Apışıp kalmak: AKP dış politikasının sonucu

30/07/2012 Pazartesi
Apışıp kalmak: AKP dış politikasının sonucu

Son bir yıl içinde bu köşede “Bunların Başına Bir İş Gelecek” demişim, “AKP Ne Yaptığını Biliyor mu ?” diye sormuşum.

AKP’nin emperyalizmin gücünü ve kendi güdüklüğünü hiç dikkate almayan hiperaktif politikasının duvara toslayacağını, Suriye’nin bölünmesinin bölgesel bir alt üst oluşa neden olacağını ve Kürt sorununu tamamen farklı bir çerçevede yeniden kuracağını öne sürmüşüm.

* * *

Emperyalizm, Çin’e kadar uzanan, hatta Çin’i bile kapsayan bölgesel büyük planlarının gereği olarak Türkiye’ye “yürü ya kulum” demişti.

Evet, bu dönemde AKP’nin daha önceki düzen aktörlerinden farklılıkları vardı. Kendisini bir “büyük” misyona adamıştı. Bir düzeni yıkmaya, yerine dini referanslı yenisini kurmaya çalışıyordu. Bu düzenin Anadolu dışında etkileri, egemenlik alanları olacaktı.

Ancak bunlar, büyük emperyalist düzenlemenin gereği olarak ortaya çıkan konjonktürel unsurlardı. AKP’nin yeni düzen hedefi, emperyalizmin bölgesel hedefleriyle üst üste düşmeseydi, önünün açılması olanaklı olmazdı. Saldırganlığı, özgüveni, vb hepsi buna bağlıydı.

* * *

Emperyalizm, emperyalizmdir. Tekellerin uluslararası hakimiyetine, dünyanın bu tekelci güçler arasında yeniden paylaşımına dayanır. Tekellerin yatırımları uluslararası nitelik kazansa bile arkalarında büyük devletler vardır. Dünyanın yeniden paylaşımı o nedenle emperyalist devletler arasındaki paylaşımdır. Ülkeler arasındaki patronaj ilişkileri bu düzenin karakteristiğidir.

Türkiye’ye tanınan “altemperyalistleşme” konumu tamamen bu hegemonyanın içindedir. Sınırlılıkları vardır. Geçicidir. Konjonktüreldir. Esas olarak bir taşeronluk ilişkisidir. Taşeronluk boğaz tokluğuna bile yapılmak zorunda kalınabilir. Türkiye’ye tanınan inisiyatif, inisiyatifi verenlerin işlerinin biteceği noktaya kadardır.

Düzen aktörlerinin ve memleketimizin bütün modernist birikimini bir tarafa iten ve hatta kökünü kazımaya yönelen AKP gibi bir partinin bu gerçekliği kavraması olanağı bulunmuyordu. Gerçekten Türkiye’nin kendileri sayesinde lig atladığına inandılar. Ortadoğu ve Arap coğrafyalarının şekillendirilmesinde kendi sözlerinin geçeceğini, büyük güçlerin bile kendilerine muhtaç olduğunu hayal ettiler.

Büyük güçlerin istediği de tam buydu.

Kendi siyasal görev ve vizyonları gereği olarak Türkiye’nin yakın dönem tarihini tümüyle reddeden, atalarının şaşaalı geçmişine gayet kaba bir biçimde öykünen bu parti, bu büyük emperyalist projeden kendisine büyük bir dev aynası üretti. Halk sınıflarının önemli kısmının önüne bu dev aynasını koydu.

* * *

Şimdi Suriye’de de aynen Libya’da olanlar oluyor. Suriye’nin mesafe olarak AKP’nin hemen elinin altında yer alması durumu değiştirmiyor. Libya trenine sonunda yetişebilmişler ve aşiret artığı çetecilere bir bavul dolusu Dolar teslim etmekle, oradaki Türk müteahhitlerini ancak kurtarabilmişlerdi.

Anlaşılan Suriye’de bunu bile yapmaya fırsat bulamayacaklar.

Bu, emperyalistlerle oynaşmaya çalışmanın kaçınılmaz sonucudur. Bu, bağımsızlıktan vazgeçmeye, kendini dev aynasında görme ukalalığına patronlarının çıkardığı faturadır.

Barzani düzeninin kuruluşuna yardım edenler, Türkiye’deki Kürt hareketini Barzani üzerinden kontrol altına almaya çalışanlar, şimdi Kuzey Irak’a büyük teorisyen Davutoğlu’nu göndererek yalnızca ne olduğunu anlamaya çalışabiliyorlar. Çaresizlik ve sefilliktir.

* * *

Kuzey Suriye’deki gelişmelerin Barzani tarafından organize edildiği anlaşılıyor. Barzani’nin ise bu işi ABD’nin bilgi ve onayı dışında gerçekleştiriyor olması olanaksız görünüyor.

Esad’ın ülke genelinde yitirdiği kontrolü Şam ve Halep’de tahkim etmek amacıyla, Kuzey Suriye’yi “gönüllü” olarak ve iç savaşın başından beri herhangi bir husumet yaşamamış olduğu Kürtler’e sessizce bıraktığı anlaşılıyor.

Esad’ın bu kararında Türkiye’yi PKK üzerinden zora sokmak gibi özel bir stratejisinin olup olmadığı şimdilik meçhul olmakla birlikte, ortaya çıkan somut gelişmelerin Türkiye açısından böyle bir sorun yarattığı görülüyor.

Türkiye’nin güney sınırı boyunca uzanan Kürt devleti bölgesel ABD planlarıyla uyumludur ve AKP yönetimi dahil olduğu bu planların böyle bir sonuç doğuracağını tahmin edememiştir.

* * *

Ancak Suriye açısından son perdenin henüz çok uzağındayız. En başından beri ABD ve NATO’nun Suriye’yi parçalama operasyonunda doğrudan rol almayacaklarını söylemiştik. Bu saptama halen geçerliliğini koruyor.

Suriye’yi, Irak’ta yaptıkları gibi Kürt bölgesi üzerinden parçalamaya başladılar. Suriye işini bölgesel işbirlikçilerine bıraktılar. Riskleri görecekler, özellikle Türkiye’yi risk alanının içine daha çok çekecekler, ona göre tutum alacaklar. Böylece Suriye operasyonu içinde, Türkiye’nin parçalanması projesinin ipuçları biraz daha somut olarak ortaya çıkıyor.

Suriye Kürt bölgesinin bu haliyle kalıcı olacağını düşünmek hayalcilik olur. Bu bölgenin içinde, bugünkü PKK çizgisiyle en küçük derecede bağlantılı, PKK ile ideolojik rezonans gösteren herhangi bir oluşuma izin verilmeyecektir.

O nedenle önümüzdeki dönemde, savaşın bir aşamasında ve Esad yönetiminin iyice zayıflatıldığı bir dönemeçte Kuzey’deki Kürtler’e yönelik İslami bir operasyonun yapılacağını, Kuzey Suriye Kürtleri’nin Barzanileştirileceklerini beklemeliyiz.

Suriye’yi diğer Baharlı Arap ülkeleri gibi bölecekler. Moderniteyle, laisizmle, solla bir biçimde temas halindeki etnik, dini yapıların bu yeni düzenleme içinde yerleri olmayacak ve bunların üzerine en şiddetli biçimde gidilecek.

* * *

Ancak ne olursa olsun, sınırlarını Akdeniz’e kadar genişleten Kürt gerçekliğinin Türkiye üzerinde etkileri olacak.

Ve ayrıca, Sünniler dışındaki yapılara yönlendirilecek şiddet Türkiye’nin içine bir mezhep gerginliği olarak yansıyacak.

* * *

AKP’nin dış politikası bitmiştir.

Şimdi, edilen bu kadar büyük lafın hiç olmazsa bir miktarcık gereğinin yerine getirilmesi bile Suriye’ye girilmesini gerektirir. İşte bu zorunluluk Erdoğan’ın yüz hatlarının hiç görmediğimiz derecede gerilmesinin nedenidir. İngiltere-Angola basketbol maçı sonrasında, kendisini Türk takımının odasına, kurallar gereği olarak, almak istemeyen sıradan bir görevliyi fırçalaması da, basının bu işi ikinci “one minute” olayı diye abartması da bundandır.

Ne yapacaklar, nasıl yapıp savaşa girecekler ? ABD’nin onayı olmadan bir adım dahi atamazlar. Onay almaları demek başlarına büyük belalar almaları demektir. Verilecek onayın tek amacı da bu olur. Türkiye, uluslar arası dünyada güvenilirliği kalmamış bir ülke konumuna hızla sürükleniyor ve hızla yalnızlaşıyor.

* * *

AKP, Esad yönetimini yıpratmak için geliştirilen çete savaşlarının organizasyonu gibi kirli bir işin üzerine hevesle atlamıştı. Şimdi bu işlevin bile gereksizleştiği bir noktaya doğru hızla kayılıyor.

Artık olayların akışı içinde sürüklenecekler. Fakat bir gerçeğin de farkında olmak gerek: Çaresizlikleri onları her zamankinden daha saldırgan yapacak.

Çaresizliklerinin yarattığı enerji birikimini savaşla boşaltmalarına izin verilirse büyük yıkım olur.