CHP'nin Makus Talihi İLKER BELEK

24/07/2006 Pazartesi
CHP'nin Makus Talihi İLKER BELEK

Türkiye'de sosyal demokrat olmak zordur. Gerçekleri söylediğinde içine hapsolduğu piyasanın sınırlarına takılır. Görmezden geldiğinde ise kendisinden umutlu, yoksul, vb kesimlerin haklı tepkisine muhatap olur. Özü ve sözünün bir olması olanaksızdır. Özü piyasadan, sözü ise bazen halktan yana olduğu için böyledir. İkisi bir olduğunda ise kendisi kesin sağdadır.

Aslında dünya sosyal demokrasisinin makus talihidir bu. Tarihte, sosyalist hareketlere ilk olarak sosyal demokrat adı verildi. Rusya'da bile, Lenin'in partisinin adı Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDİP) idi. Ancak sonradan, kapitalizmin, emperyalist bir dünya sistemi halini almasıyla birlikte, sol kesin bir ayrışma yaşadı ve sosyal demokrasi sistem içi "sol" siyasal hareketin adı olarak anılmaya başlandı. İşçi sınıfının gerçek partileri ise bu kez sosyalist ya da komünist isimlerini kullanır oldular.

Emperyalizmin solun bir kesimini sistem içine çekmesinde iki etkenin belirleyici olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi, emperyalist ülkelerin, çevre ülkelerden aktardıkları artı değerin bir kısmını, kendi halklarının, işçi sınıflarının bazı katmanlarına aktarabilmeleri olanağıdır. Bu bir tür rüşvettir. İşte bu rüşvet bazı katmanların nesnel çıkarlarının burjuvazininkilerle kısmen de olsa örtüşmesine izin vermiştir. Bu ülkelerde sosyal demokrasi bu ara bölgede yeşermiş ve burjuva siyasetinin güler yüzlü tonu olarak gelişmiştir. İkinci etken ise 1. Dünya Savaşı'na karşı dönemin sosyal demokrat partilerinin aldığı tutumdur. Bu partiler, bu savaşın bir emperyalist paylaşım savaşı olduğunu göremeyerek, savaşta uluslar arası işçi sınıfından yana değil, "ulusal" çıkarlardan, kendi burjuvazilerinden yana bir tutum takınarak, diğer halklara karşı savaşı desteklemişlerdir. Savaşçı tercihin esas nedeni ise sömürgeleştirme üzerinden artı değer aktarımı hevesidir. Sosyal demokratlar bu hevese, acı plana ortak olmuşlardır. Bu tercih, sonraki dönemde, sol içinde keskin bir ayrışmaya ve bununla birlikte de savaştan yana olan partilerin sistemle giderek bütünleşmelerine yol açmıştır.

Demek ki, sosyal demokrasi, sol adına iş yapar görünür, ancak işçi sınıfı ile burjuvazinin çıkar ortaklığı yanılsaması üzerinden milliyetçiliğin tellallığını yapar. Merkez ülkelerde, bu ülkelerin çevreden aktardıkları artı değeri içeride bazı katmanlara dağıtma olanakları, sınıflar arası kısmi uzlaşmanın nesnel zeminini hazırlar. Sosyal demokrasi de bu zeminde gelişir.

Çevre ülkelerde ise, yine yukarıdaki nedenlerle, sosyal demokrasinin böyle bir zemini hiç olmamıştır. Türkiye'de 1970'lerde CHP'nin güçlenmesi uluslar arası konjonktürde ortaya çıkan sol dalgayla ilgilidir ve o dönemde bile CHP hiçbir zaman Batılı anlamda sosyal demokrat bir parti değildir. Türkiye dışarıdan artı değer aktaran ve bunu sınıfları arasında paylaştıran değil, dışarıya artı değer pompalayan bir ülke olduğu için. Türkiye'nin emperyalist sistemle eklemlenme tarzı hep O'nun sömürülmesine dayandığı ve Türkiye ancak sömürülmeyi kabul ederek Batılılaşabildiği için.

CHP solculuğu sahte bir solculuktur. Bu gibi partiler, çevre ülkelerde, kapitalist sistemin global ölçekte genişleyebildiği, çevrenin durumunun da iyileşmesine bağlı olarak, halk kesimlerine kaynak aktarımının başarılabildiği dönemlerin partileridir. Nitekim, CHP'nin daha çok iktidarda göründüğü dönem böyle bir dönemdir. Kemer sıkmanın hafifletildiği bu dönemlerde, sistemin işleyişi sosyal demokratlara bırakılabilir. Böylece sağ partilere de biraz soluklanma olanağı tanınır ve aynı zamanda da demokratikleşildiği izlenimi yaratılmış olur. Kapitalist sistem krize girdiğinde ve halka acı ilacın yutturulması gerektiğinde bunu yapacak parti hangisi ise sistem ona oynar. O nedenle Türkiye'de 1980'lerden sonra CHP'nin modası geçmiş ve bu parti kronik ve komik bir muhalefet partisi olarak şekillendirilmiştir. İşin ilginci CHP'nin kendisinin de bu rol ve gerekliliği kavramış olmasıdır. Bugün CHP'nin iktidardan özel olarak kaçması bununla ilgilidir.

CHP'nin ezilen, sömürülen, evsiz, işsiz, yarı aç kesimlerin partisi olabilmesi piyasa ilişkilerini kesin reddetmesine bağlıdır. Türkiye kapitalizminin kurucu partisi olan CHP'nin yapamadığı, yapamayacağı şey ise budur. CHP'lilere geçmiş olsun.