12 Eylül’ü Yapanlarla Açılımı Yapanlar Aynı

23/10/2009 Cuma
12 Eylül’ü Yapanlarla Açılımı Yapanlar Aynı

Gerici politikalar halkın aptal ve karaktersiz olduğunu varsayar, ilerici politikalarsa akıllı ve erdemli… İlerici politika gütmenin zorluğu tam da buradadır. Unutkanlık ve günlük çıkar peşinde koşmak yaygın bir özelliktir.

Geçen hafta Çetin Altan’ın 12 Eylül darbesini nasıl açık açık desteklediğinin belgelerini sundum. Bugünün demokrasi havarileri Ahmet ve Mehmet kardeşler, babalarının darbeciliğini kullanarak bir yerlere geldiler. O dönem darbeye tavır almadılar. Aksine Ahmet Altan devrimcilere küfreden romanlar yazarak devletin, oligarşinin gözüne girdi.

Yandaş basından Refik Erduran’a değinelim bu hafta. Şimdi darbe karşıtı keskin bir demokrat. Ama o da 12 Eylül sonrası darbeyi desteklemiş, devrimcilere hakaretler yağdırmıştı. Sadece birkaç örnek:

“Sınırlarımızın içinde de askerler, yıllar yılı iç barış çağrıları yaparken, güvercinden kargaya kadar yüz çeşit kuş, her gün kartal rolüne çıkıp çevreyi kana bulamadı mı?” 4.11.1980 (Milliyet) “…toplumumuzu tatlı-sert bir yaklaşımla disipline sokma çabalarında bugünkü yöneticilerimize esen kaynağı olması dileğiyle...” 8.11.1980 “Bir yerde her gün yirmi-otuz kişi öldürülüyor. Zorbalık devletin kapısını zorluyorsa, gidişin durdurulmasıyla bir şeylerin kurtarılmış olacağı açıktır. Çünkü kapıya dayanmış çöküntü ve bölünme tehlikeleri uzaklaştırılıyor demektir.” 2.11.1980

İlk cümleye dikkat edin: Darbenin gerekçesi “KANI DURDURMAK”tı. Darbecilerin genel sloganıydı bu. Şimdiki de aynı değil mi? O gün darbeyi yapan ABD-AB ve işbirlikçileri şimdi de sivil darbe yapmıyorlar mı! Açılımın temel gerekçesi bu değil mi?

Bugünün “asker karşıtı!” Nazlı Ilıcak’ın darbeyi nasıl desteklediği Ece Temelkuran’la polemiğinde kamuoyuna yansımıştı geçmişte. Bugünün dinci-liberal iktidar yandaşlarının büyük çoğunluğu 12 Mart ve 12 Eylül’ü destekledi.

İyi iş: Önce ülkeyi kana bulayacaksın, sonra kanı durdurmak için proje sunacaksın. Yazarlar, okumuşlar da arkanda saf tutacak. Kim isteyebilir ki ölümleri!

Melih Aşık
Sevgili Melih Aşık da benim gibi TTB’nin kendini siyasi parti yerine koyan tutumuna tepki duyanlardan. AKP’nin sağlık politikalarına karşı tavrıysa TTB’nin en olumlu yanı. Geçen hafta TTB İstanbul’da miting yaptı. Bana göre hekim katılımı yönünden başarısız bir mitingdi. Yine de on bin kadar insan toplandı Kadıköy alanına. On bin kişi az sayı değil. Büyük medyada neredeyse hiç yer bulamadı miting haberi. Alışılmış tavır. Ender bahsedenlerden biri gene Melih Aşık.

Yorumunda bir de öneride bulunmuş medya ilgisizliğiyle ilgili olarak. Tabip Odası medyaya biraz daha çalışsa ilgi artardı demiş. Acaba öyle mi?

Öyle düşünemiyorum yazık ki. On bin değil, iki yüz kişiyle “açılım” veya Ermeni meselesinde bir toplantı yapılsaydı, büyük medyada çok daha fazla yer bulurdu. Neden?

Çünkü AKP’nin sağlıkta dönüşüm programı azgın piyasacı bir program, ABD-AB böyle bir programa karşıtlığı desteklemez. Ama öteki programlar tam da ABD-AB gündemi. Onları desteklerler.

Medya reklamlarla yaşayan bir kurum. Ne kadar sermaye, emperyalizm ve hükümet yanlısıysanız o kadar reklam alırsınız. Bu bakımdan büyük medya her bir doğruya karşı beş yalan söyler, söylemek zorundadır.

Melih Aşık gibiler istisnadır. Yorumcuların büyük çoğunluğu güce, paraya, rüzgara döner işin kötüsü okur çoğunluğu da aynı karakteri taşıdığından fırıldakların fırıldaklığı göze batmaz. Yeterince para verin, bugünün iktidar yandaşlarının büyük çoğunluğuna “Leninizmin faziletlerini” anlattırabilirsiniz.

Açılım yalan fırtınasına dönüştü. Tablo son derece açık. ABD emirler veriyor, işbirlikçi güçler büyük projede kendi konumlarını güçlendirecek, rakipleri zayıflatacak yönde taktikler güdüyor. Yarış işbirlikçilik yarışı. Öne geçmeler, geride kalmalar, rüzgar kesmeler, arkadaşı için rakibi yormalar, dirsek atmalarla bir beş bin metre yarışı düşünün. Tablo gayet doğal. Ama bazı sosyalistlerin, aydınların, birincilikte hiçbir şansları bulunmadığı basit bir katılım belgesi için öndeki grubun ardından seyirtmeleri üzücü.

Sahi niye azaldı “asker vesayeti”, “MGK sultası” lafları. Sermaye yazarı için ordu, “büyük resme” uyum gösterdikçe hiçbir sorun yoktur. O zaman gerekirse darbe de yapabilir.

“Kanı durdurmak için olağanüstü yollara başvurulabilir.” Bildik darbeci slogan. “Ne olmuş ABD projesiyse, iyi bir şeyse neden karşı çıkalım?” Ya da “tecavüz kaçınılmazsa biraz demokrasi almaya bak!” O da darbeci aydınların beylik repliği. Katille doktor 12 Eylül’de aynı adamdı. Şimdi de aynı şahsın marifetlerini izliyoruz. Daha kaç kere ezilmemiz gerekiyor bunu anlatabilmemiz için?