4 Şubat Sendikaları?

08/02/2010 Pazartesi
4 Şubat Sendikaları?

Sendikaların, konunun en genel düzleminde, büyük sorunları var: Diğerlerinin karakteri belli olduğu için onları bir tarafa bırakalım. Ancak, arada sırada gerçekleştirdikleri kararlı tutumlarının hakkını vermek koşuluyla, DİSK ve KESK için de durum böyle.

Örneğin DİSK 1990'ların başında Ören'de yazdığı tezlerle teknolojinin işçi sınıfını değiştirdiğini belirterek, neredeyse sınıf mücadelesinin geçersizleştiğini ilan etmişti. 12 Eylül sonrasındaki bu açılış, DİSK'in daha sonraki dönemde direksiyonu düzeltememesinin temel nedenlerinden birisidir bana kalırsa.

KESK ise kuruluş aşamasında yakaladığı büyük ivmenin ertesinde tam bir dağınıklık yaşıyor. Kürt sorununda Kürt hareketine endeksli tutum konfederasyonumuzu küçültüyor. Sınıf perspektifinin bir türlü yakalanamaması kitle bağlarının kopmasına neden oluyor.

* * *

Daha somut düzlemde, örgütsel çalışma anlayışına ilişkin sorunları KESK örneğinde şöyle sıralayabilirim: 1- Siyasal yapıların sendika yönetimlerinde sandalye kapmaya yönelik yarışları. 2- Sendikal düzlemde siyaset yapmanın bu paylaşım savaşına indirgenmesi. 3- İşyeri ölçeğinde temsilci ve delege seçimlerindeki tercihlerin yine aynı mantık ekseninde gerçekleştirilmesi. 4- Yönetim düzeyinden işyeri düzeyine kadar bütün ilişkilerin ahbap çavuş anlayışıyla kurulması. 5- Aktivistlerin niteliğinin düşmesi, yeni kadro yetiştirmeye dikkat edilmemesi, inançsız, umutsuz kadrolardan oluşan bir örgüt yapısı. 6- İşyeri düzeyindeki örgütlenme çalışmalarının (yeni üye kaydetme faaliyetinin bile) hemen tümüyle terk edilmesi.

Sonuçta ortaya çıkan yapı neredeyse bürokratik bir devlet dairesi gibidir.
* * *

Konfederasyonlar platformu tarafından bile adı konulamayan 4 Şubat eyleminin düşük etkinlikte gerçekleşmesinin nedenlerini buralarda aramak gerekir.

TÜRK-İŞ işin başından beri zaten niyetsizdi. Daha o aşamada DİSK ve KESK inisiyatif kullanarak eylem kararını almalıydılar. TEKEL olayında yaşananların sınıfa genel bir saldırı olduğunu açıkladıktan sonra, sürecin esas öznesinin TÜRK-İŞ olduğunu ileri sürmek en azından topu taca atmak anlamına geliyordu. DİSK ve KESK genel grev yapılsın mı yapılmasın mı tartışmalarıyla geçen, ama nihayetinde bir şekilde eylem kararı alınacağı belli olan, son 15 günlük süreyi bile boşuna harcadılar.

Bu iki konfederasyonun böylesi kapsamlı bir eylemlilik için yeterince örgütlü olmadıkları, örgütlü oldukları noktalarda ise tabanlarını gerektiği ölçüde eyleme katamayacakları bugünün koşullarında bir veridir. Ancak bu çapta bir karşı devrimci saldırı karşısında, bu veri ataletin değil yeni bir atılımın aracı olarak kullanılmalıydı. Özellikle MEMUR SEN ve TÜRK KAMU SEN karşısında ciddi üye kaybı yaşayan KESK açısından, bu olay yeni bir örgütsel atılım fırsatıydı. Diğer iki konfederasyonun gerçek yüzlerinin açığa çıkarılması böyle olanaklı olabilirdi.

* * *

Bana kalırsa TEKEL direnişiyle işçi sınıfımızın mücadelesinde yeni bir sayfa açılmıştır. Ancak bu sayfa bir tabula rasa değildir. Yukarıda özetlemeye çalıştığım sorunlar dikkate alınmak ve çözülmek zorundadır.

* * *

Bu noktada bizim ne yapacağımız hem kendimiz hem de işçi sınıfımız açısından büyük önem taşıyor.

Sendikal çalışmayı siyasal örgütlenme kanalı olarak görmek kesinlikle yanlıştır.

Bugün temel gereksinim sınıfın (başka kanallar da var şüphesiz) mücadeleye sevk edilmesidir. Milyonlarca işçinin kapsanması açısından bugün en uygun araç halen sendikalardır. Kanımca, TEKEL direnişinin ortaya koyduğu en önemli ders şudur: Siyasal verimlilik, sınıf muharebe meydanına girdiğinde, yani kendiliğinden sınıf hareketi bir kez ortaya çıktığında, kendisini belli etmektedir.

Yapılması gereken, işçi sınıfının kendiliğinden enerjisini açığa çıkarmak, toparlamak için sendikalara yönelmek, kısacası sendikalarda sendikalı olarak çalışmaktır.

Kısacası öncelikle kervanı yola çıkarmak gerekmektedir. Sonrasına yolda bakılacaktır.

* * *

Eğer böyleyse, sınıf perspektifiyle, hakları korumak ve geliştirmek amacıyla, antikapitalist ve antiemperyalist çizgide sendikacılık yapacak kadrolar gerekiyor demektir. 4 Şubat bu konuda belirgin bir açığın bulunduğunu bir kez daha ortaya çıkarmıştır.