Bizi Putin kurtarmayacak

10/12/2015 Perşembe
Bizi Putin kurtarmayacak

Sol da bile böyle bir algı var ama. “ABD’ye rağmen” görüntüsüyle cihadçıları gayet etkili biçimde süpürmesi, bölgede radikal İslamcılığın yerleşmesini engelleyen sonuç elde etmesi, ABD’nin yıkmaya çalıştığı Esad’a tam destek vererek antiemperyalist bir çizgi resmetmesi, bu algıyı yaratan nedenler arasında. Oysa Rusya başka bir şeyin derdinde. Rusya, Sovyetler Birliği değil.

Rusya’nın 1990-2014 sıkışıklığı

Sovyetler Birliği’nin yıkılması sonrasında sosyalizmin artığı ülkeler çok boyutlu bir çöküş yaşadılar. Ekonomi tamamen felç hale düşmüş, devlet yapısı yerle bir olmuştu. O kaos ortamında Sovyetlerin devlet işletmeleri neredeyse kapanın elinde kaldı, tamamen yağmalandı.

Bu dönem 2000’lere kadar sürdü. Sonrasında Rusya kendisini toparlamaya başladı. Petrol ve doğal gaz zengini olması, özellikle petrol fiyatlarının yüksek seyrettiği dönem boyunca ekonomik ve siyasi hamleler gerçekleştirmesinin olanağını sunmuştu.

Fakat, Sovyetler dağıldıktan sonra ABD ve NATO tarafından kuşatmaya alınmıştı. Bu durum ekonomik gelişme gösterdiği ve Çin ile çok yönlü yakınlaştığı dönem boyunca da devam etti. ABD, Rusya’nın batısında kalan eski sosyalist ülkelerde 2000’lerin başında askeri yığınak yapmaya başladı. Ki bu ülkeler aynı dönemde NATO’ya üye de yapılmışlardı. Eş zamanlı olarak (2003) Gürcistan’da adına pembe devrim denilen darbenin bizzat ABD tarafından maniple edilmesi Rusya’da Batı tarafından kuşatıldığı algısının iyice pekişmesine neden oldu.

Nihayet 2014 yılı başında ABD ve NATO destekli bir operasyon sonrasında Ukrayna ikiye bölündü. NATO ile kırıştıran büyük parçası açık biçimde Rusya’ya düşmanlığını ilan etti. Ukrayna olayıyla birlikte Rusya’nın batı tarafından kuşatılması artık aleni bir hal aldı, NATO Rusya ile sınır komşusu oldu.

İşte tam bu noktada Putin’den kuşatmayı yarmaya yönelik ilk askeri hamle geldi ve Rusya 2014 yılı başında Kırım’ı fiilen kendisine bağladı. Mart ayında gerçekleştirilen referandum, müdahalenin yalnızca resmi kılıfını oluşturdu.

Rusya’nın Suriye’de ekonomik ve siyasi çıkarları mevcut

Suriye Rusya açısından çok önemli. 2014’e kadar süren sıkışıklığın aşılacağı ve Putin’in ABD karşısında global sahnede ayrı bir başrol oyuncusu olarak kendisini kabul ettireceği esas yer burası. Belli ki bu rol için uzun süre ve titizlikle çalışılmış. ABD’nin Suriye’de, kendi yarattığı IŞİD karşısında düştüğü azc durumu ve neyi, nasıl yapacağı konusunda sergilediği tereddüt, Putin’i yüksek performansla sahneye fırlamak bakımından cesaretlendirdi.

Bütün bunlardan anlaşılacağı gibi Rusya kendi siyasi ve ekonomik çıkarlarının peşinden gidiyor. Kapitalist bir ülke. Şanssızlığı ekonomisinin petrol ve doğal gaza ileri derecede bağımlılığı ve tek yönlülüğü.

Petrole bağımlılık, petrol fiyatlarındaki dalgalanmanın doğrudan ekonomiyi etkilemesiyle sonuçlanıyor. Bu nedenle, Çin’in ve özellikle de hasmı olan NATO coğrafyasının esas doğalgaz ve petrol tedarikçisi durumunda kalabilmek için, Avrasya’yı değişik yönlerde baştan başa kat eden nakil hatları inşa ediyor. Bu hatların rotası üzerinde dizilen ülkeleri de enerji sektörüne dayalı ekonomisinin bağımlısı kılmaya çalışıyor.

Son 2 yıldır petrol fiyatlarındaki düşme Putin’i fazlasıyla rahatsız etti. ABD, Suudi krallığını maniple ederek, OPEC’in, petrol fiyatlarının düşüşünü frenlemek üzere arzı azaltacak önlemler almasını engelliyor. Rusya Ortadoğu’da kendi ekonomisini hedefleyen bu oyunu görüyor. Üstelik Suudi Arabistan’dan başlayıp Suriye ve Türkiye üzerinden geçerek Avrupa’ya bağlanacak olan petrol nakil hattı projesinin gündeme gelmesi bu rahatsızlığı daha da artırdı. Esad’ın devrilmesi ile bu bölgenin tamamen ABD kontrolüne geçecek olması, Avrupa’ya döşenen petrol ve gaz nakil hatlarını devre dışı bırakma ihtimali de yaratınca, Suriye’ye müdahale zaruri hale geldi.

Rusya halihazırda emperyalist bir ülke değil belki ama…

Rusya emperyalist bir ülke midir, yanına Çin’i eklersek emperyalist sıfatını hak eder mi gibi tartışmalara girmeyelim.

Ancak, Rusya, en azından emperyalist sistem içerisinde kendi hegemonya alanını tesis etmeye çalışan, bunun için de başta Çin ve sonra da İran ile çok yönlü bloklaşmayı hedefleyen, ABD ile sorunlu bütün ülkelerle bir arada durabilecek esnekliği de gösterebilen bir ülke. Ortadoğu coğrafyasında ABD-AB-NATO-Suud-AKP-İsrail bloğunun karşısına artık her sorunda Rusya-Çin-İran-Irak-Esad bloğunun çıkması bu bakımdan anlamlı.

Esad’a verdiği destekle Putin, ABD’nin desteklediği, maniple ettiği Sünni karakterli gerici hareketlerin alanını daralttığı, seküler, laik toplumsallıklara mevzi kazandırdığı için, Ortadoğu’nun ilerici toplumsal yapıları tarafından desteklenmesine ve hatta devrimci bir güç olarak bile sahiplenilmesine neden oldu.

Ancak bütün bunlar, Rusya’nın dünya halklarının, hatta daraltalım, Suriye halklarının kurtarıcısı olduğunu göstermez. Dinci gericiliği de, etnik ve dini düşmanlıkları da yaratan emperyalist kapitalizmdir. Bu nesnel zemin var olduğu sürece, bu zemin üzerinde hayat bulan hiçbir aktör, sözünü ettiğimiz düşmanlıkları ortadan kaldırma potansiyeline de niyetine de sahip olamayacaktır. Konjonktür değiştiğinde Rusya’nın bugün halklardan yana görünen tutumunun da nasıl değiştiğini göreceğiz. Putin’in derdi Esad’ın ayakta kalması. Dini, mezhebi rejim karşıtlığı şimdiki Esad’ın özelliği olduğu için, Putin bunları savunan bir görüntü veriyor, o kadar.

Bu söylenenlerin doğruluğu açısından kriter ise Rusya’nın kendi içindeki sınıfsal nitelikli sorunlardır. Dünya haklarına vaat edebilecekleri, en fazlasından, kendi halklarına sunduğu kadar olacaktır. O resimde ise fazlasıyla otoriter bir yönetim anlayışı, yoksulluk ve eşitsizlikler mevcut. Rusya petrol oligarklarının iktidar aygıtını ellerinde tuttuğu bir ülke en nihayetinde.

Putin’i kurtarıcı olarak kodlayan en ufak bir ima bile bütün bu ilişkiler ağının görülmesini engellediği için suçlu konuma düşer. Halkların tek kurtuluş yolu, sınıfsal perspektifle örgütlenmeleridir.