Bir Liberal Nasıl Düşünür?

20/02/2009 Cuma
Bir Liberal Nasıl Düşünür?

Kapitalist sistemi eleştirmek, dahası sertçe eleştirmek solcuların tekelinde değil. Kapitalizmi her yönüyle savunan bir azınlık dışında pek çok sağcı da onu şurasından burasından eleştirebiliyor. Ayrım alternatif önerilerinde ortaya çıkıyor. Dünyada ve Türkiye'de küçük bir azınlık kapitalizmin karşı seçeneğinin sosyalizm olduğunda ısrarlı. Fakat onların dışındaki büyük çoğunluk sadece sistemin azgınlıklarının törpülenmesinden, reform yapılmasından yana. Bunlardan kendilerini solcu sayanlardan bir kesim, güzel bir uzak hedef olarak sosyalizmi hala savunuyor, ama yakın bir hedef ya da gerçekçi bir hedef olarak görmüyorlar onu. Sol içinde sol olmayan düşüncenin önemli kaynaklarından biridir, artık sosyalizmi gerçek bir alternatif olarak görmemek.

O zaman neye yöneliyor insanlar? Görünüşte sosyalizme belli bir saygı gösterseler de, kötüye gidiş karşısında daha az kötü birilerinin, güçlü bir dayının arkasına sığınmak en yaygın eğilim. Bizde belli başlı dört dayı göze çarpıyor. İslamcı hükümet, Avrupa Birliği ordu-üst yargı ve ayrılıkçı Kürt hareketi.

BİLİŞSEL PSİKOLOJİ
Bizler, özellikle okumuş ve kendini zeki bilen insanlar zannederiz ki, özellikle 21. yüzyılın öncekilerle kıyaslanamayacak haberleşme, bilişim olanaklarıyla müthiş şekilde donanmış olarak, zaten sahip bulunduğumuz üstün bilgi-mantık ve düşünce temeli üstüne eklenen her bir girdiyi nesnel ve sağlıklı olarak yorumlayıp bir karara varabilir, çeşitli tercihlerimizi özgürce yapabiliriz. B.. yapabiliriz!

Biz düşünebilenden çok duygulanabilen hayvanlarız evrimsel olarak. Beyin işlevlerimiz son derece kısıtlıdır. Reflekslerimizin çoğu hayatta kalabilmeye göre düzenlenmiştir. Düşünsel planda yeni gerçekleri keşfetmekten çok, eskilerini korumaya programlanmışızdır. Kendimizi ve çevremizi sorgulamaktan çok, kendimize ve çevremize uyum göstermeye şifrelenmişizdir.

Burada konuyla ilgili bilgi nehrinden birkaç örneğe yer vermek isterim.

Donald Broadberg, 1958'de modern dikkat çağını başlatmıştır. Dikkatin kısıtlı kapasiteye sahip bilgi işleme sisteminin bir sonucu olduğunu belirtmiştir. Teorisinin önemli yanı dünyanın gözlemci insanın algısal ve bilişsel kapasitesinin yetemeyeceği kadar çok uyaranları içerdiğinden bahsetmesidir. Dolayısıyla, erişilebilecek bilgi akışıyla başa çıkabilmek için insanlar bazı uyaranları seçip onlarla ilgilenirken, diğerlerini atlayabilirler. (1) s. 98

Frederick Barlett, (1932) bir hikayeyi hatırlamanın önemli bölümünün deneğin o hikayeyi dinlerken o hikayeye karşı oluşturduğu tutumu olduğunu bulmuştur. Hatırlama bu tutum temel alınarak yapılandırılmaktadır ve bunun genel etkisi bu tutumun mazur gösterilmesidir. Aslında bir hikayeyle ilgili ne hatırladığınız, bu hikayenin konusunun yarattığı genel etkiye dayanır. Daha sonra hatırlanan ayrıntılar, bu ana fikri desteklemeye eğilimlidir. (1) s.19-20

"Kaynağı İzleme Hatası" diye bir kavram vardır. Bu hatanın yapıldığı durumlarda kişi hafızasında anımsadıklarının iç ve dış kaynaklarını birbirine karıştırır. Birinden duyulan bir şey ya da hayal edilen, düşünülen bir şey, bizzat yaşanılmış zannedilir. Çocuklarda, şizofrenlerde, yaşlılarda sık görülür bu hata (2) s.175 Fakat normal yetişkinlerde de çok görülür. O yüzden görgü tanıklıklarında, psikanaliz seanslardaki anı hatırlamalarda sıklıkla yanılgıya düşüldüğü, olmamış şeylerin bilmeden olmuş gibi uydurulduğu ileri sürülür. (2) s.218

Rus psikolog Zinchenko'ya (1962,1981) göre, derin anlamıyla kodlanmış sözcükler daha iyi hatırda tutulur. Keza aralarında somut ilişkiler bulunan sözcüklerin hatırlanması öbürlerine göre daha iyidir. Hatırlama düzeyi bir eylemin amacına göre değişir. (1) s.258-59 Bu, şu bilgiyle çelişmez: Bransford, Frank, (1971) cümle gruplarının tek tek yapılarıyla birlikte değil birleşik soyut anlamlarının daha iyi akılda tutulduğunu ortaya koymuşlardır. (1) s. 404

Başka deyişle kafamızdaki veri biraz önce okuduğumuz bir makale bile olsa, oradaki cümlelerin nesnel yapılarını değil, ondan bizim anladığımız soyut sonucu anımsama eğilimine gireriz.

Sadece içinde yaşadığımız ortam algılarımızı etkilemez, algılarımız da içinde yaşadığımız dünyayı etkiler. Fahle, Goldstone 2003. (2) s.143

"Kendini referans alma" etkisinin hatırlamada önemi büyüktür. Rogers, Kuiper, Kirker 1977 (1) s.264 Yani her yeni veriyi bana ne kadar uyuyor, benim görüşlerimi ne kadar doğruluyor diye tartar ve buna uygun biçimde anımsarız. Otobiyografik hafıza yapılandırıcıdır. (2) s. 212. Başka deyişle hafızamızdaki anılar en yakınından en uzağına, en somutundan en belirsizine duygularımıza hoş gelecek şekilde sürekli yoğrulur ve değiştirilir.

TERCİHLERİMİZE YOL GÖSTEREN NE?
Hemen söyleyelim. Başlıca iki şey. Nefret ettiklerimiz. Onun ardından özlemlerimiz gelir.

Bir solcunun nefret edilebileceği güçlerin uzun bir listesini yapmak mümkün. Öne çıkanları sıralayalım. Sistem (kapitalizm), emperyalizm, zenginler, siyasal iktidar (hükümet), devlet, polis, ordu, sivil milliyetçiler, gladyo, bağnaz dinciler vs. Bir solcu neye özlem duyabilir: Eşitlikçi bir düzene, özgürlükçü bir sisteme, eşitlikçi fakat sorumlukları öne çıkaran otoriter bir sisteme, ülke bağımsızlığına, yoksulluğu ortadan kaldırmış bir ülkeye, aydınlanmaya, laik bir sisteme, doğayı koruyan bir sisteme, tüm ulus ve etnik grupların kendilerini eşit ortaya koyabildikleri bir dünyaya. vs. vs... Ve yine geliyoruz aynı soruna. Bütün bunlar yakın zamanda elde edilemeyecekse, böyle bir mücadele tehlikeli ve/veya anlamsızsa nelerle yetinelim? Yangında ilk kurtaracaklarımız, ilk tercihlerimiz neler olacak? Daha fazla demokrasi mi, daha fazla eşitlik mi, daha fazla kendini ifade mi, yoksa daha fazla bağımsızlık mı?

Kişilik yapımıza göre etik sorunlardaki tutumumuz da farklıdır. Özgürlük, disiplin, sorumluluk anlayışlarımız değişiktir. Gerçi ahlakın değişik alanlarda değişik cepheleri bulunur, ama genelde yine de solcular arasında ahlakçılar, ahlakı hemen hemen hiç önemsemeyenler, bunların arasında yer alanlar kolaylıkla birbirinden ayrılır. Bazı solcular toplumsal mücadeleyi ve siyasi duruşu daha çok bir özgürlük sorunu olarak kavrama eğilimindedirler. Özgürlükten anladıkları çoğun bireysel serbestliktir, disiplinden uzaklık, sorumluluk anlayışlarının cenderesinden kurtuluş... Kurallardan, yükümlülüklerden sıyrılmadır onların asıl motivasyon kaynağı. Kimi solcu ise aksine solculuğu sorumluluk ve disiplin olarak görür. Topluma yerleştirmek istedikleri sol anlayışlar da bu yüzden temelden farklıdır.

Pek çok solcu ilk gençlik döneminde ne saiklerle solcu olmuşsa aynı ruhsal refleksleri ilerideki dönemlerinde korur, o güdülere göre solculuğu yorumlar. Orta yaştaki insanlar çocukluk ve ilk gençlik dönemlerini yakın geçmişe göre daha iyi hatırlarlar. (2) s.207 Holbrok ve Schindler'e göre, (1998) genç erişkinlik döneminde dinlenen şarkılar daha çok sevilir. (1) s.487 Başka deyişle kişiliğimiz bir yana, ilk gençlik dönemimizdeki baskın güdülerimiz çoğumuzun bugünkü yeğlemelerini de belirler.

Bu açıdan baktığımızda bugünkü liberallerin çoğu için ilk gençlik dönemlerinde yukarıda solcuların nefret ettiği güçler listesinde en önde gelenler Türk milliyetçileridir. Liberallerin 45-60 yaş kuşağı ileri gelenlerinin aklından sivil faşist saldırıların korkusunu çıkarmak mümkün değildir. O yüzden onlar milliyetçi kesime karşı içten gelen bir düşmanlık hissedeceklerdir. Bugün aynı kesim ne kadar çok ya da az değişmiş olursa olsun. O dönemde siyasal dincilerin yaygın ve ağır saldırıları yaşanmamıştı. Aynı nedenle geçmişin solcuları ve bugünün liberalleri ruhen İslamcıları tehdit olarak görmeye yatkın değildirler, zaten bugün de "mahalle baskısını" en az hissedebilecekleri mekanlarda bulunmaktadırlar. O dönemlerin solcu gençleri polisi de karşılarında saldırgan bir güç olarak görürlerdi. Ama ancak solun uç kesimleri polisle çatışırken, sıradan sol kitle polisi bir yandan düşman bir yandan da milliyetçilere karşı kurtarıcı gibi görürdü. Bugünün liberallerinin polise karşı ikircikli tutumu bir ölçüde buna bağlıdır.

Geldik emperyalizme. Dikkat edin, 68 kuşağı emperyalizme karşı mücadeleyi daha çok öne çıkarırdı. O kesim arasında bu yüzden "ulusalcı" daha fazladır, liberal görece azdır. Oysa 78 kuşağı daha çok iç düşmanla hesaplaşırdı. O nedenle 78 kuşağının bugün de emperyalizme karşı refleksi zayıftır. Ya ordu? İki kez üst üste kanlı Amerikancı darbeler yapan bu gücün o dönemin sol kuşaklarının sempatisini kazanması kolay bir şey değildir. Yine de ordu 68 kuşağını korkutmayı başaramamıştı, fakat 78 kuşağını fena ürküttü. Liberal savların altında bu korku yatar. 78'in solcu gençleri açısından mücadelelerinin göbeğinde saf tutan Kürt kardeşleri ayrı düşünülemeyecek, güven veren bir güçtü. Hatta sempatizan solcular açısından onları faşistlerden kurtaran kahramanlardı bazıları. O zaman ayrılıkçı akım zayıftı. Bugün köprünün altından çok sular aktı, ama 78 kuşağı çoğunluğu itibariyle hala Kürt hareketini 80 öncesindeki gibi kendi kurtarıcısı sayma eğiliminde.

Sıra özlemlerde. 68 ve 78 gençliği açısından sosyalist düzen yakın ama belirsiz bir hayaldi. Herkesin sosyalizmi farklıydı. Ne ki özellikle örgütsüz yığınlar açısından, geniş sempatizan kesim veya aydınlar, sanatçılar açısından sol daha çok bir serbestlik ve ruhsal tatmin sistemiydi. Yoksulluk ortadan kalkacak, eşitlik ve özgürlük gelecek... Kapitalizm çoğunun gözünde acınacak insanları artıran bir şeydi yalnızca. Disiplin, sorumluluk ve sıkı çalışma sistemi değildi sosyalizm. Daha mı somut bir canlandırma istiyorsunuz. Çoğunun kafasındaki sol bugünkü Avrupa'daki sol gibi bir şeydi. İyi bir yaşam sürmek, özgürlüklerin tadına varmak ve öte yandan yoksullardan, eşitlikten yana tavır almak...

ÖZETLEYECEK OLURSAK
"Sol" liberaller solu yoksullardan yanalık gibi görürler. Yoksulluğu yaratanın ne olduğunu kuramda kabul ederler, yaşamda etmezler. "Vahşi" kapitalizme karşıdırlar, ama kapitalizme karşı değildirler, ondan en üst düzeyde yararlanmaktan vazgeçemezler. Batı ülkelerindeki solculuk onların sol ütopyasının sınırlarını oluşturur. Aynı nedenle emperyalizm karşıtlığını ajandalarından çıkarmışlardır. Genelde 78 kuşağının cephe gerisi solcuları olan akıl önderlerinin ilk gençlik yılları korku, nefret ve özlemleri doğrultusunda saf tutarlar. Türk milliyetçilerinden, ordudan nefret ederler. Dinciliği aynı ölçüde düşman görmezler. Hedefleri bireysel özgür yaşam, toplumsal demokrasi ve etnik kendini ifade hakkıdır. Fakat aksine kendileri gibi düşünmeyenleri kolayca "faşist" sayarlar. 80 öncesinin baskın eğilimi doğrultusunda aydınlanma, laiklik gibi kavramlara yakın değildirler. Bazen solu bir etik mesele olarak görseler de sorgulayıcı ahlaki duruşu benimsemezler. Sosyalizmden anladıkları serbestlik rejimidir, sorumluluk ve disiplin sistemi değil.

Çok daha önemli bir ruhsal çeldiriciyi, konformizmi unutmayalım. Sol liberaller için medya-sanat alanı her şeydir. Liberal değilseniz o alanlarda işiniz çok zordur. Bu baskıya herkesin karşı koyması beklenmemelidir.

1- Bilişsel Psikoloji, Solso, Maclin, Maclin, Kitabevi, 2007

2- Cognitive Psychology, Sternberg, Thomson-Wadsworth, 2006