AKP’ninki dik duruş değil, çaresiz yalnızlık

24/07/2017 Pazartesi
AKP’ninki dik duruş değil, çaresiz yalnızlık

Herkesle sorunlular.

Almanya ile yaşananlar ortada. ABD’de bir grup vekil, korumalarının estirdiği terörden dolayı özür dilemediği taktirde Erdoğan’ın ABD’ye girişine izin verilmesin diye Senato önünde eylem yaptı. İsveç’li bir grup parlamenter savaş suçlusudur gerekçesiyle uluslar arası mahkemeye başvurdu. Bu günlerin tek müttefiki Katar terör örgütü listesini yenileyebileceğini açıkladı, anlaşılan O’nun niyeti de AKP’yi yalnız bırakmak.

Ama durumu en veciz biçimde Irak eski başbakanı Maliki özetledi: “Türkiye ihtirasları için çok güçsüz.”

Yalnızlıkları derinleşiyor, yalnızlık saldırganlaştırıyor.

*****

AKP’nin sarıldığı ilk hikaye AB üyeliğiydi. Oysa AB’nin Türkiye’yi kabul etme niyeti yoktu. Amaç kendisine hiç benzemeyen, yüksek nüfus artış hızına sahip bu koca ülkeyi küçültünceye kadar kenarda bekletmekti.

Şimdi şimdi anlıyorlar, anladıkça nelere yol açabileceğini anlamayarak geriyorlar, çaresizliklerini kahramanlık diye yutturmaya çalışıyorlar.

*****

Sonra rotayı mecburen değiştirdiler. ABD’nin yıpranmış İsrail’in yerine Ortadoğu’da yeni bir oyuncuya ihtiyacı vardı. “One minute” şovu tam buraya denk getirildi. Bu müsamere, Siyonizm’e haddini bildirmek, İslam direnişi olarak pompalandı. Müslüman başkentlerde Erdoğan posterli gösteriler yapıldı. Yeni Osmanlı projesi piyasaya sürülüyor, padişahlık kutlanıyordu.

Ardından Suriye’ye taşınan savaş fırsata çevrilmeye çalışıldı. Şam Yeni Osmanlıcılığın başkenti olarak belirlendi. Fethedilecek, “diktatör Esed” devrilecekti.

Olmadı, oyun başlamadan bitti. Telaş hatalara yol açıyor, Suriye’de İsrail ile aynı safa yerleşmenin “one minute” şovunun maskesini düşüreceği görülemiyordu. AKP Suriye’de yalnızlaştı.

*****

Emperyal bir heves olarak Yeni Osmanlıcılık olacak iş değildi.

Ortadoğu’da herkesin planı vardı, ama herkes bu planını yerleşik ittifaklar üzerinden yürütüyor, eldekini heder etmemeye özen gösteriyordu.

2008 krizi ABD’nin karizmasını çizince, AKP emperyal hevesleri için krizin ürettiği hegemonya boşluğunu fırsata dönüştürmeye, kendi başına iş çevirmeye kalktı.

Tam manasıyla çuvalladı:

Esad rejimini yıkacağım derken Rusya faktörünü dikkate almadı, Rusya’nın savaşa dahil olmasının dengelerde yarattığı değişimi göremediği için ABD ile bozuştu, bu gelişme cihatçıları organize etmek için uzun dönem birlikte hareket ettiği Suud rejimiyle soğukluğa neden oldu, yalnızlığı Rusya ile giderme telaşı İdlib’i teslim ettiği Nusra’nın uzantısı Tahrir ile başını belaya soktuğu gibi NATO ile de ilişkileri gerdi, referandumu kazanmak için İslamcılığı Avrupa’ya taşımaya kalkınca AB merkezleriyle kavgaya tutuştu, Erdoğan Mescit-i Aksa’yı bombalayan İsrail’i kınarken damadı İsrail enerji bakanıyla doğalgazdan pay kapma pazarlığına tutuştu, inandırıcılık o pazarlık masasında bir kez daha teslim edildi.

*****

Manzara ağır bir yenilgidir.

AKP’nin emperyal niyetleri dışında somutlaşmış hiç bir stratejisi yoktur.

Güncel gelişmelere anlık tepkiler üretmekten başka şey yapamamaktadır.

Akıl dışı, gerçekliği kavrayamayan bir idealizmle olayların peşinde sürüklenmektedir.

Kendisine zaman kazandıran ve yaptıklarına göz yumulmasını sağlayan şey emperyalist hegemonya krizidir. Buna rağmen herkes “artık yeter” noktasındadır. En sonunda Alman dışişleri bakanı nezaket sınırlarını da aşarak durumu özetlemiştir: “Türkiye’ye çok sabır gösterdik.”

*****

AKP yalnızlığını kendisi yarattı.

Söz konusu olan dik duruş değildir. Antiemperyalizmle, büyük güçlere direnmekle, mazlumların yanında olmakla, Türkiye’yi ileriye taşımakla, güçlü liderlikle alakası yoktur.

Tersine AKP bölgenin dini, etnik farklılıklarını hiç dikkate almayan, kendi dinci ideolojisini siyasal bir rejim olarak dayatan fırsatçı, çapı küçük bir aktördür.

*****

Sonuç çaresiz yalnızlık olunca bunu bir şekilde pazarlamaları gerekiyor: “Güçlenen Türkiye’yi çekemiyorlar” yalanını bunun için uyduruyorlar. Bu yalan tabanı konsolide etmek için özellikle gerekiyor.

AKP dışarıda kaybettikçe acısını içeriden çıkarıyor.

Her yeni rejim kurucu bir zafere yaslanmak zorundadır. AKP’nin zaferi yoktur. Yeni Osmanlı çökmüş, AKP’nin eli boş kalmıştır. Tek referansı dinciliktir ve o da referans olacak nitelikte değildir. Türkiye AKP sayesinde her tür müdahaleye uygun bir zemindedir.

15 Temmuz’a biçilen kurucu anlam da bunlarla ilişkilidir.