Haziran'ın başına gelenler

23/11/2015 Pazartesi
Haziran'ın başına gelenler

Haziran Cephesi'nin Türkiye tarihinin en geniş ve önemli ayaklanmasını karşılayacak bir performans sergileyemediği çok açık.  Ayaklanma 2013 Haziran ayında gerçekleşti. Kısa süre içinde de sönümlenmeye başladı. Hepimiz silinmesi olanaksız siyasi-ideolojik tortular bırakacağını biliyorduk. Bunun ötesinde pratik anlamda farklı beklentiler içinde olanlar, benzeri bir kalkışmanın kısa vadede yeniden yaşanacağına ihtimal verenler vardı. Olmadıysa da önemli değil. Önemli olan ayaklanmaya sinmiş olan siyasi değerlerin hala varlığını koruyor, alttan alta dinamizmini sürdürüyor olması.

Haziran Cephesi’nin kuruluş çalışmalarının başlangıcı ise Eylül 2014 dönemine rastlıyor. Aradan geçen bir yıldan fazla süre, zaman kaybı olarak nitelenebilirse de, o dönem için, AKP karşısında direnç geliştirecek bir oluşumun yaratılmasına engel oluşturmuyordu.

Esas sorun bundan sonra başladı. Cephe hem pratik hem de siyasi-teorik hatalar nedeniyle rüştünü ispatlayamadan ömrünü tüketmiş oldu. Açalım:

Cephe’nin kendi başına ördüğü pratik çoraplar

Pratik sorunlar başlığında hemen dile getirilebilecek olanlar; yerellerden başlayarak organize olan disiplinli bir örgütlü yapının yaratılamamış, yerel inisiyatiflerin programsız şekilde fazlasıyla esnek bir yapıya terk edilmiş, her düzeydeki organlarının, sosyalist yapıların temsilcilerinin dışında, ayaklanma kitlesini kapsayacak bir genişliğe ulaşamamış olmasıdır.

Ancak bu bakımdan esas dikkat edilmesi gereken konu, Cephe’nin bir seçim ortamına doğmuş ve bunun hakkını vermekten özellikle kaçmış olmasıdır. Hatırlanacağı gibi, 7 Haziran seçimleri gündeme geldiğinde bu konuda nasıl tavır alınacağı konusu 2014 sonunda Cephe’nin merkezi yönetiminde ele alınmış ve Cephe kendisi olarak seçimlere katılmamayı kararlaştırırken, içindeki bileşenleri serbest bırakmıştı.

Pek çok başka değerlendirmede Cephe’nin seçim ortamına doğmuş olması bir dezavantaj olarak değerlendirildi. Oysa hakkı verilebilmiş olsaydı, koşullar pekala önemli bir avantaj sağlayacak şekilde de kullanılabilirdi.

Durumun avantaja çevrilmesini sağlayabilecek tek tutum Cephe’nin bağımsız ve ayrı bir yapı olarak genel seçim sürecine dahil olması ve o süreçte ayaklanmanın değer ve ilkelerini düzen dışını ifade edecek genel bir rejim talebi zemininde dile getirmesi, örgütlemesi olurdu. Bağımsız bir yapı olarak seçime girmek, seçime katılan diğer partilerden farklılıkların neler olduğunun ifade edilmesine olanak tanıyacağı için örgütlenmeye yarayacak ve Türkiye siyasetinde birleşik karakterli ayrı bir cephe açmanın olanaklarını da yaratacaktı. Cephe esas olarak bu faaliyet üzerinden şekillenecekti.

Cephe bileşenlerinin kendi kararlarında serbest bırakılması, aslında, esas olarak HDP’nin desteklenmesi anlamına geliyordu.

Bu öyle bir karardı ki, bir yandan, aşağıda açıklayacağımız gibi, ayaklanmanın temel değerlerine taban tabana zıtlık teşkil ediyordu. Öte yandan, HDP’nin desteklenmesi, Cephe’nin, bu karar alınmadan önceki biçimiyle sürdürülmesini de olanaksız hale getiriyordu. Ne ayaklanmaya katılmış olan kitlenin önemli kısmının ne de Cephe’nin içindeki bazı bileşenlerin bu tutumu meşru kabul etme olasılığı bulunmuyordu. Üstelik bunu HDP’yi destekleme kararı alan bileşenlerin tahmin edememeleri de söz konusu değildi.  Nitekim seçim sonrasında Cephe iyice daralmış, yola çıktığı andaki formatından tümüyle farklılaşmış oldu.

Seçime ilişkin karar, pratik-örgütsel ölçekte Haziran Cephesi’ni bitirdi ya da Cephe’yi Haziran olmaktan çıkardı.

Cephe ayaklanmanın siyasi değerlerini yok saydı

Ayaklanmanın esas değerleri eşitlik, laiklik, özgürlük, dayanışma, seküler yaşam tarzına bağlılık, kapitalist talana ve savaşa karşıtlıktı. Kamuculuk, antikapitalizm, bağımsızlık net değildi, ancak, bu değerlerin etkili olduğu ve sosyalizan yönelimini hissettiren bir sosyal patlama olduğu açıktı. En başından itibaren örgütlü sosyalist yapıların içinde yer alması ayaklanmayı hem eylemlilik hem de siyasi içerik olarak öne çekmişti.

Cephe genel seçimlerle ilgili kararını açıklarken bu siyasi ilke ve değerlerle hiç ilgisi olmayan CHP ve HDP’yi işaret etmiş, sanki herhangi bir mantığı ve pratik geçerliliği varmış gibi bu iki parti içindeki demokrat, ilerici adayların desteklenmesi gerektiğini açıklamış ve sonuçta da HDP’ye kilitlenmişti.

Oysa HDP içindeki önemli figürler daha ilk gününden itibaren ayaklanmayı bastırılması gereken bir darbe girişimi olarak nitelemişler, o günlerin siyasi kaosundan Erdoğan’ı kendilerinin kurtardığını bile daha sonradan açıkça söyleyebilmişlerdi.

Bu haliyle HDP’nin desteklenmesi ayaklanmaya katılan milyonların değerleriyle alay etmekten başka anlama gelmiyordu. Böyle yapıldığında, seçim sonrasında yeniden Haziran’la baş başa kalındığında, ayaklanmanın ana gövdesine bu tutarsızlık ve ilkesizlikleri açıklamak olanağı da bulunmuyordu ve zaten bu nedenle artık geri dönüş şansı da tüketilmiş oluyordu.

Yeniden inşa mümkün mü ?

Tek kelimeyle hayır. Bunun nedeni yaşananlardan Cephenin ana bileşenlerinin hiçbir ders çıkarmamış, hadi bu önemli bir laf oldu diyelim, yaşananların ortaya çıkardığı sonuçları hiç dikkate almıyor ve seçimlerdeki kararlarına temel oluşturan ön belirlenimleri neyse, yine o zemin üzerinden hareket etmeye devam ediyor olmalarıdır.

Yapılanlar Cephe’nin HDP’yi ve “barış” mücadelesini destekleyen bir yan örgüt olarak kurgulandığını gösteriyor. Oysa, ayaklanma günlerinde olduğu gibi bugün de HDP’nin laiklikle, antiemperyalizmle hiçbir ilişkisi yoktur. HDP “barış” mücadelesini emperyalizmle yan yana yürütmeye çalışan bir anlayıştadır.

Türkiye’nin Haziran ayaklanmasının oturduğu siyasal zemine sadık, o zemini örgütlü kılacak bir cepheye, ihtiyacı vardır, ancak o artık bu Cephe değildir.