“Kürt Sorununda Devrimci Tavır”

14/12/2009 Pazartesi
“Kürt Sorununda Devrimci Tavır”

“Yazar ulusal hareketen komünist tavır almasını bekliyor. bilmeliki bu eşyanın tabiatına aykırı.asıl kendi rolününe bakmalı işçi sınıfı devrimci rolünü oynamadıkça bahsettiği kürt sorununda emekçi çözümü hayaldır bunda ısrar etmek ipe un sermektir. daha önemli olanı kürt halkına karşı devrimci görevlere sırt çevirmek için dayanak olarak kullanmak.”

Geçen haftaki yazıma gelen tek yorum buydu. Bu eleştiri hemen hemen aynı cümlelerle ve Lenin'den esinlenmiş olduğu açıkça belli olan bir tarzda, sıklıkla yöneltildiği için tartışmak istiyorum. Kapsamının bu köşeden çok daha geniş bir alanı gerektirdiğini bilerek.

* * *

Komünistlerin ulusal hareketi desteklemesi gerektiği yönündeki tez nereye dayandırılıyor, bilmiyorum. Ama, biz bu tür konularda tavır belirleyecek olduğumuzda esas olarak Marksist Leninist klasiklere bakarız. Ulusal sorun söz konusu olduğunda bu bakımdan elimizdeki tek kaynak Lenin'in yazdıklarıdır, bunlar da değişik çaptaki makalelerdir ve Sol Yayınları tarafından Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı başlığıyla Türkçeleştirilmişlerdir. Kitaba adını veren esas makale ise 1914 yılında kaleme alınmıştır ve Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Etme Hakkı başlığını taşır.

Lenin'in ulusal sorundaki düşüncesi açısından, giriş bağlamında, iki önemli ilkenin öne çıkarılması gerekir:

Lenin ilk olarak ulusal sorunun ülkelere özel bir karakterinin olduğunu, yani özgül bağlamlı bir konu olduğunu belirtir. Örneğin yukarıda sözünü ettiğim uzun makalenin Sorunun Somut Tarihsel Konumu başlıklı alt bölümünün ilk paragrafında aynen şunu yazar: “Herhangi bir toplumsal sorun incelendiğinde, o sorunun, belirli tarihsel sınırlar içinde formüle edilmesi ve eğer özel olarak bir ülke söz konusuysa (örneğin belli bir ülke için ulusal sorun gibi) o ülkeyi öteki ülkelerden aynı tarihsel dönem içinde ayırdeden özelliklerin hesaba katılması, Marksist teorinin kesin bir gereğidir.”

Lenin'in Rusya koşullarında ulusların kaderini tayin hakkı ilkesini savunurken ele aldığı coğrafya Rusya ve Rusya'nın Batı ile komşu olan uluslarıdır. Nitekim, Luksemburg'un Avusturya örneği ile polemik geliştirirken, Rusya'nın özel koşullarına ilişkin olarak (yani Marksist teorinin kesin gereğini yerine getirirken) söyledikleri şunlardır: “Rusya bir tek ulusal merkezi olan devlettir… Bu ulusal devletin kendine özgü birinci özelliği … yabancı ırkların sınır bölgelerinde yaşamalarıdır… Üçüncüsü, birçok durumlarda sınır bölgesinde yaşayan ulusal toplulukların, sınırın ötesinde daha büyük bir ulusal bağımsızlıktan yararlanan yurttaşları vardır… Dördüncüsü yabancı ırkların yaşadığı sınır bölgelerinde kapitalizmin gelişmesi ve genel kültür düzeyi, merkeze kıyasla daha yüksektir.”

Lenin, bu özgül bağlamlı sorunda, Rusya'nın bu özelliklerine dayanarak ayrılma hakkı anlamına geldiğini hep vurguladığı ulusların kaderini tayin hakkını savunur. Sıralayalım: Rusya koşulları özel-özgül bağlamı içinde analiz edilir, Avrupa'da 19. yy da çözülmüş ulusal sorunun Rusya'da henüz çözülmediği ve Rusya'nın batısındaki ulusal sorunları çözülmemiş ırkların daha gelişkin bir kapitalistleşme aşamasında oldukları belirtilir ve sorunun çözümü için ayrılma hakkı önerilir. Rusya için somut durumun somut tahlilinden türetilen somut çözüm budur. Özel durum ve somutluk…

* * *

Ulusal sorunda Lenin'deki ikinci giriş vurgusu, şimdi belirttiğimiz gibi, kendi kaderini tayin hakkının ayrılma hakkı anlamına gelmesidir. Bugün Kürt hareketi açısından böyle bir talep zaten söz konusu değildir. Dolayısıyla Lenin referansıyla Türkiyeli komünistleri Türkiye'deki ulusal hareketi desteklemekle mecbur kılmanın hiçbir anlamı yoktur. Tam tersine, Lenin ayrılma hakkını tanımamayı en baştan liberal olarak niteler ve o dönemin özgül bağlamı içinde Rus Sosyal Demokratlarının devrimci konumunu en başından bu liberal pozisyondan ayrıştırır. Nerede? Özel koşulları olan Rusya'da.

* * *

Eğer Lenin'in yaptığı gibi Marksist teorinin kesin gereğini yerine getireceksek, Türkiye'de Lenin'in ulusal sorun hakkındaki öğretisini kendi özgül bağlamı içinde değerlendirmeli, öğrenmeli ve şu anki kendi özgül bağlamımıza ilişkin dersler çıkarmalı ve bu derslerin Türkiye için ancak ipucu olabileceğini de kabul etmeliyiz.

Bu bakımdan bize yol gösteren esas gerçek, yalnızca saptayarak geçiyorum, Lenin'in kitaptaki bütün makalelerinde ulusal sorunu sosyalizm ve devrim perspektifine içkinleştirilmiş bir tarzda ele almış olmasıdır. Yani Lenin'de devrim perspektifine bağlanmamış bir ulusal sorun yoktur. Örneğin hemen birkaç sayfa ileride şunu yazan da Lenin'dir: “Her ulusun ayrılma hakkı için evet ya da hayır biçiminde bir yanıt istemek, …, gerçekte bu saçmadır, böyle bir tutum, teoride metafizik bir anlayışı gösterir, pratikte ise proletaryanın burjuvazinin siyasetine boyun eğmesi anlamını taşır.” Demek ki proletaryanın tarihsel sınıfsal çıkarları ulusal soruna yaklaşım açısından belirleyicidir, aksi metafizik olur.

Fazla uzattım, son eklemeyi yapayım: Kürt hareketinin ülkemizdeki sosyalist-komünistleri kendi toplumsal çıkarlarına -a priori- tabi olarak görmesi uzun süredir patolojik bir olgu halini almıştır. Oysa ortak mücadele böyle örülmez.

Ulusal hareketten komünist tavır bekleme meselesine ise hiç değinememiş oldum.