Yürüyüş, sol ve epistemoloji

10/07/2017 Pazartesi
Yürüyüş, sol ve epistemoloji

Bu yürüyüşün Gezi’nin devamı olduğu iddiası, içinde yer almadan halkta biriken tepki potansiyelini etkilemenin olanaksız olduğu düşüncesi epistemolojik düzlemde bir probleme işaret eder.

*****

Kılıçdaroğlu’nun İstanbul yürüyüşü, tabandan gelen eleştirilere yanıt verme ve Partiyi toparlama hamlesidir.

*****

Başka yapıların yürüyüşe katılmış olmaları bu eylemin CHP’ye ait olduğu gerçeğini değiştirmez. Yürüyüşü kendiliğinden bir kalkışma olan Gezi’ye benzetmek, O’nun devamı olarak görmek tartışmaya bile değmez bir yanlıştır.

*****

Halkın AKP’ye ve AKP’nin kurduğu rejime karşı duyduğu rahatsızlık sahiplenilmesi gereken bir potansiyeldir. Ama zaten CHP’yi hareketlenmeye mecbur bırakan gerçek de budur.

*****

CHP bu yürüyüşle, biriken potansiyeli düzen içi kanallarda tutma işine soyunmuştur.

*****

Sözünü ettiğimiz potansiyeli yanıtsız bırakmamakla, “adalet” söylemiyle yola çıktı diye CHP’nin yürüyüşünde yer almak arasında uçurumlar vardır.

*****

Bağımsız düzen dışı girdilerde bulunulmadığı taktirde, yürüyüş, hem CHP’yi hem de bu vesileyle düzeni tahkim edecektir. Daha da ötesinde, AKP’nin, ufku sınırlı bu yürüyüşün çıktılarını kendisini reforma tabi tutmak bakımından değerlendirmesi de mümkündür.

*****

Kendi kimliğini yürüyüşe ve mitinge taşımasına bizzat CHP tarafından izin verilmeyen solun bu eylem içinde erimekten başka şansı yoktur. Ama zaten bu solun Türkiye’de düzeni değiştirmek gibi bir hedefi de bulunmamaktadır.

*****

Bu eyleme solun destek vermesi gerektiğini savunanların argümanlarındaki epistemolojik hata, eylemin CHP mülkiyetinde olması gerçeğinin görülmemesinin yanı sıra şu iki şeyle de ilişkilidir:

1-Bu eylem CHP tabanının beklentileriyle de tam olarak uyumludur. Yıllardır CHP tarafından yüz üstü bırakılmış, örgütsüzlüğe mahkum edilmiş, siyasal beklentileri minimize edilmiş taban ve dışarıdaki “devrimci” kesimler 25 gündür neredeyse bir vecd hali içindedir ve bu nedenle adaleti düzenle ilişkilendirecek girdilerin yürüyüşte etki gösterme ve hatta yer bulma ihtimali yoktur, yürüyüşün etkisi bu nedenlerle CHP’nin konsolidasyonu yönünde olacaktır.

2-Halktaki potansiyeli düzen dışına doğru etkilemek bakımından neden bağımsız sol tutumun değil de yürüyüşe katılmanın tercih edildiği önemli bir sorudur. Ortada kitleselleşme durumu söz konusuysa da, bu, bir düzen partisinin, düzen içi mevkideki kitleselleşmesidir. Bu nedenle yürüyüşe katılma tercihi içeriğin ve devrimci tutumun feda edilmesi anlamındadır. Bu tercih, 2015 seçimlerinde HDP’ye verilen destekle zaten sınanmış, o deneme halk sınıflarında büyük hayal kırıklıkları yaratmaktan başka da işe yaramamıştır. HDP tercihi açısından epistemolojik bir sefalet söz konusuydu. Hem tercih siyaseten yanlıştı, ama hem de HDP’yi baraj geçirtip, AKP’siz bir koalisyon seçeneğine yatırım yapmak vahim bir hataydı. Çünkü, AKP dışındaki üç partinin koalisyon kurma ihtimali de, AKP’nin tek başına kurmadığı bir hükümet ihtimali de sıfır derecesindeydi. Şimdi değişen tek şey iltihak edilen öznenin değişmiş olmasıdır. Amaç hemen hemen aynıdır: Erdoğan’ın yumuşatılması. Maltepe’de Kılıçdaroğlu’nun konuşması bunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Buna fit olmak, açıkça düzenin, iktidar bloğunun kimi rötuşlarla yoluna devamını kabullenmektir.  Bu derecedeki basıncın AKP’yi zayıflatmak için bile etki göstermesi zordur.

*****

Bilgi geçmişin birikimlerinin dikkate alınmasıyla üretilir. Denemeler bu objektif zemin üzerine inşa edilir. Gerçeklik keyfe keder mıncıklanamaz.

*****

Sol, kalabalık gördüğü her ortama balıklama daldıkça referanslarını biraz daha yitiriyor. Öyle ki Kılıçdaroğlu’nun Maltepe’den 15 Temmuz anmalarına gidileceği yönündeki açıklaması da, TÜSİAD ile İstanbul il başkanının mitinge davet edilmeleri de dikkate değer bulunmuyor, bütün bu önemli girdiler epistemeye bir türlü etki edemiyor. Malum şu anda birliği bozmamak gerekiyor.

*****

Emperyalist güç odaklarının Erdoğan’ı sınırlamaya dair planlarının halen mevcut olduğu sır değil. Erdoğan’a G20 zirvesinde yaşatılan yalnızlık da bu bakımdan gösterge. Erdoğan’ın gücünün sınırlanmasıyla tanımlı bir vizyona sahip yürüyüş kaçınılmaz olarak batının bu eğilimleriyle çakışıyor, içeride batılı “demokrasi” merkezlerine yönelik beklentileri besliyor.

*****

Solun bütün bu halleri çaresizliğin, ilkesizliğin göstergeleridir. Oysa sol ne ilkesiz ne de çaresizdir. Solun çaresi ilkeleridir. Amasız, fakatsız; adaletin eşitliğe, eşitliğin de sosyalizme bağlı olduğunun işlenmesi ve “ama şimdi sırası değil” diyen her ortamdan uzak durulması. “Ama şimdi sırası değil” diyen her iş emekçi sınıfların siyasal beklentilerini iktidarı yumuşatmak noktasına minimize edeceği için.

*****

Bir de kitle çalışması konusunda Bolşevikler örnek veriliyor: Lütfen biri bana Lenin’in partisinin, Çar rejiminin dahil olduğu emperyalist paylaşım savaşına karşı cephelerde, fabrikalarda, kentlerde barış çalışması yaparken, devrim talebini bir kenara bırakmış olduğu tek bir örnek versin.