AKP’yi kapatmak, türbanı yasaklamak yetmez - İlker Belek

15/06/2008 Pazar
AKP’yi kapatmak, türbanı yasaklamak yetmez - İlker Belek

Sorun ne demokrasi sorunu ne de türban.

Sorun gericilik, türban ise gericiliğin örgütlenmesinde kullanılan araçtır. Bilinçli biçimde meseleyi demokrasi ve özgürlük düzlemine kilitlediler. Türbanı, bilincin ve düşüncenin aydınlanmasının bile tartışılamayacağı bir biçimde, örgütlenmek amacıyla kullanıyorlar.

Bilimin karşısına evrensel insan hakkı diye örtünme tercihini ve yaradılış inancını çıkardılar. Bilimsel bilgi ile kör inancı aynı konunun seçenekleri olarak karşı karşıya getirdiler. Bilimi din düzeyine indirdiler. Oysa bilimin bulgu ve gerçekleri demokrasi ölçütüne vurulamaz, bireysel tercih konusu yapılamaz.

O nedenle, solun, gericilik karşısında bilimi, aydınlanmayı savunmaktan başka seçeneği yoktur.

Gericilik türbanla sınırlı da değildir. AKP ve düzen partilerinin diğerleri piyasacı, gerici ve Amerikancı'dır.

Amerika'nın istediği, emperyal projelerinin sınır tanımadan girebildiği, istediği gibi talan edebildiği bir Türkiye'dir. Bizde iktidar olacak partinin piyasacılığı ABD için o nedenle yaşamsaldır. İslam bir sosyal düzen biçimi olarak ticaret döneminin ideolojik-siyasal tezahürüdür. Bu karakteri nedeniyle Türkiye üzerindeki piyasalaştırıcı operasyonlara tam denk geliyor. Bu kadar da değil. İslam Türkiye'yi tevekküle mecbur etmenin en etkili aracıdır ve bu nedenle Amerikanizm ile tam uyuşmaktadır.

Amerikancılık, piyasacılık ve siyasal İslam gericiliğin içeriğinde vardır. Siyasal İslam hem toplumu uyuşturuyor hem de piyasayı ve ABD'yi kutsayan ideolojiyi toplumsallaştırıyor.

Bütün bu nedenlerle, eğer söz konusu olan ülkemiz ve insanlıksa, AKP'nin kapatılması gerekir. Daha önce de yazmıştım, örgütlenmesine hiç izin verilmemeliydi.

Ancak, AKP'nin kapatılmasının, türbanın üniversitede yasaklanmasının, gericiliğin çaresi olduğu da düşünülmemelidir.

Dünyayı dini perspektifle değerlendirmeyi, örgütlemeyi hedefleyen her tür kurumsal, düşünsel kırıntının temizlenmesi için bir an önce topyekün bir atılım gerçekleştirilmelidir.

Devlet ve bağlı kurumlar, ideolojik, siyasal, kurumsal, vb düzlemlerde bunu yapacak cesareti gösteremedikleri için, siyasal İslam'ı sınırlamaya yönelik yaptırımları, sorunu ancak geciktirmeye ve karşı tarafın kısa süre içinde daha da etkili biçimde örgütlenmesine yarıyor.

Yapılması gereken açıktır. Ancak Türkiye'nin burjuva devlet yapısının bunu yapacak mecali iki nedenle bulunmamaktadır.

Bunlardan birisi Cumhuriyet'in kuruluş döneminde, her ne kadar hilafet ile savaşılmış olsa da, İslam'ın, toplumu 'yedi düvel'e karşı birleştirmek için, yapıştırıcı ideolojik ve hatta siyasal bir unsur olarak bizzat Cumhuriyet'in kurucuları tarafından kullanılmışlığıdır.

İkinci faktör ise Cumhuriyet'in kendisini feodal üretim ilişkileri üzerine kurmuş olmasıdır. Cumhuriyet yerli sermaye yaratmak hedefini, feodalizmi "yaratıcı bir yıkıcılık"la değiştirerek değil, onu kapsamaya yönelik bir perspektifle gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bu nedenle ağa-aşiret düzeni yeni rejimin asli bir sınıfsal partneri olarak ayakta kalmış ve sonraki yıllarda palazlanan burjuva iktidarı karşısında da her zaman ideolojik bütünlüğünü sürdürmeyi başarmıştır.

Kısacası, Türkiye'nin siyasal İslam'dan kurtulabilmesi farklı bir sınıf perspektifini gerektiriyor. Bunun değişik bileşenleri olmak zorunda: Büyük kamusal çiftlikler, kamusal bir sanayi, gelir eşitliği, yaygın, bilimsel eğitim olanakları gibi. Türkiye'nin dışa bağımlılığını ve yoksulluğu ortadan kaldıracak şeyler bunlardır.

Türkiye'de Amerikancılığın ve biz dışarıya muhtacız çaresizliğinin kırılması ancak güçlü kamusal düzenlemelerle olanaklı olur. Türkiye'de emekçi sınıfları bugününden bezdiren, güçlü bir emperyal ülkenin kanatları altında ya da öte dünyada güven arayışına iten şey kamunun parçalanmış olmasıdır.

Emekçi sınıflarımızın bugününü kurtaran Amerikancılık, yarınını kurtaran da öte dünya inancıdır. Dinci gericilik ile Amerikancılık arasındaki genetik uyumun nedeni de budur.