AKP'yi Ne Sanmıştınız?

19/03/2012 Pazartesi
AKP'yi Ne Sanmıştınız?

Türkiye'yi savaşa, felaketle sonuçlanacak maceralara sürükleyen bir parti iktidarda. Kamuoyunun bu durumu bundan 10 yıl önce böyle algılanmadığı da biliniyor. Değişik siyasi çevreler AKP ile ilişkili değerlendirmelerinde yaptıkları hatalarla bu iktidara destek oldular.

* * *

Liberal sol diye kodladığımız çevreler AKP'yi Türkiye'nin demokratikleşmesini sağlayacak, 12 Eylül ile hesaplaşmayı gerçekleştirecek bir parti olarak değerlendirerek, kendisine açıkça destek verdiler.

Bu yanlış değerlendirmenin arka planında sivil toplumculukları vardı.

Sivil toplumcu akım Türkiye'ye 12 Eylül döneminde ve oldukça acıklı bir seviyede girdi. O dönemin sivil toplumculuğu, önemli derecede, Batı tarafından özellikle desteklenen, sosyalizmin sefil muhalif entelektüel çevrelerinden esinlenmişti.

Buna göre, toplumsal gerçekliğin temel çelişkisi devlet ile devlet dışındaki, sivil toplum olarak tanımlanan yapı arasındaydı. Bu anlamıyla sivil toplumculuk kapitalist toplumsallığın sınıfsal karakterini görmezden geliyor ve/veya böyle görülmesini sağlamaya çalışıyordu.

Devlet sınıfsal bağlantılarından kopartılıyor, asker ve bürokrat kesimlerin egemenliğinde ve kendi dışındaki bütün yapılarla, bu arada burjuva sınıfların değişik toplumsal örgütlenme kanallarıyla da, çelişki halindeki kendi başına otoriter bir yapı olarak tanımlanıyordu.

Bu anlayış 1990'lardan itibaren özellikle ordu karşıtlığı biçiminde formüle edildi. Orduya karşı olmak demokratlık olarak tanımlandı. Bu bağlamda da kendi sermaye sınıfını, kendi devlet örgütlenmesini, kendi ordu ve polisini oluşturma hedefi en başından beri gayet açık olan AKP demokrat olarak kutsanarak desteklendi.

Konuyu böyle ele alan sol sivil toplumcularla, CIA ve ABD bağlantılı oldukları açık olan karşı devrimci unsurların yan yana düşmüş olmaları ironiktir.

* * *

Sosyalist solun çok önemli bölümü ise siyasi-toplumsal gelişmelere sınıfsal bir içerikle bakmakla birlikte bu bakışın somutlanmasında hatalı davrandı ve yukarıdaki sivil toplumcu çizgiyle aynı eksene düşmek kaderinden kurtulamadı.

Ben bu yaklaşımın “sol komünist” olarak nitelenebileceğini düşünüyorum.

Bu grup, AKP'nin büyük Ortadoğu'daki yeni emperyal planlar çerçevesinde ABD tarafından özel olarak desteklenerek iktidara taşındığını sonraki dönemde de, bütün dünya krize yuvarlanırken Türkiye'de rejimin ayakta kalması amacıyla finansal açıdan titizlikle yemlendiğini Türkiye'nin siyasi rejimini değiştirmek amacıyla ince olarak planlanmış bir planın AKP eliyle yürürlüğe konduğunu hedefinde Kemalist laik rejiminin ortadan kaldırılarak, yerine İslami referanslarla şekillendirilmiş yeni bir sermaye iktidarını kurmak olduğunu bunun ise sosyalist mücadelenin aydınlanmacı zeminini yok ettiğini hiç göremediler.

Türkiye'deki sermaye iktidarının, 80 yıllık sürekliliği içinde bir kopuşa zorlandığını anlayamadılar.

Eski sosyalist anlayış ve jargonla bu yeni iktidar partisiyle uğraşmanın yeterli olacağını düşündüler. Türkiye kapitalist bir devletti, dışa bağımlıydı, komprador burjuvazinin egemenliğindeydi, AKP ise bu süreklilik içinde aynı iktisadi-siyasal zemine oturan bir başka aktördü yalnızca.

Bizim AKP'yi hedef alan sloganlarımızı, Marksizm ve Leninizm adına ve sınıfsallığı göz ardı ettiğimiz gerekçesiyle küçümsüyorlar ve bizi düzen içi kimi milliyetçi sol gruplarla aynı çizgiye düşmekle suçluyorlardı.

Oysa emperyalizmin planları yeniydi, Türkiye'ye biçilen rol farklıydı, AKP Türkiye'yi dincileştirmek ve bölgede emperyalist bir konum edinmek istiyordu, bu amaçla kendisine görev veren emperyalistlere bu genel yol içinde ince ayar stratejiler bile önerebiliyor ve sınıfın aktif öğrencisi olarak yeni roller talep ediyordu, Türkiye'nin İslamizasyonu içeride işçi sınıfını pelteleştirmek, dışarıda Arap ülkelerini “silahsız” fethetmek için zorunluydu.

İç ve dış siyasal hedefler bir lider kültünün yaratılmasını gerektiriyordu. RTE tipolojisi zaten buraya oturuyordu.

Kısacası, emperyalist sistem, Türkiye'nin sermaye iktidarı, ülkemizdeki polis ve ordu gibi zor aygıtlarının tümü AKP'de ifadesini buluyor, sosyalizm mücadelesi açısından hedef AKP'de somutlanıyor, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez düzenin egemen siyasi aktörüyle, rejimin kendisi arasındaki çakışma bu derece net şekilde ortaya çıkıyor ve devlet ideolojisi, egemen ideoloji ve iktidardaki partinin ideolojisi arasındaki farklılıklar yok oluyordu.

Bu sosyalist mücadele açısından bir avantaj bile sunabilecekken, “sol komünist” akımlar bunu bile göremediler.

* * *

Bütün bunları şimdi bir kez daha yazmamın nedeni ise şu: AKP konusunda artık daha net düşünen bu çevrelerin, bu eski yanlışlarından hareketle, “Arap Baharı” ve Suriye'de yakın dönemde yaşanacaklar konusundaki mevcut yanlışlarını gözden geçirmeleri olanaklı olur belki. Hani bir musibet bin nasihatten iyidir misali.