CHP’ye Oy Vermek

25/03/2011 Cuma
CHP’ye Oy Vermek

CHP’li bir dostla sohbet ediyoruz. Bir seçim bölgesinden adaylığını koyup koymamakta kararsız. “Seçime girersem almam lazım” diyor. “Ama bunun için üç ay boyunca ev ev seçim çalışması yapacak 100 gönüllü kadın gerek. Bu olursa kazanırım. Bana o konuda destek verir misiniz?” Ortamda başka bir küçük sol partiden arkadaş da var. Onunla bir olup CHP’li dostla dalga geçiyoruz: “100 gönüllü kadın demek 250 de erkek gönüllü demek. 350 gönüllü bulduktan sonra seçime girmemize ne gerek var!”

Bana göre önümüzdeki ve geçmiş seçimlerin özetini çıkaran tablo tam da bu. Seçime girmemek bir bakıma espri de, CHP seçim zamanı bile çalışacak adam bulamıyor. Birçok seçim bölgesinde bırakın 350’yi, 35 kişi bulamıyor. AKP ise birçok bölgede buluyor. Gerçek budur ve tüm seçim komplosu hikayeleri ki, birçoğu hakikate dayansa da böyle bir temel gerçeklik üstünde şekillenmektedir.

CHP’de çalışmak gerek, CHP’yi desteklemek gerek diyenlerin büyük bölümü ya gerçeği bilebilecek konumda değiller, ya buna gözlerini kapatıyorlar ya da samimi değiller. CHP diye bir parti yok demiyorum, ama o büyüklüğe, medyadaki ihtişamına karşın aslında yok. Çünkü pek çok bölgede CHP için çalışanlar küçük sol-sosyalist partilerden bir teki için çalışanların sayısından fazla değil. Tek fark her seçim zamanı bir yığın “çakal”ın çıkıp CHP adaylığı kuyruğuna dizilmeleri. Aralarında bazı nitelikli insanların bulunması genel nitelememi geri almamı gerektirmez.

Böyle bir muhalefet hareketi, böyle bir solculuk yürür mü? Yürümeyeceği açık, fakat kendini CHP’den daha solcu, hatta sosyalist görenler bu durumda ne yapmalı?

O kategoriye sokulabilecek 1 milyona yakın insan var Türkiye’de. Büyük bölümü CHP seçmenidir.

Sık gittiğimiz bir lokantada menü kısıtlıdır. Ama alışkanlık olmuş, her gittiğimizde menüyü ister, dakikalarca onu inceler, ama sonunda hepimiz aynı yemekleri söyleriz hiç değişmeksizin.

Türkiye’deki solcular da o lokantadaki bizlere benziyorlar.

Her seçim dönemi müthiş bir siyasi zeka etkinliği, tahliller, durum saptamaları, çıkarımlar, sol entelektüel cambazlıklar, korkunç derinlikli usavurumlar, tartışmalar, çekişmeler: Sonuç? Sonuç neredeyse bire bir aynı kişilerin aynı yemeği istemesi.

Bu da bana göre doğrudan yukarıdaki tablodan kaynaklı.

Taktiğe kafa yormak için buna değecek bir gücünüz bulunması gerek. Olmadığı zaman boş. Ama her şey boş değil, boş olmayanı sonda açıklayacağım.

Seçim sonucunu Türkiye çapında etkileyebilecek bir sosyalist oy potansiyelimiz bulunsa konuyla ilgili kafa yormaya değer. Ama yok. Bu yüzden sadece oy bazında tartışmak anlamsız. CHP’ye verecek olan zaten veriyor, orada bir değiştirici artış söz konusu değil.

Ama CHP’nin ihtiyacı olan bir şey var: Militan güç, genç gücü. Eğer CHP’nin solundaki sol güçler kendi aktif unsurlarını CHP için çalıştırırlarsa bu biraz anlam ifade edebilir, yine de pek yetersiz kalsa da, bir ivme yaratılabilir. Konu böyle ele alınacaksa doğru bir tartışma zemini oluşur.

Peki bu doğru olur mu? Siyasette hiç ısınamadığım bir yan var. İlkesizlik. Maalesef ne kadar ilkesizseniz o kadar başarılı oluyorsunuz politikada. Bunun dışındaki örnekler zor bulunur istisnalar. Siyasette bir ilke, baş ilke varsa o da başarı için her yolun denenmesi ilkesidir, bu sol için de doğrudur.

Sosyalist siyasetin başarısı yönünden böyle bir temel “ilkeyle” yola çıkarsak CHP’yi militan güç olarak desteklemek doğru mudur? Belli koşullarda evet. Ancak o koşullar bana göre bulunmuyor. Getirecekleriyle götüreceklerini tarttığımızda buna değecek bir fayda ihtimali görünmüyor.

Neden? Neden açık. Türkiye solunun 80 sonrası en büyük problemi nitel ve nicel anlamda güçlü bir sosyalist-komünist hareketin bulunmaması. Nicelliği geçtik, nitel olarak sağlam durmak aşamasındayız. Türkiye sosyalistleri on yıllardır beyin ve beden güçlerini sosyalizm dışı güçlere kiraya vermiş durumdadırlar.

Kiralık oyuncular yerlerinden memnun ve onları kendi takımlarına bir türlü döndüremiyoruz. Sosyalizmi
savunma adına en meşru, en alfabeden savlar bile büyük bir çoğunlukça ya “ulusalcılıkla” ya “bölücülükle” ya “seçkincilikle” ya “hayalcilikle” suçlanıyor. Sosyalizm büyük çoğunlukça ancak başka bir ana yemekle yenebilecek bir sos. Bunun bir sos olmadığını, ana yemek olduğunu, o ana yemek yenmediği sürece solun bu ülkede hiçbir zaman güçlenemeyeceğini birilerinin söylemesi gerek.

Kendini bir anlamda siyasi olarak feda ederek, küçümsemeleri, aşağılamaları, suçlamaları göze alarak ortada duran bizleriz işte onu söyleyenler.

CHP’yi veya başkasını mesela BDP’yi desteklememizi öneren dostlarla şöyle bir pazarlık yapabiliriz bence: Tamam, kabul, biz diyelim 10 bin kişiyle bu iş için çalışacağız. Ama bizim yerimizde oluşan boşluğu doldurmak, oradaki kızıl bayrağı sağlam tutmak için bize yeni 10 bin kişi bulun.

Sonuçta ne kadar konuşsak, tartışsak esas olan baştaki tabloyu değiştirebilmek. Birkaç yüz bin “sosyalist” dost eğer siyaseti sadece sandığa gidip oy kullanmak olarak algılıyorsa, seçim öncesinde ve aradaki yıllarda dişe dokunur bir sosyal çalışma içinde değillerse ve olmayacaklarsa, bize de oy atmasınlar. Nereye isterlerse oraya atsınlar. Sonuç hiçbir şeyi değiştirmez çünkü.