İkinci Bir “Altın Çağ” Mümkün mü? İLKER BELEK

17/11/2008 Pazartesi
İkinci Bir “Altın Çağ” Mümkün mü? İLKER BELEK

Neoliberal politikalar duvara tosladı. Friedman devre dışı, şimdi Keynes göreve çağrılıyor. Piyasayı hareketlendirecek, daha devletçi, halkın alımı gücünü artıracak politikalar üzerinden kapitalizmin çarklarını döndürmek için. Bütün dünya umutlu, 1960'ların, 1970'lerin tekerrürüne yönelik ciddi bir beklenti hakim. Obama'nın seçilmesi beklentinin gerçekçiliğini destekleyen somut bir veri olarak algılanıyor, kutlanıyor.

Evet, kapitalizmin kulvar değiştirmeye ihtiyacı var: Dünya halklarının tepkisini söndürmek için daha sosyal yaklaşımlar üretmesi, ekonomiye devletçi destekler sunması gerekiyor. Ancak, o zamanlarla günümüz arasındaki büyük farklılıkları da görmezden gelemeyiz.

Bir kere, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, kapitalist sistemi sosyalleşmeye zorlayan önemli bir siyasal faktör vardı: Sosyalist dünya sistemi. Aslında 1917 sonrasında Sovyetler'in kurulması emperyalist sistemin bütün hesaplarını alt üst etmiş, büyük Batılı devletlerin hareket alanını sınırlamış ve ulusları kurtuluşçu aranışlar yönünde cesaretlendirmişti. İkinci savaş sonrasında bu etki daha da belirgin biçimde ortaya çıktı. Faşist orduları Rusya'nın içlerinde durdurduktan sonra, Avrupa'nın ortasında yok eden, Berlin'e kızıl bayrağı diken Sovyet ordusuydu ve bu iş sosyalist-komünist karakterli anti faşist direniş hareketleriyle birlikte başarılmıştı. Kısacası, o dönemde bütün dünyada sosyalizmin prestiji son derece yüksekti. Sovyet sisteminin her şeyi, batılı halklar açısından ciddi bir çekim merkeziydi: Sağlık, eğitim, konut, iş-çalışma, sosyal güvenlik hakları, hepsi. Batıda kapitalizm, sosyalleşmese yıkılacak, sosyalist, komünist partiler bir biçimde iktidarı kazanacaktı.

O nedenle burjuvalar karlarının bir kısmını sosyal harcamalar için feda etmeye razı oldular.

İkinci farklılık ise iktisadi niteliklidir. Savaş sonrasında kapitalizm Mandel'in tanımlamasıyla uzun bir genişleyen iktisadi döngünün içine girdi. Bu gelişmede neredeyse bütün dünyanın savaş sırasında yıkılmış olmasının belirleyici etkisi vardır. Avrupa'nın, Kuzey Afrika'nın, Uzak Doğu'nun yeniden imarı faaliyeti, konut sektörünü ve bu sektörle bağlantılı diğerlerini hareketlendirdi. Sanayileşme hız kazandı. Genişleyen uzun dalganın karakteristiği, kar oranlarının, yaklaşık 20-25 yıl sürecek bir dönem için yükselmesidir.

Ortalama kar oranlarının yükselmesi ve burjuva sınıfının artan karlarının bir kısmını sosyal sektörlere ayırmayı (sosyalizmin tehdidiyle) kabullenmesi sosyal devleti yaratan faktörlerdir.

İşte bu iki unsur bakımından bugünkü durum 1950'lerde başlayandan tamamen farklıdır.

İlkin ortada sosyalizm yoktur ve daha da kötüsü işçi sınıfı yönsüz, umutsuz, beklentisiz ve karşı devrimci siyasetlerin etkisi altındadır. Sol nitelikli sınıfsal bir basınç olmaksızın burjuvazinin yumuşayacağını beklemek büyük saflık olur. Evet, ABD'de Obama'yı iktidara taşıyanlar, Bush'un neoliberal politikalarının acısını gündelik yaşamlarında tadan siyahlar, alt sınıflar, yoksullar ile geleceklerinde savaş görmek istemeyen gençler oldu. Ancak Obama'nın içeriye ve dışarıya yönelik tercihlerinde sosyal politikalara yer verebilmesi için, onu tercih edenlerin oy vermenin ötesinde bir şeyler yapmaları gerekir. Böyle bir dinamik en azından şimdilik söz konusu değildir. Ortaya çıktığında ise, çevresine Siyonistleri, mali sermaye temsilcilerini, Yugoslavya'nın parçalanması operasyonunu yöneten şahinleri toplayan Obama ile çatışması kaçınılmaz olacaktır.

Sonra, dünya kapitalist sistemi, 1970'lerden beri daralmaktadır. Bu döngüyü kırabilmek, yani ortalama kar oranlarını yükseltebilmek için patronların son 30 yıldır geliştirdikleri tercihler (ki bunlara esnek üretim sistemleri adını taktılar) bütün sosyal hakları ortadan kaldırmak yönünde oldu. Ancak bunlar toplam talebi daralttığı için sorunu daha da büyütecek etkiler gösterdiler, o nedenle de 1990'larda mali spekülatif araçlar devreye sokuldu. Bu ise, kapitalizmin yaşadığı en şiddetli krizlerden birisini tetikledi. Şimdilerde, karlar hala, işçi sınıfının sosyal hakları için feda edilebilecek düzeyde değildir. Bu bakımdan kapitalizm tam bir çıkmazdadır.

Sosyalizmin yıkılmış olduğu, işçi sınıfı hareketinin dibe vurduğu, ekonominin neredeyse 30 yıldır her şeyiyle depresyon sergilediği bir konjonktürde, kapitalizmin sosyalleşmesinin, kimi yerel denemeler dışında, olanaksız olduğu söylenebilir. Kapitalizmi dizginleyecek tek yol sınıfsal mücadelenin yükseltilmesidir.

"Obamacı" beklenti, eğer emekçi sınıfları yanıltmak amacıyla özel olarak imal edilmiyorsa, en azından tam bir sünepeliğin ifadesidir.