçbirini de beğenmeyebilir. Kendi sosyalizmini farklı yerde kurabilir. Ama bunu niye ortaya koymaz? Başka sosyalistleri niye beğenmediğini veya niye beğendiğini neden iki satır yazmaz? Sorunun muhataplarıyla açık tartışmaktan, hiç değilse böyle bir sorunun varlığından ara sıra bahsetmekten neden çekinir mesela köşesinde? Ayıp bir şey midir bu ülkenin devrimcileriyle kamuya açık yayınlarda, ortamlarda dayanışmak veya tartışmak. Bir Nâzımsever, sol yanına bakmaktan nasıl bu derece sistemli ve uzun sürece kaçınabilir?

Açıktır ki sosyalizme karşı bu kendini sansür, bir aydın hastalığı, bir sapkınlık boyutunda. Bu son derece anormal durumu normal görmemizi sağlayan tek şey, söz konusu anormalliğin çok büyük oranda solcu aydınca paylaşılması.

Bunun için bazı nedenler ileri sürülebilir. Birçok solcu, birçok aydın, yaşam biçimi, ilişkileri, alışkanlıkları itibariyle sosyalizmi, Nâzım’ı, şunu bunu artık sadece bir nostalji, romantik fantezi olarak duyumsuyor. Böyle bir dertleri gerçekte yok. Bu belli, yapacak şey de yok. Az çok böyle bir derdi olan daha az sayıda kişi için de birtakım korkular söz konusu. Mevcut sol, sol-liberal, cumhuriyetçi vb. piyasadan kopmak istemiyorlar. “Angaje” görünüp itibar ve okur kaybetmekten korkuyorlar. Aşırı siyasi görünüp bugünkü ve gelecekteki konumlarını kaybetmekten korkuyorlar. Siyasi göründüklerinde tercihlerini çoğunlukla kendilerine en yüksek fayda sağlayacak CHP’den yana ilan ediyorlar. Bazılarının ara sıra bireysel veya topluca gürültülü çıkışlar yapmaları, imza toplamaları vb. gözümüzü boyamamalı.

Edebiyatı, felsefeyi ciddi ve içten bir biçimde sevdikleriyse hiç söylenemez. Köşelerinde ülkenin ve dünyanın sorunları üst üste yığılıyor. Memleketi her gün batırıyor, her gün kurtarıyorlar. Sanatları hep aynı nakaratı yineliyor, şiirleri inanmadıkları güzelliklere sarhoş gözyaşları döküyor. Yüzlerce binlerce kez yazıyorlar, aynı şeyleri yazıyorlar. Biri farklı bir iş mi çıkardı, ilginç bir yapıt mı ortaya koydu, değişik bir tez mi ileri sürdü? Ahmet ya da Ayşe fark etmez. Aman susun, kimse duymasın! Sosyalizmden söz edenlerden söz etmek mi! Bu denli ağır sorunlar altında ne sosyalizmi canım! Zaten yoğun gündem izin vermez ki!

Konformizm (çoğunluktan yana tutum almak) ve kıskançlık. Nâzım karakterinin temel iki özelliğine karşı sahte Nâzımcıların, nostaljik sosyalistlerin, ışığı anca kendine yeter aydınların temel iki özelliği bunlardır.