Avrupa solunun çöküşü, sosyalist mücadelenin zorunluluğu

08/12/2016 Perşembe
Avrupa solunun çöküşü, sosyalist mücadelenin zorunluluğu

Avrupa’da yükselen ırkçılık, radikal sağın değişik ülkelerde ardı sıra gelen seçim başarıları. Fransa’da faşist Le Pen’in kazanma ihtimali.

Fransa: 1789 Fransa’sı, Nazi işgaline karşı komünistlerin örgütlediği yer altı direnişinin ülkesi.

ABD’de açıkça faşist bir siyasi çizgiye yöneleceğinin işaretlerini veren Trump’ın seçilmesi.

Halklar, şimdi farkında değiller ama, kendi başlarını fena belaya sokuyorlar. Olabilir.

* * *

Nedenini yine aynı yerde, 1970’lerde başlayan, bir türlü içinden çıkılamayan, her beş altı yılda bir krizlerle sarsılan durgunlukta ve işçi sınıfının bu ortamın gerektirdiği yanıtı verememiş olmasında aramak zorundayız.

Sermayenin kar oranlarındaki düşüş sürüyor. Patron sınıfı buna yanıt olarak, işçi sınıfına çok boyutlu bir saldırıyı örgütledi: Sendikalar zayıflatıldı, ücretler düşürüldü, iş yoğunluğu artırıldı…

Durgunluğun yarattığı sorunlar global ölçekliydi. Emperyalizmin çevresinde yer alan ülkelerde, ekonomilerin absorbe etme ihtimali bulunmayan ve sayıları yüz milyonları geçen yedek emek ordusu birikti.

Merkez sermayesi, işsizliğin etkisiyle iyice düşen ücretleri değerlendirmek üzere yatırımlarını çevreye kaydırdı. Bu tercih merkezde işsizliğin yükselmesine ve işçi sınıfı direnişinin kırılmasına yol açtı.

Ancak merkez sermayesinin çevrede yarattığı istihdam olanakları buradaki emek arzını emmeye de yetmiyordu. Çevrede biriken işsizler, gemi gemi, fersah fersah merkez yollarına düştüler. Uzak ve Orta Doğu’dan, Türkiye ve Akdeniz üzerinden.

Silah tekellerinin, yeniden paylaşım aç gözlülüğünün, postSovyetik dönemin dünyasını yeniden şekillendirme hırsının yol açtığı savaşlar merkeze göç eden açlar ordusunu daha da büyüttü. Artık insanlar iş bulmak için değil, hayatlarını kurtarmak için kendilerini zifiri karanlıklara atıyorlardı.

Çevredeki yoksulluğun da, merkezdeki işsizliğin de nedeni kapitalizmdi.

Emekçi sınıfların algıladığı ise tamamen farklıydı.

* * *

Çevredeki işçiler sınıf kardeşlerini dirsekleyerek, sabahlara kadar çalışmaya razı konumda, iş bürolarının önünde sıraya girerken; merkezdekilerin gözünde can havliyle kendilerini Avrupa kapılarına atanlar düşmandı.

Emperyalizm emekçiyi emekçiye kırdırmayı başarmıştı.

İşte bu insanlık dışı ortamda Avrupa sağ partileri azgın bir yabancı düşmanlığını örgütler ve krizden çıkışın reçetesinin yerli olmayan herkesin sınır dışı edilmesi olduğunu bağırırken; sol partilerin takati ne olduğu bile anlaşılmayan bir şeyleri mırıldanmaya ancak yetti. Dünyaları küçülmüştü.

Ekonomik krizin çözümünün istikrarda, istikranın reçetesinin ise Dünya Bankası’nın, tekellerin elinde olduğuna inandılar. Boyun eğerken, yaptıkları aslında sınıf mücadelesinin yok edilmesiydi.

Seçim meydanlarında açıkça yalan söylediler, halkı kandırdılar ve zaten bunu yapmaları için tekeller tarafından özel olarak parlatıldılar.

Hollande Fransa’da solu bitiren yalancıdır.Tobin vergisi benzeri bir servet vergisi uygulama sözü vermişti. Bu sözünü seçim meydanında yüz üstü bırakırken hiç utanmadı. Şimdi arkasındaki toplumsal destek %5 düzeyinde. Ama bu önemli değil. Görevini tamamladı, solu itibarsızlaştırdı.

Öte yandan Syriza Yunanistan’ı ele geçirmek için fırsat kollayan tekellerin Truva atıydı. Geleneksel sağa karşı biriken toplumsal tepkiyi etkisizleştirmek için öne sürüldü. İktidara yerleşir yerleşmez Yunanistan’ın kalan bütün varlığını üç kuruşa pazarladı.

Sol bunu yaparsa halk ne yapmaz ?

* * *

Avrupa solu denilen şey emperyalist soygun şebekesinin uzantısıdır.

Yükselen ırkçılıkta, faşist sağın bu kadar yaygın bir ölçekte iktidar seçeneği olarak kendisini kabul ettirmiş olmasında doğrudan payı vardır.

Avrupa solunun tükenişi, aslında sosyalist mücadelenin güncelliğinin kanıtlanmasıdır.

Yeniden bir sosyal devlet inşası olanaksız görünüyor. Tekeller, patronlar emekçi sınıflara yönelik saldırılarını artıracaklar.

Bu ortamda kapitalizmin içinde herhangi bir ara çözüm söz konusu değil. Demokrasi falan palavra.

Ara çözüm denilen Hollande’dır, Syriza’dır ve böyleleri tekelci sermayenin siyasal aracıdır.

O nedenle artık “sol” diye bir kelimeyi de lügatımızdan çıkarmak zorundayız. Sol ise sosyalist-komünist olmak zorundadır ve yalnızca bunlar sol denilmeyi hak eder. Geriye kalanın hepsi sağdır.