Fethullah Gülen’i Sosyalist Yapmak

31/12/2010 Cuma
Fethullah Gülen’i Sosyalist Yapmak

Eşitlikçi ve toplumcu bir düzen ne kadar da akla-mantığa uygundur, öyle değil mi? Peki insanlık neden böyle bir düzen kurmayı bir türlü beceremez? Beceremediği gibi veya beceremediği için, sosyalizmin yararsız bir hayal ve hatta zararlı bir amaç olduğuna dair akıl yürütmelere ne kadar da teşnedir!

İki kere ikinin dört ettiği kadar basit gerçekleri halka anlatamıyoruz ya bir türlü, o zaman çaresizlikten hayaller kurarım. İşi başından bağlamak, hayallerimin en kestirmeci yoludur.

Madem Fethullah Gülen bu denli etkin şu ülkede, halka dert anlatmak için helak olacağımıza, gizlice, gizemli ve gerçeküstücü herhangi bir biçimde aklına sızar, onu ikna ederiz. Hoca bir gecede olur sosyalist. Ondan sonra yaşayıp göreceklerimizi düşünmek bile müthiş neşe vericidir.

Şaka yaptığımı sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Evet, böyle pek çok hayaller kurarım. Hayaller aklın ürettiği ruh ilaçlarıdır. Faydaları çoktur, sakıncaları da oraya girmiyoruz. Ancak asla çocuk işi değillerdir sanılanın aksine. Büyüklerin istisnasız tamamı hayal kurar, az ya da çok. Fazlası patolojik kişilerde görülmez sadece, “normal”lerde de görülür. Tüm o fantastik filmler, romanlar çocuklar için üretilmez, büyükler içindir. Ve böyle hayalci ürünlerin hiç değilse bir çeşidine ilgi duymayan yok gibidir. Mistik hikayeler, beşinci boyut, altıncı his, ruhlar, büyüler, bilimkurgu yetenekler…

İnsandaki din gereksinimi de aynı kanalda değerlendirilebilir. Avutur, insana “iyi gelir”. Büyük ölçüde çaresizlikten kaynaklanır. Somut gerçeği değiştiremiyorsan, ki zordur, kendine soyut bir dünya yarat ve o dünyayla istediğin gibi oyna… İşin özü budur.
Siyasette, yani bu denli somut gerçekliklerin alanında hayal kurmaksa pek çoklarına “delice” gelecektir. Fethullah Gülen hayalimi kimileri komik, kimileri tuhaf, kimileri zıpırca bulacaktır.

Oysa Türkiye solcuları siyasi alanda 87 yıldır benim hayalim kadar saçma hayaller dünyasında siftinmektedir. Üstelik bunlar “aşırı solcu” hayaller değil, sağcı hayallerdir baskın olarak. Daha kötüsü bunlar, dürüstçe “hayal” olarak değil, “asıl gerçek”, başarıya ulaşmak için benimsenen “somut çözüm” olarak sunulmaktadır.

İşte Kılıçdaroğlu önderliğinde yeni CHP projesi de bu sağcı, saçma hayallerin son halkasıdır.

Nasreddin Hoca eşeğinin üstünde çarşıya gelmiş ve kalabalığın tam ortasında paldır küldür düşmüş. Herkes gülmüş tabii. Bağırmış Hoca, “Ne gülüyorsunuz, düşmeseydim inecektim!” Türkiye solcularının çoğunluğu ise tam tersini yapar 87 yıldır: Eşekten düşmese, düşürülmese bile kendi iner ve ilan eder: “İnmeseydim düşecektim!”

87 yıldır sosyalistlere söylenen şu: Türkiye’de sosyalizm olmaz. Bu bir hayaldir. Daha vakti gelmedi. Kemalizm için çalışın, Kemalizm kurtaracak. Sosyal demokrasi kurtaracak.. Türk veya Kürt milliyetçiliği ilaç olacak.. İnsan hakları ve demokrasi gelince dertler bitecek.. AB elimizden tutacak…

ABD’den izin almaksızın bu ülkede sol gelişmez. Gelin ABD’yi ikna edelim. Onları değil bizi tercih etsin. Gelin önce AB’nin gözüne girelim. Gelin önce tarikatları dostluğumuza ikna edelim. Geçmişteki “Gelin generalleri bir gecede sosyalist yapalım!” hayali şimdi yer değiştirmiş: Gelin tarikat liderlerini solun destekçisi yapalım. Gelin büyük patronları solcu yapalım!..

Tüm bunların fantastik yaratıcılıkta benim hayalimden geri kalır tarafı var mı? Gülen’in sosyalist olma ihtimali bilimsel olarak mevcuttur elbette, ancak bu olasılık ABD’nin solu desteklemesi ihtimali kadardır.

Nasreddin Hoca oturduğu evin yarısına sahipmiş. Bir gün evini satışa çıkarmış, hem de alelacele ve düşük fiyattan. Sormuşlar, “Hoca” demişler, “maksadın nedir, böyle telaşla niye satıyorsun evini?” Hoca cevap vermiş: “Satacağım ki, elime geçen parayla evin öteki yarısını alacağım.”

Yeni CHP’nin hedefi tamamen sağcılaşarak ABD’yi ikna etmekse bu, bilimsel anlamda biraz daha artmış bir ihtimal dahilinde mümkündür. Ancak şimdi çeyrek solcu olan CHP’den o zaman ne hayır gelecektir ülkeye? Kazanacağım derken eldekini de kaybetme riski cabası.

Bizim sol literatürde temel kavramlardan ikisidir “nesnel koşullar” ve “öznel koşullar”. Nesnel koşullardan halkın sosyalizme, sola o anki yatkınlık düzeyi anlaşılır, öznel koşullardan da sol-komünist partilerin gücü. Türkiye’de solun sağcılaşmasının gerekçesi olarak nesnel koşullar ileri sürülüyor uzun zamandır. Halk sağa kayıyorsa bizim de azcık kaymamız akılcı değil mi?

İşte burada kanımca değerlendirilmeyen bir şey var. Hep onu vurgulamaya çalışıyorum: Solcu kitleler “özne” veya “öznel koşul etmeni” olmanın yanı sıra, bizatihi nesnedirler de. Yani halktır onlar.

Bu ülkede geçmişte sol kanat sosyal demokrat ve hatta sosyalist olup da sonradan kendini “merkez solculuğa” şartlandırmış, kendini “sağcılaşmanın akılcılığına” öğrenilmiş çaresizlikle kilitlemiş dünya kadar insan var. Benim tahminime göre beş milyondan fazla insan.

Halkın sağa kaymasındaki temel etkenlerden biri de sakın en başta solun sağa kayması olmasın? Orada da milyonlar var, küçümsemeyin. Genci yaşlısı, işçisi, memuru, emeklisiyle.

Bu beş milyon insan da nesnedir ve nesnel koşulları oluşturur. Sadece bu milyonlarca insanın daha sol bir bakış açısına sahip olması dahi ülkede “nesnel koşulu” ne kadar çok değiştirirdi, hesap edebiliyor musunuz? İsterseniz öznel etken olarak düşünün aynı kitleyi.

Sıkı bir bilinçle hareket eden o kitlenin olası gücünü düşünün. Bu yazıda sol hayalciliğe, maceracılığın sakıncalarına hiç girmedim, benim solculaşmaktan kastım bu değil. Ama akılcı bir sosyalist çizgideki bırakın beş milyonu, bir milyon insan ülkenin kaderini değiştirirdi, değiştirir.

Ancak bu böyle olmuyor. Bilinçlerde sürekli bir erozyon yaşanıyor. 87 yıllık “Sosyalizm olmaz! Sosyalizm için erken!” mikrobunun yarattığı bilinç aşınması çökertiyor solu. Sağcı hayalcilikler yok ediyor sol bilinci.

Hiç de zor olmadığı, hiç de olağanüstü kişilik gerektirmediği halde basit, yalın ve hatta iddiasız bir sosyalist tutum almayı bir türlü yeğlemiyor milyonlarca “solcu”.

Kimi çıkar peşinde koşmak için bırakmış sosyalist veya sol kanat sosyal demokrat çizgiyi, kimi riskli bulmuş, kimi maceracılıktan bıkmış haklı olarak, kiminin iyi niyeti kötüye kullanılmış, kimi ben çok uğraştım, demek ki olmuyor aşamasına gelmiş herkesin iyi kötü birkaç gerekçesi mevcut. İddialı sosyalizm hedeflerinin tutmamasından gına getiren birçokları iddialı bireyciliklere savrulmuş.

Bir şekilde solcu olmuş bu her yaştan kitleyi önemsemeli. Özellikle gençlerin “Şimdi sosyalizm için erken” mikrobuna karşı aşılanmaları önemsenmeli. Olmazsa olmaz tek şey: “Yeniden sosyalizm heyecanı” yaratmak önemsenmeli. Bu heyecanın o sol kitlenin kafasındaki eğlencelik, avutucu, oyalayıcı tüm öteki sağ hayalleri süpüreceği bilinmeli.

Ve daha önemlisi her solcu gerçekten solculaşmaya önce kendinden başlamalı. Bırakmalı bu “Halk anlamıyor, halk çıkarcı ve duyarsız” totolojisini. Oradan hiçbir yere varılmaz. Önce kendi anlamalı, kendi bireyciliğini törpülemeli, kendi duyarlılığını artırmalı.