Ben her yıl başında kadehimi Küba için kaldırırım

01/01/2018 Pazartesi
Ben her yıl başında kadehimi Küba için kaldırırım

1 Ocak 1959, Küba devrimi.

26 Temmuz 1953’de Moncado kışlası baskınıyla başlayan devrimci süreç, 1954’te Fidel’in Beni Tarih Aklayacaktır savunmasıyla sesini dünyaya duyurdu, 1955’te Meksika’dan Che’yi yanına alarak güçlendi, 1956’da Granma ile Sierra Maestra dağlarına yerleşti, 1958 yılının yaz döneminde diktatörlüğe karşı son taarruzunu başlatarak 2 Ocak 1959’da Havana’yla buluştu. 1 Ocak 1959’da Batista kaçmıştı.

Küba devrimi bir iddiadır, onurdur, halktır. Fidel’in Moncado davası savunmasındaki “beni mahkum edin, önemli değil” haykırışında ya da Che’nin Fidel’in Türküsü şiirindeki “Ve eğer vurulursak yürüdüğümüz yolda, biz gerillaların kemikleri üstüne Küba’lıların gözyaşından örtü istiyoruz Amerika tarihine geçerken, işte o kadar” dizelerindeki adanmışlıktır.

Küba için devrim Fidel’dir, Che’dir, Raul’dur, Almeida’dır, Camillo’dur ve Küba devriminin bu isyancı, muzip,  kitap ve satranç tutkunu çocukları Küba halkının tam kendisidir. Fidel, Küba halkı için “bizim Fidel’dir.”

Küba devrimi emperyalizmi daha ilk gününden itibaren çok rahatsız etti. Nasıl etmesin ki? Küba topraklarının %70’i Amerikan şirketlerinin elindeydi, devrim kamulaştırdı. Erişkin nüfusun ancak dörtte biri okuma yazma biliyordu, kırsal nüfusun %70’inin gidebilecek bir okulu ve 10 bin öğretmenin de işi yoktu. Devrim “Evet Yapabiliriz (Yo Si Puedo)” dedi, bir süre için eğitime ara verdi, öğrenci ve öğretmenlerden oluşan 100 bin kişilik bir eğitim ordusunu ihtiyacı olan bölgelere gönderdi, okur yazarlık ve ilk öğretim okullaşma oranını %100’e, zorunlu eğitim süresini 12 yıla çıkardı. Öyle büyük bir başarıydı ki UNESCO da Yo Si Puedo dedi ve programı başka ülkelere yaygınlaştırdı.

Halkı aydınlatan böyle bir toplumsal alt üst oluşa emperyalistler, ABD sessiz mi kalır? Fidel’e sayısız suikast girişiminde bulundular. Şeker kamışı tarlalarına, fabrikalara sabotajlar düzenlediler. 1961 yılında Domuzlar Körfezi üzerinden Küba’yı işgal etmeye kalktılar. 

Küba’nın yanıtı ne mi oldu? Devrime sahip çıkmak, kazanımları daha da ileri taşımak, halkı örgütlemek. Bunu Fidel işgal girişiminin püskürtülmesinden hemen sonra şöyle açıkladı: “Bu sıradan insanların, sıradan insanlarla birlikte, sıradan insanlar için yaptığı ve uğruna hayatlarımızı vereceğimiz sosyalist ve demokratik bir devrimdir. Bu nedenle bizi asla affetmeyecekler, ABD’nin burnunun dibindeyiz ve sosyalist bir devrim yaptık.” İşgale karşı sosyalizmle gelişmek, bayrağı yükseltmek.

Fidel Marksist Leninist’ti. Küba’nın yolu sosyalizmdi. Hiçbir zaman kabullenmek istemediler. Sosyalist atılıma ABD’nin yanıtı tam bir ablukayı uygulamaya koymak oldu. Sosyalist sistem ayakta iken bu kuşatmanın etkisi kırılabiliyordu. Sovyetler Birliği 1990’a kadar Küba’ya her zaman karşılıksız destek sundu. Ama işler sosyalist sistemin dağılmasından sonra tamamen değişti. Değişti fakat Küba’nın sosyalist yolu değişmedi. Küba eşitlikçi rejiminden, güler yüzünden, müzik tutkunsundan hiç ödün vermedi, uluslar arası dayanışmasından, ihtiyacı olan ülkelere afetlerle, salgınlarla baş etmek için sağlık tugayları göndermekten hiç vazgeçmedi, sosyalizmi korumak ve geliştirmek için daha çok çalıştı.

Sosyalist sistem dağıldıktan sonda ambargonun etkisiyle ulusal gelir birkaç yıl içinde %60 azaldı, suları klorlamak için gereken kimyasallar, ameliyatlarda kullanılacak sargı bezleri, fabrikalardaki makinelerin bozulmuş parçaları bulunamaz oldu, elektrik kesintileri hayatın normali haline geldi, petrol olmadığı için traktörler ve toplu taşıma araçları depolara çekildi, tarlalara kara saban sürüldü, Küba’lılar işlerine gitmek için tabana kuvvet yollara düştüler.

Küba ablukaya yine neşeyle, yaratıcılıkla yanıt verdi. ABD diğer ülkelerin Küba’ya gübre satmasını engelliyordu, Küba organik tarıma yöneldi, kentleri, apartmanların çatılarını, balkonlarını tarım alanı haline getirdi. Abluka Küba’nın tıbbi malzemelere ulaşmasına izin vermiyordu, sağlık alanında bir büyük bilim devrimi gerçekleştirildi. Ambargoya inat Küba aşılarının neredeyse tamamını, temel ilaçlarının %80’ini kendisi üretmeyi başardı. Her kente bir tıp fakültesi açtı. Dünyanın en gelişkin tıbbi araştırma merkezlerini hizmete soktu. Tıbbi ürünler giderek Küba’nın ikinci ihracat kalemi haline geldi.

Bugün bütün dünya sağlık denildiğinde Küba’yı konuşuyor. Diyabetik ayak tedavisi için Heberprot-B, Akciğer kanseri aşısı olarak CIMAvax-EFG, Alzheimer tedavisi için NeuroEpo, cilt kanseri tedavisi için Heberferon isimli ilaçların tamamı son teknolojiyle üretilip, ihraç ediliyor.

Bugün Küba’da çocuk felci, kızamık, kabakulak, yeni doğan tetanozu, difteri, boğmaca gibi hastalıklar görülmüyor. Bunları yok eden ilk ülke Küba. Yaygın aşılamayla. dünya ve Türkiye aşı karşıtı gericiliğin kollarında kıvranırken, Küba akıl ve insanlık dersi veriyor.

Ama abluka devam ediyor. Küba’yı çökertmeye, yok etmeye çalışıyorlar. Helms Burton ve Toricelli yasaları hala gündemde. Trump hala Küba’nın herhangi bir limanına ticari bir mal indiren gemileri kendi limanlarına en az 6 ay süreyle sokmama tehditleri savuruyor, içinde ABD’de üretilmiş herhangi bir parça içeren ürünlerin, Küba’ya satışını, hangi ülke üretmiş olursa olsun yasaklıyor.

Emperyalizm başaramıyor. Küba devrimi yoluna devam ediyor. Küba sağlık bakanı Ojeda bebek ölüm hızını binde 4.1’e düşürdüklerini ve kısa süre içinde daha da aşağı çekeceklerini açıklıyor. Büyük başarıdır. İngiltere’nin, ABD’nin değerinden daha düşük, Danimarka seviyesinde. Türkiye’yi ise hiç anmayalım zaten.

Küba’nın başına da bir gün bir şey gelebilir. Emperyalizm çok azgın, ABD savaşsız, işgalsiz yapamaz. Ülkesine, sosyalizme bağlı Küba halkı bir şekilde mağlup edilebilir. Böyle olacak diye söylemiyorum, ama hayatta her şey var. Ancak Küba sosyalizminin insanlığa sunduğu bu armağanları hiçbir kuvvet hafızalardan silemez, gündemden düşüremez.

Raul’un 21 Aralık günü Halkın Gücü Ulusal Meclisi’nin kapanış toplantısında söylediği gibi Küba buna izin vermez: “Biz buradayız ve daima özgür, egemen ve bağımsız olacağız.”

Toplumsal başarılar için büyük paralara ihtiyaç yoktur. Kaynaklar eşitsiz dağılıyorsa, yani emek sömürüsü varsa para ne kadar çok olursa olsun toplumsal alanda başarı elde edilemez. Yalnızca sosyalizm toplumsal başarıların önünü açabilir. Küba bunun en güzel kanıtıdır.

4 Aralık 2016’da Santiago de Cuba’da Fidel’in külleri 100 binlerce Küba’lının “ben Fidel’im” sloganları eşliğinde toprağa verilmişti. Bizim Küba’ya güvenimizin temeli yalnızca budur. 

Bu güzelliklere kadeh kaldırılmaz mı?

Yaşasın Küba, yaşasın sosyalizm, yaşasın Fidel.