Basın Yüzsüzlüğü Yolu

11/09/2009 Cuma
Basın Yüzsüzlüğü Yolu

Medyamız ne kadar utanmaz, görüyor musunuz? İstanbul’un pek çok yerleşim bölgesi dere yataklarına, ormanlıklara, koruluklara, bostanlara kurulmuş. Büyük medya kuruluşları da Basın Ekspres yolu başta olmak üzere buralara binalarını konduruvermiş. Şimdi doğa olağan tepkisini gösteriyor.

Medyamız ise neredeyse kendi pisliğinde boğulacak, suçu ona buna atmaktan vazgeçmiyor. Tek kusursuz kendileri.

Liberal medya, yandaş medya, şu anda hükümete muhalif medya hepsi düzenin kirli ilişkileriyle sermaye biriktiriyor, o kirli ilişkilerden zenginleşiyorlar.

Düzenin kirli ilişkileri ayyuka çıkmış yasadışı ilişkiler değildir yalnızca, yasal ilişkilerinin tümü kirli ilişkidir. Bu düzen daha fazla kazanç tutkusu üstünden kurulur, gelişir, güçlenir, ayakta kalır. Bu düzen için daha fazla kazanç sağlama garantisi altında insan yaşamının hiçbir önemi yoktur.

İnsanlar otuzarlı, üç yüzerli, otuz binerli ölürler, vız gelir tırıs gitmez. Onun da duygusunu sömürürler, onun da haberini yapıp para kazanırlar. Medyanın ruhsuz kafilesi için kazanç ve zenginlik başattır, kendi yaşamlarının bile kıymeti bulunmaz, yabancılaşma o safhadadır.

Basın Ekspres yolu faciası Türkiye medyasının rezilliğidir. Pencerelerinden baksalar görecekleri gerçekleri on yıllardır halktan nasıl gizlediklerinin kanıtıdır.

Bu bir uyarıydı. Kapitalizm dünyayı bitirmeden bizim onu bitirmemiz gerekiyor. Aslında dünya bitmez. İnsanlık biter. İnsanlığı, o aymaz, o zavallı, o kafasız insanlığı artık ne kadar kafa ve irade bulabilirsek çevremizde, kendimizle birlikte kurtarmamız gerekiyor.

Doğa acımasızdır. Masum suçlu ayrımı yapmaz. Bu düzene katlanıyorsak, bu düzeni değiştiremiyorsak, aslında hepimiz suçluyuz. Bu düzen için üretiyorsak, bu düzen içinde tüketiyorsak, yaşamaya devam ediyorsak, hiçbirimiz masum değiliz.

Düzen içi “demokrasi” söylemini benimsemiş solculara da bir mesajdır bu. Düzeni değiştiremiyorsak hiç değilse demokrasi getirelim derler ya. Yaklaşan felaketleri sözde demokrasileri asla önleyemeyecektir.

Doğa intikamını alacak. Ona çektirdiklerimizi (aslında herhangi bir şey çekmiyor, siz öyle yaparsanız ben de yaşam formlarımı değiştiririm diyerek duygusuzca işine bakıyor) yakın yıllarda burnumuzdan fitil fitil getirecek. Ölmeyi hak ediyoruz.

Hak etmiyorsak, bunu kanıtlamalıyız. Dedik ya, yabancılaşmanın o “beşinci” boyutunda kendilerini kaybetmiş, yaşamları olup olmadığını dahi bilmez duruma düşmüş medya patronlarını bile, kurtarılacaklarsa, biz kurtaracağız.