Dolmabahçe’den, SBF’den, ODTÜ’den, Akdeniz’e Bütün Öğrencilerimizin Gözlerinden Öpüyorum, Ama…

20/12/2010 Pazartesi
Dolmabahçe’den, SBF’den, ODTÜ’den, Akdeniz’e Bütün Öğrencilerimizin Gözlerinden Öpüyorum, Ama…

Eylem demokratik bir tepki miydi ? Başkasının konuşma hakkını, ifade özgürlüğünü mü engelledi ? Vb.

Bunları bir tarafa bırakın.

Bir çoğunluğun desteğiyle işleyen rejim mutlaka demokratik sıfatını hak etmez. Almanya’da Hitler’in partisi de böyle yükselmişti. Sonuçta, aç yığınlar faşizmi iktidara taşıdı. Milyonlar yanılırsa fena yanılır. Yanılgıyı düzeltmek görevdir.

Öğrencilerin eğitimin özelleştirilmesine, niteliksizleştirilmesine, işsizliğe, toplumsal olaylara karşı tepki göstermeleri olağan, gerekli ve iyidir. Bu tepkiden AKP’nin (antidemokratik bularak) rahatsız olmasının, bu rahatsızlığını arkasındaki on milyonlarca seçmen desteğine dayandırmasının, tepkinin meşruluğu gözetildiğinde önemi yoktur.

Tepkinin, “saldırgan” biçimlere bürünmesinin sorumlusu, halk düşmanı politikaları, arkasındaki büyük desteğe dayanarak pervasızca uygulayan iktidarın kendisidir.

* * *

Bu bağlam içinde öğrencilerimizin önünde saygıyla eğiliyorum.

Ama…

* * *

Bizim cepheden bakıyorum ve siyaset stratejisi bağlamında “ama” demek durumunda kalıyorum.

Şu biliniyor: Siyaset güç dengeleri üzerine oturur. Çok doğru değil ama, siyaseti zor ve ideolojik bileşenleri olan bir ilişki biçimi olarak ele alalım.

Siyasi mücadelede zor unsurunun ideoloji ayağının belini kıracak biçimde öne çıkarılması örgütlenme kanallarını ve siyasetin kendisini kurutur. Zor unsuru, ancak, zoru uygulayan yeterince güçlüyse, izleyenlere cesaret vermek dolayımı üzerinden yeni örgütlenme kanalları açar, harekete uzak düşmüş kesimleri toparlayıcı işlev görür.

Temel soru şudur: Hangi güç ilişkileri içinde, kimlerle birlikte, hangi güce karşı zor unsuru öne çıkarılıyor ? Yapılan iş ideolojik ve siyasal olarak yeni örgütlenme kanalları açıyor, siyasete uzak olanları soldan yana siyasallaştırmak bakımından işe yarıyor, ertesi gün benzeri eylemler yapıldığında eylemcileri kalabalıklaştırıyor ve solun iktidar yürüyüşünde önünü bir santimetre daha net görmesini sağlıyor mu ?

Kısaca: Zor ve ideoloji bileşenlerinin optimum bir dengede buluşturulması siyasal stratejinin temel gerilimlerinden birisidir.

* * *

Türkiye emekçi sınıfları uzun süredir her bakımdan bastırılmıştır, eziktir, korkaktır, kişiliksizdir…

Ancak, bu sarmal içindeki kritik halka, yani tepkisizliğin, vb esas nedeni, emekçi sınıfların düzene, düzenin kolluk kuvvetlerine yönelik korkusu değildir. Kısaca, yığınlar korktukları için tepkisiz değildir. AKP’nin arkasındakiler için durum hiç böyle değildir. Böyle olsaydı, bu korku bulutunu dağıtmak için, öncü kadrolarla zor unsurunu içeren eylemliliklerin etkisi olabilirdi.

Temel sorun, emekçi sınıfların düzenden siyasal, ideolojik ve ekonomik bakımdan “yeterince” rahatsız olmamalarıdır. Düzen içi muhalif odakların arkasındaki desteğin muhalifliği ise sahtedir. Lenin’i referans alırsak, düzen, yığınları yönetebilmektedir.

Özelleştirmelerin verimliliği artıracağı, çalışanın hakkını alacağı, işsizliğin temel nedeninin işsizlerin tembelliği olduğu, vb argümanların albenisi sanıldığından daha güçlüdür. Tarih bilgisinden tamamen yoksun genç kuşaklar solun tezlerinden habersizdir. Liberal politikalar onların normalidir.

Sola olan güvensizliğin temel nedeni, solun gözünü budaktan sakınmayan militanlar üretememesi değil, toplumun önüne başka bir düzen seçeneğini koyamaması, var olan tepkileri birleştirememesi, çoğaltamaması, sendikal ve siyasal düzlemlerde kalıcı örgütlenme kanalları yaratamamasıdır. Üstelik, kendi içinde bin bir parçaya bölünmüş manzarası, sağın paradigmasıyla ileri derecede bulaşık argümanları solculuk diye pazarlamaya kalkanların sayıca çokluğu da cabasıdır.

* * *

Üniversitelerimize AKP’yi sokmayacağız demek, AKP’li bakanları, birkaç yüz kişiyle kürsüden indirmek demek değildir. Buna bir itirazım yok. Ancak, hala %40’ın üzerinde oy tabanı olduğu anlaşılan bu partinin arkasındaki bu büyük kitle desteğinin nedeni, şimdiye kadar bu işin yapılmamış olmasına bağlanamaz.

AKP’yi üniversiteye sokmamak demek, öncelikle, kamucu, aydınlanması, eşitlikçi ideolojiyi kitleselleştirmek demektir.

Eğer bu iş üniversite ölçeğinde düşünülecekse, her üniversitedeki on binlerce öğrencinin, binlerce öğretim elemanının mutlaka denkleme dahil edilmesi çabası içinde olmak gerekir. Bu kesimler, bakanlar kürsüden indirildi diye sola ve eyleme katılmazlar.

İşin bu tarafı, zor ile ideoloji bileşenlerin optimum dengesi açısından gerekli olan çalışmadır.

* * *

Dedik ya: Siyaset bir güç ilişkisidir.

O halde mutlaka hesaplanmış olmalıdır: Yumurtayı kafada omlet yaptıktan sonra yağacak soruşturmalarla baş etme gücü var mıdır ? Olayın bu tarafının önemsiz olduğunu hiç kimse iddia edemez.

“Güç” dedik ya… Güç biriktirilsin, güç olunsun, zor iç boşaltmak, anlık zaferler kazanmak için değil, siyasal, ideolojik mücadelenin önünü açacak optimum denge noktasında kullanılsın.