“Barış” denilen

21/01/2013 Pazartesi
“Barış” denilen

Silahların bırakılması, ateşkes olsa da, her zaman barış anlamına gelmez.

Emperyalizm, bölgede kendi çıkarlarına yarayacak ve arkasından farklı bir savaş sahnesinin açılacağı “sükunet” fasılası için Ortadoğu’yu ve Arap yarım adasını stabilize etmeye çalışıyor.

Bu bakımdan Kürt sorununun kontrol altına alınması büyük zaruret arz ediyor.

Kürtler içinde şimdiye kadar ikna edilemeyen tek güç Türkiye Kürt hareketidir. PKK’ye yakınlığıyla tanımlanan Suriye PYD’sinin bu bakımdan önemli bir pratik değeri bulunmuyor.

Öcalan ile başlatılan müzakere süreci bu uluslararası bağlamda değerlendirilmelidir.

* * *

Devlet, işi bu kez Öcalan üzerinden ve Öcalan ile bitirmeye çalışıyor.

Açlık grevleri sürecinde, Kürt hareketi üzerindeki belirleyiciliği kamuoyuna ince bir şekilde pazarlanan Öcalan’ın seçilmiş olması, düzenin müzakerelerdeki hedefini iyice somutladığını da gösteriyor: Öcalan’ın ikna edilmesinin Kürt hareketini tümüyle yönlendireceği varsayılıyor.

Öte yandan, AKP’nin, Öcalan’ın 14 yıllık yalnızlığı üzerine oynadığı da akılda tutulmalıdır.

Devletin hesapları içinde, tek bir odak üzerine yüklenerek istediğini alma planı da vardır.

Öcalan ise müzakereleri tarihi bir fırsat olarak değerlendirmekte ve buradan kendisine siyasal bir misyon tanımlamaktadır.

* * *

Kürt hareketi bu süreçte, kendi geleneksel paradigması itibariyle bile siyasetsizdir.

Nasıl böyle düşünmeyelim: PKK, kuruluş yıllarındaki “bağımsız Kürdistan” projesinden, 1995-1999 aralığında “Demokratik Cumhuriyet” ve “Demokratik Özerklik” noktasına çekilmiş, buradan ana dilde eğitimin yeterli görüldüğü bir çizgiye evrilmiş ve en nihayetinde de etnik kimliklerin içine sokulmadığı Anayasa’nın yeterli görüldüğü bir aşamaya ulaşılmıştır.

Bu gelişme, inisiyatifin giderek devletin eline geçtiği bir süreci işaret etmekten başka neyi gösteriyor olabilir ?

Eğer böyleyse, sonuçta ulaşılacak şey, gerçekten barış mı olacaktır ?

Üstelik barışın alt yapısını oluşturacak iktisadi gelişme farklılıkları ve emekçi sınıflar üzerindeki kapitalist sömürü mekanizmaları varlıklarını koruyor iken.

* * *

Kürt hareketinin, barışı, büyük ve güçlü Türkiye hedefiyle ilişkilendirmiş olması tek kelimeyle vahim bir siyasi yönelimdir.

Çünkü, büyük ve güçlü Türkiye Orta Doğu’ya daha arsız biçimde müdahale edecek Türkiye’dir. Büyük Türkiye’nin bölgedeki tüm barış olanaklarının üzerine yürüyeceği, halkları birbirine düşman edecek siyaset tarzı benimseyeceği, etnik ve dini gerilimleri kışkırtacağı, bölgeyi Sünni İslam üzerinden gericileştireceği açıktır. Açıktır, çünkü AKP daha şimdiden bölge devletleri ve Kürtler üzerindeki hakimiyetini zaten bu strateji ile kurmaya çalışmaktadır.

Büyük Türkiye’nin bu bölgesel hesapları içeriye de gericiliğin katmerlenerek yansımasına neden oluyor. El Kaide, Taliban türünden cinayet şebekelerinin Türkiye ilericilerinin başına bela olacağını, bu tehlikeli sürecin şimdiden şekillendiğini görmemek için kör olmak gerekir.

Büyük ve güçlü Türkiye, AKP iktidarının güçlenmesi, Erdoğan’ın başkanlığa yerleşmesi, Yeni Osmanlıcığın teyit edilmesi demektir.

AKP’nin müzakere sürecinde elde etmeyi planladığı kazanımlardan birisinin BDP’nin başkanlık seçimlerindeki desteğini almak olduğu da açıktır.

Bu zeminde sağlanacak “barış” ortamında emekçi sınıflar daha da mecalsiz kalacaktır.

* * *

AKP, Kürt hareketini ve Kürt yoksul halk sınıflarını, kendi bölgesel emperyal projesine ikna ederek barış tesis etmek istiyor.

* * *

Sözün burasında, “ne yani silahların bırakılması için görüşülmesin mi, silahlar bırakılmasın mı ?” sorularının sorulduğunu duyar gibiyim.

Bu sorunun muhatabı biz değiliz. Bu soru bizim açımızdan felsefede “pseudo soru(n)” olarak tanımlanan türden bir sorudur.

İşi bu noktaya biz getirmedik.

Aksine: Yıllar boyunca, Türkiye’de ortak bir sınıf mücadelesine güç verilmesi gerektiğini açıkça dillendirdik. Kendi adımıza, yapmaya çalıştığımız tek şey bunun gerektirdikleriydi.

Siyasi güç dengelerini değiştirmek anlamında hemen hiç etkili olamadığımız için şimdi bu noktadayız.

Bu noktadayız, ama, “bizden günah gitti” diyecek durumda ve sorumsuzlukta da değiliz.

Sosyalizm mücadelesine, sınıfı örgütleyerek devam edeceğiz. Türkiye’nin mevcut ekonomik, toplumsal, siyasi durumunu hiç gözümüzün önünden ayırmadan. Kimin ne yapmakta olduğu tahlilinden hiç vazgeçmeden.