AKP ve Gericilikle Mücadele Edilecekse Türban Ciddiye Alınacak

18/10/2010 Pazartesi
AKP ve Gericilikle Mücadele Edilecekse Türban Ciddiye Alınacak

Bu haftayı da bu konuya ayıralım. Malum üniversitedeki yaşamı değiştirmeye çalışıyorlar, meseleyi lehlerine kapatmak bakımından epey avantajlılar. Durum ciddi. Biz de bir pratiğin içindeyiz. Düşüncelerimiz pratiğimizi, pratiğimiz düşüncelerimizi etkiliyor.

1- AKP kazandıklarıyla yetinmeyecek

En başından beri en büyük yanılgılardan birisi AKP’nin vizyonsuz ve kimi küçük kazanımlarla yetinecek bir parti olduğunun düşünülmesiydi. Hatta iktidar olamayacağına inananlar bile vardı.

Oysa bu ekip, uzun bir geçmişe sahip İslami hareketin değişik kademelerinde epey pişmiş, siyasal İslam’ı içine sindirmişti. Amerikancı ve piyasacıydı, yaşam tarzını dincileştirmek gibi bir anlayışa sahipti. Arkasına emperyal güçlerin desteğini almıştı.

Verili hareket tarzlarıyla, yine Amerikancı ve piyasacı laik güçleri ezmesi kaçınılmazdı.

Türkiye’de siyasal İslam’ın örgütlenme tarzıyla tamamen uyumlu biçimde, karşı tarafı ürkütmeden yol almak gibi bir anlayışları vardı. Gerekirse bir adımdan sonra iki adım geri atıyorlar, ancak o noktada kalmayıp, fırsatını yaratarak üç adım ileri sıçrıyorlardı.

Türban konusunda da durmayacaklar. Geçen hafta kamusal alan sınırlamasını geçersiz saymışlardı. 29 Ekim resepsiyonu vesilesiyle Çankaya çıkartmasını ilan ettiler. Çankaya kamunun ve ülkenin tepesidir. Tepenin tepesinde tepineceklerini açıklamış oluyorlar.

Dahası da gelecektir. O nedenle bu gidişatı bir biçimde faşizm ya da İslami faşizm olarak niteliyoruz.

2- Baş örtüsü ya da türban sahte bir gündem değildir

Önce Kılıçdaroğlu böyle niteledi. Fazla uzatmayalım anlamında. Onunki bir yenilginin kabullenilişidir. Toplumdaki gericileşmeden biz de nemalanabilir miyiz diye fırsat kolluyor. Yedirmezler.

Ancak, daha da kötüsü bazı sol ve/ya da devrimci demokrat çevrelerin de aynı şekilde düşünmesi. Bunun nedeni türban konusunu sınıf sorunları ve mücadelesi içine yerleştirememeleri olabilir.

Oysa şu kadarı bile yeter: Topluma kadının örtünmesi gerektiğinin kabul ettirilmesi akıl karşısında dinin egemen kılınması, insan eylemliliğinin dünyadan kopartılması demektir.

O nedenle, üniversitede türbanın serbest bırakılmasının ev içine tıkılan ve okumasına izin verilmeyen kız çocuklarını özgürleştireceği tezi tam bir saçmalıktır. Evin dışına çıkmaları olsa olsa dünyayı gerici fethedişlerinin önünü açar.

Türban AKP gericiliğinin örgütlenmesindeki en önemli araçtır. Onu sahte olarak değerlendirenler AKP ile mücadelenin önemini, gericiliğin iktisadi, siyasal, sosyal yönlerinin bir bütünlük oluşturduğunu göremeyenler ya da bunlarla mücadele etme isteği olmayanlardır.

3- Örtünmenin masum biçimi yoktur

Ya da örtünmek örtünmektir. Örtünmek, örtünmek istemek, örtünmeyi savunmak insanoğlunu aşağılamak, akıl dışı kurallar karşısında boyun eğmeye zorlamaktır.

Ninelerimizin, analarımızın örtünmesi de en azından türbanla örtünmek kadar gericiydi.
Aradaki tek fark türbanın siyasal örgütlenmede doğrudan bir anlamının bulunmasıdır.

Aydınlanma mücadelesinin önemli boyutlarından birisi, nasıl olursa olsun kadının örtünmesine, erkek karşısında ezik konuma mecbur kılınmasına, insanın toplumsal yaşamdan ve dünyevi meselelerden dışlanmasına karşı çıkmaktan, bunun için de siyasal İslam’ın temel tezleriyle, iktidar biçimiyle, sermaye sınıfıyla kurduğu ilişkilerle, İslamcı seçkinlerin yaşam tarzlarıyla hesaplaşmaktan geçer.

Örtünmek bireysel bir tercih değildir. Örtünmeyi böyle göstermek büyük yalandır.

Örtünmenin bireysel bir tercih olabilmesi için insanlarımızın en azından 18 yaşına kadar dinden steril bir ortamda büyüyebilmesi gerekir. Aklı yetmeyen dönemlerinde örtülere kapatılanların bireysel tercih kapasitelerinin gelişmesi bile söz konusu değildir. Örtünmenin bu nedenle de masum bir tarafı yoktur.

Örtü aklı örter, dinci iktidara güç verir. Örtüyle mücadele AKP’yle mücadelenin ta kendisidir. AKP ile mücadele örtüleri kaldırmanın gerek koşuludur.